09.03.2026

Yiğit Günsoy’un kaleminden Giacomo Puccini’nin (1858-1924) dehasıyla ölümsüzleşen Tosca!
Puccini, La Boheme’i tamamlamadan önce, Sardou’nun Tosca eserini bestelemeyi düşünüyordu. Birkaç yıl önce de bu eseri bestelemek istemiş, fakat telif haklarında ortaya çıkan bazı sorunlar nedeniyle bu düşüncesinden vazgeçmişti. Bu, oldukça şaşırtıcı bir seçimdi, çünkü kendi librettisti olan Illica, La Boheme üzerinde çalışırken aynı zamanda başka bir Ricordi bestecisi olan Alberto Franchetti’ye Tosca librettosu yazmakla meşguldü. Ricordi, Puccini’nin konu üzerine ilgisini kaybettiği zaman telif haklarını Franchetti için satın almıştı. Büyük ihtimalle bu nedenden dolayı Puccini’nin proje üzerine ilgisi yeniden alevlenmişti. Tüm bunlardan sonra Puccini, Tosca’nın Franchetti’ye ait olup olmamasına hiç önem vermedi. Kendisi bir prensti ve Ricordi bir yolunu bulup Franchetti’yi bu fikirden vazgeçirmek zorundaydı! Söylenene göre Ricordi, Franchetti’yi Tosca’nın operaya dönüştürmek için iyi bir eser olmadığını söyleyerek razı etmiş, hemen sonra da Puccini, Tosca’yı bestelemeye başlayacağını haber vermişti. Franchetti’nin mirasçıları ise Ricordi’nin uysal mizaçlı Franchetti’ye gidip, Puccini’nin bu eseri çok daha başarıyla besteleyeceğini söylemesi üzerine projeden vazgeçtiğini söyler.
Her ne olursa olsun, La Boheme prömiyerini yaptığı zaman, Tosca Puccini’ye aitti. Puccini, Illica’nın tamamlanmış librettosunu çok beğenmişti. Ayrıca Giacosa da Illica’nın bitirdiği libretto üzerinde bazı ufak detayları değiştirmek için ekibe katılmıştı. Ancak Sardou ile yapılan toplantılarda problemler ortaya çıkmaya başladı. Illica, Tosca’nın ölen sevgilisi için uzun bir arya söyleyip intihar etmesini istiyordu. Buna şiddetle karşı çıkan Sardou, Puccini’ye fikrini sordu. Puccini bu aryaya ‘Palto Aryası’ başlığını takmıştı. Oyun yazarı bunun anlamını sorduğunda besteci “Dinleyicilerin paltolarını giyip eve gitmek istedikleri anda söylenen ve hiç kimsenin dinlemediği arya” açıklamasını yapmıştı. Sardou bu açıklamadan çok etkilenmiş ve Puccini’nin de kendisi gibi tiyatroyu bilen biri olduğunu düşünmüştü. Puccini deSardou’ya tam olarak güvenmiş hatta Tosca’nın hak ettiği başarıyı sağlayıp sağlayamaması konusunda duyduğu endişeyi şu konuşmayla belirtmişti.
Puccini: Belki de bir Fransızın sizin eserinizi bestelemesi daha doğru olurdu.
Sardou: Hayır, İtalyan olması daha iyi. Tosca bir Roma hikâyesi, sizin İtalyan şarkılarınıza ihtiyacı var.
Puccini: Verdi, bizim büyük Verdi’miz Tosca’yı düşündü sonra vazgeçti, konunun onu korkuttuğu kesin. Benim de korkmuş olmam sizi şaşırtıyor mu?
Sardou: Verdi korkmadı, Verdi artık yaşlı, Verdi artık yorgun. Böylesine büyük bir bestecinin Tosca’nın güzel bir opera olacağı yolunda yaptığı yorum size cesaret vermeli. O, Tosca’dan büyük bir opera yaratılacağına inanmıştı.
Puccini: Alberto Franchetti de Tosca’yı düşünüp sonra vazgeçti.
Sardou: Bu, sevgili maestro, hiçbir şey ifade etmez. İki besteci bu eseri düşündü. Bunun tek anlamı Tosca’nın canlılığıdır.
Puccini: Fakat benim müziğim çok hislidir, narindir, başka bir rejisterde yazılır.
Sardou (bağırarak): Rejister diye bir şey yoktur maestro Puccini, yetenek diye bir şey vardır.
Puccini: Daha önceki kahramanlarım Manon ve Mimi, Tosca’dan farklı.
Sardou: Manon, Mimi, Tosca hepsi aynı şey! Âşık kadınların hepsi aynı ailedendir. Ben Marcella ve Fernanda’yı yarattım; Fedora, Theodora ve Cleopatra’yı yarattım. Hepsi aynı kadın.
Sardou ile olan bu toplantılar son derece verimliydi, fakat 1899 Ocak ayında yapılan daha sonraki toplantılar için aynı şeyi söyleyemeyiz. Puccini, Ricordi’ye şöyle yazdı: “Bugün Sardou ile bir saat geçirdim ve finalde neyin yanlış olduğunu söyledi. Her ne olursa olsun Tosca’nın ölmesini istiyor. Fakat ben aynı fikirde değilim. Delirmesini kabul ediyor fakat çırpınan bir kuş gibi bayılıp ölmesini istiyor. Bence final narin olmalı, “eclatante” değil. Dekoru çizerken kale ve San Pietro arasında Tiber nehrinin akmasını istedi! Bense ona nehrin diğer taraftan aktığını anlattım. Bir balık gibi soğuk “Oh, bu hiç önemli değil” dedi. Çok garip bir adam.”
Genel olarak besteci, librettistler ve oyun yazarı arasında hiçbir gerçek çatışma yaşanmadı. Sorunlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Özellikle eserin operaya uygun olmadığını düşünen Giacosa, son derece isteksizdi. Sadece Ricordi’ye olan büyük saygısından bu işi kabul ettiğini yüksek sesle söylüyordu. Giacosa’nın isteksizliği anlaşılabilirdi. La Boheme’de başına gelen şeylerin tekrarlanmasından korkuyordu, üstelik tüm bunlar inanmadığı bir eser için tekrarlanacaktı. İstifa isteği, Ricordi tarafından reddedildi. Fakat Giacosa bu eserde hiçbir zaman tam bir mutluluk içinde çalışmadı ve hiçbir zaman Tosca’yı uygun bir opera materyali olarak kabullenmedi. Aralık ayında kendisini yavaş çalışmak ve zaman harcamak yolunda eleştiren Ricordi’ye kızdı. Puccini’nin avlanarak daha çok vakit harcadığını, işini bitirdiği zaman bestecinin yeni birtakım değişiklikler isteyip onu yeniden çalışmaya zorlayacağını hatırlattı. 14 Aralık’ta yazdığı mektupta Scarpia’nın karakterizasyonuna karşı çıktığını söyledi ve mektubunu “Bu işi yapacağım, fakat tüm sorumluluğu reddediyorum” diye bitirdi. Tüm bunlara rağmen genel olarak besteci, librettistler ve oyun yazarı hakkında hiçbir gerçek tartışma yaşanmadı.
Librettonun tamamlanan bölümleri yavaş yavaş gelmeye başlıyordu, fakat bazı bölümlere Puccini’nin tepkisi büyüktü. Örneğin Temmuz ayında ikinci perdenin sonundaki “E avanti a lui tremava tutta Roma” cümlesinin kesilmesi Puccini’yi şaşırtmıştı. Besteci özellikle bu cümlenin katılması yolunda ısrar etmiş ve bu kan donduran efekt operadaki yerini almıştı. Ricordi ve iki librettistin yanı sıra Sardou’da bazı tekliflerle ortaya çıkıyordu, Puccini oyun yazarının her isteğini yerine getiriyor, ona hem bir drama yazarı olarak büyük saygı duyuyor hem de Sardou’nun operayı tümüyle onaylamasını istiyordu.
İş yumuşak bir şekilde ilerliyordu, 18 Ağustos tarihinde Puccini, birinci perde finalini bestelemeye hazırdı. Bu sahne kısa, fakat operanın en dramatik sahnelerinden biri olmalıydı. Bu sahneyi doğru olarak yorumlamak için Puccini, bazı kişilere kiliseyle ilgili konular hakkında akıl danışmak zorundaydı. Kardinalin mihraba doğru yürüyüp, Te Deum’u kutlamak için hazırlık yaptığı sırada söylenecek duanın sözlerine ihtiyacı vardı. Puccini, arkadaşı ve dostu olan Guido Vandini’ye ihtiyacı olan duayı yollamasını rica eden bir mektup yazdı.
“Ecce sacerdos magnus” un yazılı bir versiyonuna ihtiyacım var. Ayrıca, bir piskopos kortej eşliğinde askeri bir zafer için Te Deum’u söylemek üzere papazların toplandıkları yerden, ana mihraba yürürken diğer rahiplerin ne söylediğini sor. Ben “Ecce sacerdos magnus”un papaz veya halk tarafından mırıldanılmasını düşündüm ama uygun olur mu bilmiyorum.”
Vandini’den uzun süre bir cevap alamayan Puccini, Ecce sacerdos’tan vaz geçti. Onun çok kuvvetli bir dua olduğunu düşünmeye başlamıştı, dramatik nedenlerden dolayı metnin mırıldanılması lazımdı.
Yardım istemekten hiç çekinmeyen besteci, 1897 yılında tanıştığı operasever rahip Pietro Panichelli’den yardım istedi. Panichelli, St. Peters’taki en büyük çanın doğru tonunu Puccini’ye bildirmiş, ayrıca, kardinallerin geçit töreni sırasındaki doğru sıralamayı da besteciye tarif etmişti. Puccini Ağustos ayında yazdığı mektupta şöyle der: “Te Deum’dan önce bir şey denmediğini veya söylenmediğini biliyorum fakat tekrar ediyorum (doğru olur ya da olmaz!) mırıldanılacak bir şey arıyorum. Bunu ya papazların ya da halkın söylemesini istiyorum. Halkın söylemesi daha iyi çünkü sahnede onlar çoğunlukta olacak.”
Tüm bu yardım isteklerine rağmen aradığı seslere sahip metni, eski bir dua kitabında bulan yine Puccini oldu. Şubat ayında Torre del Lago’ya dönen besteci ikinci perde üzerine çalışmaya başladı. Notlara göre iş 16 Temmuz’da bitti. Tüm bu zaman içinde Giacosa ve Illica ile olağan çatışmalar yaşanmaya devam ediyordu. Illica, sanata ve hayata veda edilen uzun ve felsefik bir aryanın üçüncü perdenin başında Mario tarafından söylenmesinde ısrar ediyordu. Bu fikir hem Verdi’nin hem de Sardou’nun çok hoşuna gitmişti. (Bu fikirden vaz geçilmedi ve en popüler Puccini aryalarından biri olan ‘E lucevan le stelle’ bestelendi.) 29 Eylül’de operanın üçüncü perdesi ve final tamamlanmıştı. Elde edeceği başarıdan emin olan Puccini operasını Ricordi’ye yolladı.
Puccini, yılın sonuna doğru tüm ilgisini Tosca’nın ilk temsiline odakladı, prodüksiyonla ilgilenmek üzere Roma’ya gitti. Provalar her zaman olduğu gibi uzun ve yorucuydu fakat büyük bir problemle karşılaşılmadı. Puccini, Romen soprano Hariclea Darclée, tenor Emilio De Marchi ve bariton Eugenio Giraldoni’den oluşan kadrodan memnundu. Operanın ilk temsilini, Roma’daki Teatro Costanzi’de, şef Leopoldo Mugnone’nin yöneteceği ise ayrı bir sevinç kaynağıydı.
Roma, yeni operanın ilk temsilini yapması için Illica tarafından seçilmişti. Başkentte geçen bir opera, özellikle de İtalya’nın en ünlü bestecisi tarafından bestelenmiş bir operanın ilk temsilini Roma’da yapması çok mantıklıydı. Bu seçim mantıklı olabilirdi fakat akıllıca değildi. Prömiyerden önce şehirdeki atmosfer oldukça karışıktı. Etrafta devrim söylentileri vardı. Her yerde grev vardı ve İtalyan hükümetinin çökeceği konuşuluyordu. Monarşi de tehdit altındaydı ve Kral Umberto’ya suikast teşebbüsünde bulunulmuştu. (prömiyerden birkaç ay sonra Kral bir suikastçi tarafından öldürüldü) İlk temsil neredeyse resmî bir hava kazandı. Temsile kraliçe ve diğer krallık üyeleriyle yüksek rütbeli devlet adamlarının da katılacağı biliniyordu.
14 Ocak’taki prömiyer sabahı Puccini, sosyal veya politik olaylara çok fazla önem vermiyordu. Onun zihninde olan şey bir grup eleştirmen ve rakip müzisyenin kendisi ve yeni operası hakkında komplo teorileri kurduğu yolundaki dedikodulardı. Söylentilerin abartıldığını düşünen Puccini, kendinden emindi. Diğer taraftan Mugnone, oldukça endişeliydi. Şehrin içinde bulunduğu sosyal durumun farkında olan orkestra şefi bu konuda tatsız bazı tecrübeler yaşamıştı. Birkaç yıl önce Barselona’da temsil yönetirken politik amaçlı bombalar patlatılmış ve birkaç kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Orkestra şefinin korkuları, temsil başlamadan 15 dakika önce Roma polisinden bir delegenin onu ziyaret etmesiyle daha da arttı. Kendisine bazı gösterilerin olabileceği hatta bombalama olayının ihtimal dâhilinde olduğu söylendi. Herhangi şüpheli bir durumda seyircileri yatıştırmak için orkestraya kraliyet marşını çaldırmasını öğütledi. Polisin tüm bu tehditlerin asılsız olabileceği yolundaki fikri bile oldukça gergin olan Mugnone’yi yatıştıramadı.
Büyük ve saygıdeğer kalabalığın tüm bu dedikodulardan haberi yoktu. Biletler haftalar öncesinden tükenmişti. Davetlilerin arasında sanat dünyasından ünlüler, diplomatlar, devlet adamları, Mascagni, Cilea ve Franchetti gibi müzisyenler vardı. Kraliçe Margherita bir yemek davetinde olduğu için ilk perdeyi izleyemedi. Gösteri benzeri olan tek olay, Mascagni locasında yerini almak üzereyken bir grubun “Viva Mascagni” diye bağırması oldu.
Temsil başladıktan sonra başka bir olay gerçekleşmedi fakat beklenen coşkulu tezahürat da görülmedi. Temel aryalar sıcak bir şekilde alkışlandı ve tekrar edildi, besteci birkaç kez sahneye davet edildi fakat eserin ilk gecesi büyük bir zaferden çok orta sınıf bir başarı olarak tanımlandı. Asıl sorunun konuda ve librettoda olduğu öne sürüldü. Konu, müziği boğuyordu; çok fazla şiddet, çok fazla işkence, çok az lirizm vardı. Kısaca çok fazla öfke, çok az şiirsellik. Müzik, dramaya teslim olmuştu. Birçok eleştirmen, sonucun müzik eşlikli bir melodram olduğunu belirtti.
Her ne olursa olsun, Puccini’nin son operası büyük bir olay olarak görüldü. Librettonun zayıf olduğunu söyleyen yazısına rağmen Corriere d’Italia baş sayfasını bestecinin yeni eserine ayırdı. Popolo Romano, L’Avanti ve Nuovo Fanfulla ayrıca Corriere della Sera gazeteleri de benzer eleştirilerde bulundu. Fakat en kötü eleştiri bir eleştirmenden değil, Illica’dan geldi. Hemen hemen tüm yazılarda libretto eleştirilince, prömiyerden sonra Ricordi’ye öfke dolu bir mektup yazdı. Operanın tanınmaz hâlde olduğunu, librettonun en etkili bölümlerinin izni olmadan çıkartıldığını, ayrıca eserdeki birkaç melodinin daha önce terkedilmiş olan La Lupa eserinden alındığını yazdı. Puccini’nin librettistlerini hizmetçi olarak kullandığını söyledi. Ricordi’yi de librettonun son hâlini saklayıp ona göstermemekle suçladı. Mektubunu Ricordi ile olan tüm iş birliğinden vazgeçtiğini söyleyerek bitirdi.
Fakat Illica, ne Puccini’den ne de Ricordi’den ayrılmadı. Tosca, Teatro Costanzi’de aynı sezon boyunca 20 kez daha hep dolu salona oynadı. Puccini, Giacosa ve Illica’nın iş birliği ortaklardan hiçbirinin bozamayacağı kadar başarılıydı. Yaradılışları ve alışkanlıkları ne kadar birbirinden farklı olursa olsun her üçünün de bir arada çalışması kendi yararlarınaydı.