13.03.2026

Ülkemizin sanat dünyasındaki başarılı isimler, akademide yer alarak iyi müzisyenlerin yetişmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Arz talep ilişkisini karşılayan bu kıymetli sanatsever tutum, yaygınlaşmaya devam ediyor. Başarılı çalışmalarıyla anılan Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı da çatısı altındaki akademik kadronun bilinçli adımlarıyla hem kıdem sahibi hem de genç eğitimcilere yer veriyor. Bahar Büyükgönenç, Halit Turgay, Cem Babacan, Münif Akalın, Aleksandra Nadin Bolşen, Dilara Melisa Uzunarslan, Turgay Erdener, Orhan Çelebi, Çiğdem İyicil, Ceyda Ergin, Aysu Zehra Şanver, Dilek Batıbay ve Nafiz Camgöz yoğun çalışmaları arasında merak ettiğim soruları yanıtladı.
Müzik hayatınıza nasıl girdi?
Bahar Büyükgönenç: Müzik hayatıma 11 yaşında konservatuvara girdiğimde başladım. Konservatuvarlı olmak, müziğin hayatımda ne kadar önemli bir yer tutacağını fark etmemi sağladı. Konservatuvar eğitimiyle birlikte, müzik benim için sadece bir ilgi alanı değil, disiplin gerektiren ve sürekli gelişim isteyen bir yaşam biçimine dönüştü.
Orhan Çelebi: Müzik hep içimizde, doğuştan olan bir şey. “Hayatıma nasıl girdi?” sorusu değil de “Nasıl ortaya çıktı?” benim adıma daha doğru bir soru gibi. Babam, Türk Halk Müziği nefesli sazları çalan duayen bir üstat. Babam bana müzik adına hiçbir şey öğretmemiştir ki buna minnettarım. Müziğe eğilimimi fark ettiği zaman, 5-6 yaşlarımdayken bana küçük, oyuncak bir klavye almıştı. O “oyuncağımla” kendi müziğimi, mutlu olduğum şekilde yaptım. Beni küçük yaşta konservatuvara kaydettirmeyi düşünmüşler, fakat “ya hayatını müzik üstüne inşa etmek istemezse?” çekincesiyle vazgeçmişler ki buna da çok minnettarım. Çünkü ortaokul sonrası liseden itibaren müzik eğitimine yönelmek tamamen benim özgür kararımdı.
Halit Turgay: Müzik hayatıma küçük yaşlarda, içsel bir merak ve kendimi ifade etme ihtiyacıyla başladım. Müzik eğitimime beş yaşında başladım, dokuz yaşında konservatuvara girerek profesyonel eğitim sürecine yöneldim. Evimizde yaklaşık 1500 plaklık zengin bir müzik arşivi ve farklı enstrümanlar bulunuyordu. Küçük yaşlarda gitar, trompet, akordeon ve piyano gibi enstrümanları kendi kendime çalmaya çalışarak müzikle doğal bir bağ kurdum. 11 yaşında İstanbul Belediye Konservatuvarı flüt öğrencisi olarak Atatürk Kültür Merkezi’nde ilk konserimi verdim. Bu, sahneyle kurduğum bağın başlangıcı oldu. 20’li yaşlarımda kazandığım ilk uluslararası yarışma, kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu başarının ardından İngiliz Hükümeti’nin sağladığı özel bursla Londra Kraliyet Müzik Akademisi’nde eğitim alma fırsatı elde ettim. Flüt ekolünün saygın isimlerinden William Bennett’ın konser kayıtlarımı dinledikten sonra sınava girmeme gerek olmadan, doğrudan öğrencisi olmamı istemesi, sanat yolculuğumda unutulmaz bir eşik oldu. Bugün müzik yalnızca bir meslek değil; kültürü, tarihi ve insan duygularını anlatabildiğim bir yaşam biçimi.
Turgay Erdener: İlkokul çağlarındayken okullarda yaygın olarak mandolin kursları vardı. Bu kurslardan birine katılmam müzik serüvenimi başlattı. Eğitmenim Rıfat Akaltan’ın sayesinde Ankara’da konservatuvar sınavlarına katılarak Piyano Bölümü’nü kazandım. Daha sonra benim için bestecilik eğitiminin daha doğru olacağını anladım.
Cem Babacan: Evimizde müzik hep vardı ve aktif bir müzik dinleyicisi olmamı sağladı. Bu sebeple müziği dinleyip, severek büyüdüm ve bizzat yapan insanlardan olmak istedim.
Dilara Melisa Uzunarslan: Müziği çok seven bir aileye doğdum. Dokuz yaşında konservatuvarda keman eğitimime başladım. Sonrasında tam zamanlı devam ettirdiğim konservatuvar hayatımı çift ana dal ile pekiştirerek hem bestecilik hem keman bölümlerini bitirdim.
Aleksandra Nadin Bolşen: Küçük yaşta piyano çalarak başladım.
Münif Akalın: Müziğe dokuz yaşında, müzik öğretmeni olan babamla başladım. Daha sonra yine babamın yönlendirmesiyle konservatuvara devam ettim.
Akademik hayatla birlikte performans çalışmalarınızı nasıl sürdürüyorsunuz?
Bahar Büyükgönenç: Akademik hayat ve performans benim için birbirinden ayrı olmayıp birbirini besleyen iki alan. Benim için üretim sürekliliği çok önemli. Akademik kimliğim ve performans kimliğim birbirini dengeleyen ve geliştiren iki temel unsur olarak birlikte ilerliyor. Bu sebeple ikisini de büyük bir zevkle sürdürüyorum.

Bahar Büyükgönenç
Orhan Çelebi: Öğretmenlik dışında büyük kısmını oda müziği ve orkestra konserleri, azınlığını da solo performanslar oluşturuyor. Eğitmenliği ve icracılığı birbirine bağlı görüyorum. Bir eğitmenin öğrencilerine öğretmek istediği şeyleri icra edebilmesi gerektiğini düşündüğümden performans hayatımdan edindiğim tecrübelerimi öğrencilerime aktarmayı faydalı buluyorum. Yoğun bir performans takvimim var. Elimden geldiği kadar bu takvimi öğrencilerimi düşünerek organize edip, onlarla fazlasıyla takviye ders yapmaya çalışıyorum. Tatil, bayram, seyran demeden…

Orhan Çelebi
Halit Turgay: Akademik hayat ile sahne hayatını birbirini besleyen alanlar olarak görüyorum. 2024’ten bu yana Prof. Dr. ünvanıyla akademik çalışmalarımı sürdürüyor, görevime devam ediyorum. İcracı, besteci ve pedagog kimliğimle uluslararası sanat yolculuğum aktif biçimde sürüyor. Eserlerim birçok ülkede seslendiriliyor. Yayımlanan ve uluslararası ödüller kazanan çalışmalarım dünya genelinde yer alıyor. Albümlerim NFA ve BFS gibi platformlarda ödüller alırken dijital mecralarda da dinleyiciyle buluşuyor. Konserler, albüm projeleri ve ustalık sınıflarıyla devam eden bu süreç, akademik çalışmalarımı da besliyor. Bu deneyimi öğrencilerime aktararak onların yalnızca iyi bir icracı değil, sanatsal kimliği güçlü müzisyenler olarak yetişmelerini önemsiyorum.

Halit Turgay
Turgay Erdener: Öğretmenlik ve besteciliğin birbirlerine yaslanan tarafları vardır, fakat birini yaparken diğerinden eksiltebiliyorsunuz. Bestecilik aşırı konsantrasyon isteyen bir iş.

Turgay Erdener
Cem Babacan: İcracılıkta da öğretmenlikte de zamanımı iyi yönetmeye çalışarak, her geçen yıl daha iyi gözlemleyerek ve istikrarımı korumaya gayret ederek… İki alanın birbirini beslediğini düşünüyorum.

Cem Babacan
Dilara Melisa Uzunarslan: Karakterim çok yönlü bir kariyer çizmeme sebep oldu. Enerjimi bölebiliyorum ve yaptığım şeylerden beslenebiliyorum. O yüzden benim için bir değişiklik olmadı.
Dilara Melisa Uzunarslan
Aleksandra Nadin Bolşen: İstanbul şartlarında çok olanak olmakta beraber zaman yönetimi açısından oldukça zorlayıcı da olduğunu düşünmekteyim.

Alexandra Nadin Bolşen
Münif Akalın: Beş yıl İstanbul, 28 yıl Mersin üniversitelerinde görev yaptıktan sonra iki yıldır Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’ndayım. Öğretmenliğe başladığımdan beri performans çalışmalarıma devam ediyorum. Mutlaka bireysel çalışmalarıma zaman ayırıyorum.
Münif Akalın
Öğretmenliğinizin sahne hayatınıza etkisi büyük o hâlde…
Bahar Büyükgönenç: Öğretmenlik, sahneye bakışımı daha bilinçli hâle getirdi. Çünkü bir şeyi anlatırken siz de kendi yaptıklarınızı yeniden analiz ediyorsunuz. Bu da sahnedeki farkındalığınızı artırıyor. Öte yandan öğrencilerle çalışmak bana ilham veriyor. Öğrencilerdeki heyecanı ve gelişimi motivasyonumu canlı tutuyor. Sahne ve öğretmenlik birbirini besleyen iki çok önemli alan.
Orhan Çelebi: Öğretmenlik bir icracı için müthiş bir şey. Ayna ile, metronom ile çalışmanın, kendini çalışırken kaydedip sonra dinlemenin faydalarını hepimiz biliriz. Öğrencilerle üzerinden geçtiğiniz her konu size bir aynalık yapıyor. Kendi icra hayatınızda sürekli bu konuları hatırlamanızı sağlayarak taze tutuyor. Öğretmenlik, algılarınızı açık tutmakla kalmıyor aynı zamanda bir sorumluluk getirdiği için disiplini elden bırakmanıza izin vermiyor. Zira öğrenciden beklenen şeyleri önce öğretmenin yaparak örnek olması gerekiyor. Günün sonunda bu bir usta-çırak ilişkisi.
Halit Turgay: Öğretmenlik sahne hayatımı derinleştirdi. Öğrencilerle çalışmak, müziğe sürekli yeniden bakmayı öğretiyor. Bir eserin armonik ve müzikal analizini öğrenciyle birlikte yapmak, o eserle kurduğum ilişkiye yeni katmanlar kazandırıyor ve yorumumu zenginleştiriyor. Genç müzisyenlerin enerjisi ve bakış açıları sanat anlayışımı canlı tutuyor. Öğretmenliği bir usta-çırak ilişkisi olarak görüyorum. Sanatsal ustalığın sürekli geliştirilmesi gereğine inanıyorum; aksi hâlde uluslararası platformlarda yönümüzü kaybetmemiz kaçınılmaz olur. Bu anlayışla öğrencilerimin uluslararası sahnelerde yer almasını önemsiyor, birlikte konser projeleri yürütmeye devam ediyoruz.
Turgay Erdener: Öğretmenlik, özellikle besteciliğe dair sürekli yenilenmeyi gerektirdiği için iki alan birbirini beslemektedir. Ayrıca öğretmen eleştirel bakmak durumunda olduğu için bestecilik çalışmalarınızda da son derece titiz olmak zorunda bırakıyor.
Cem Babacan: Öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda aktif ve nitelikli icracılığın öğretmenlik için birinci şart olduğunu, ancak öğretmenliğin icracılığa negatif etkilerinin olabileceğini düşünüyordum. Ancak yıllar içerisinde tam tersinin olduğunu gözlemledim. Öğretmenliğin kendime geniş açıdan bakabilmeme muazzam bir katkısı olduğunu gördüm. Eğitmenlik niteliklerim geliştikçe kendime de daha iyi bir öğretmen olduğumu fark ettim.
Dilara Melisa Uzunarslan: Sahnedeyken birilerine ışık olduğumuzun farkındaydım. Öğretmenlik de işin içine girince daha çok genci heveslendirme isteğim ağır basmaya başladı.
Aleksandra Nadin Bolşen: İki disiplinde de sabırlı ve özverili olmak lazım. Aynı zamanda kendimizi de eğitmemiz gerektiğini düşünüyorum, birbirlerini pekiştiriyorlar.
Münif Akalın: Öğretmenliğe başlamamla birlikte özelikle solist çalışmalarımın ve konserlerimin arttığını söyleyebilirim.
Bir müzisyen için akademisyen olmanın önemi nedir?
Çiğdem İyicil: Bir müzisyen için akademisyen olmak güzel olduğu kadar sorumluluk isteyen bir durum. Eğer olumlu tarafından başlamak gerekirse gençlerle birlikte olmak ve edindiğiniz tecrübeleri onlara aktarmak akademisyen olmanın en güzel tarafı. Diğer taraftan her öğrencinin ayrı ayrı kişiliğini ve yeteneğini önceleyerek rehberlik etmenin ve aynı zamanda geleceğin müzisyenlerini yetiştirmenin hassasiyetini hissetmemek mümkün değil. Bir başka güzel konu ise öğrettikçe kendinizi de farkındalık yolu ile geliştiriyor olmanız. Tabii ki sadece konserler vererek hayatını sürdürmek çok zevkli ve özgürce görünse de bu pek mümkün olmuyor. Akademisyen olmak da sizin çalışma vaktinizin ve enerjinin çoğunu alıyor. Yanı sıra akademinin işleyişindeki bürokratik işler, toplantılar, bilgisayar önünde geçirdiğiniz saatler ve hele idari göreviniz de varsa bunun gerekleri, akademisyenliğin en zor tarafı. Akademisyenliğin yanı sıra kendi zevk ve gelişiminiz için sahne performansları da gerekiyor. Konserde çalmış olduğumuz eserleri derste bir başka olgunlukta aktardığımızı hepimiz çok iyi biliriz. Yani bir akademisyenin her iki alanda da aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Kısaca ifade etmem gerekirse bu işi çok severek ve kişisel anlamda beslenerek yapıyorum.
Bahar Büyükgönenç: Akademisyen olmak, bir müzisyenin yaptığı işi daha bilinçli ve derinlikli bir şekilde ele almasını sağlıyor. Sürekli araştırma ve öğrenme içinde olmak, müzikal gelişimi canlı tutuyor. Aynı zamanda deneyimlerinizi yeni nesille paylaşmak da hem çok değerli hem de geliştirici bir süreç.
Orhan Çelebi: Bir müzisyen değil, daha ziyade bir sanatçı için akademisyen olmanın önemi bizden sonra gelecek olan nesillere karşı olan sorumluluktur. Kendinden sonra geleceklere armağan etmeye dair bilgiye ve tecrübeye sahip olduğunu düşünen her sanatçı bunu yapmakla mükelleftir. Sevse de sevmese de. Benim inancım budur. Sanat böyle yaşar.
Ceyda Ergin: Müzisyenin gerçek bir sanatçı olabilmesi için kendisini yetiştiren hocasının seviyesine erişip aşmak olduğu kadar kendisinden daha iyi çalan bir öğrenci yetiştirebilmesi gerekir. Performans müzisyeni birçok şeyi doğaçlama ya da doğal yetenekle yapabilir ama öğretirken her şeyin bilinçli olarak akıl süzgecinden geçirilerek yapılması gerekir ve işte bu da müzisyeni gerçek sanatçı yapar. Akademisyenlik “sanatçı müzisyen” olabilmenin önemli bir unsurudur.

Ceyda Ergin
Aysu Zehra Şanver: Bir müzisyen olarak akademisyen olmanın, enstrümanını bireysel olarak çalıyor olmanın yanı sıra müziği bir sonraki kuşağa doğru metodolojilerle aktarma sorumluluğu getirdiğini düşünüyorum. Bu sorumluluğun sadece kişisel bir ünvan edinmenin ötesinde, öğrencileri müzisyen olma yolunda başarılı bir sanatçı olabilmeleri için, aynı zamanda iyi bir okur yazar, merak eden, araştıran kültürlü bireyler ve iyi insanlar yetiştirme çabası taşıdığına inanıyorum. Akademisyenlik aynı zamanda öğretmenin yanı sıra öğrencilerimizden de her zaman farklı şeyler öğrendiğimiz karşılıklı etkileşimle gelişen bir süreç.

Ayşe Zehra Şanver
Halit Turgay: İcracı her gün enstrümanıyla çalışır; akademisyen ise bunun yanında düşünür, araştırır ve üretir. Bu iki alan birbirini tamamlar. Bizler sanatçıyız, entelektüel donanım gerektiren bir mesleğin içindeyiz. Günümüzde yalnızca çalmak yeterli değildir. Yazmak, okumak ve kendi müzikal dilini üretmek sanatçının kalıcılığını belirler. Bir ulusun müzik kimliği de ancak bu üretimle oluşur. Okumadan yazmak, düşünmeden üretmek mümkün değildir.
Turgay Erdener: Bir bestecinin ülkemizde, mesleğini yürüterek yaşaması olanaksız. Bu yüzden zorunlu olarak besteciler üniversitelerde, eğitim kurumlarında çalışıyorlar.
Nafiz Camgöz: Müzisyen ister ses ister çalgı icracısı olsun; meşgul olduğu alanla ilgili belirli bir yeteneğe sahip olan, usta-çırak ilişkisi içinde alaylı olarak yetişen ya da çeşitli müzik kurumlarında eğitim alarak kendini geliştiren ve elde ettiği bu sanatsal birikimi yaşamını sürdürmek amacıyla dinleyiciyle buluşturan duygu dünyası gelişmiş olan kişidir. Akademisyenlik ise bu birikimin yalnızca icra yoluyla sunulmasının ötesine geçerek, müziği araştıran, analiz eden, belgeleyen ve gelecek kuşaklara sistemli biçimde aktaran bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Bu yönüyle akademisyen müzisyen hem sahnede üretmeye devam eden hem de sanatının kuramsal ve eğitsel altyapısını güçlendirerek müzik kültürünün sürdürülebilirliğine katkı sağlayan çok yönlü bir sanat insanı hâline gelir.

Nafiz Camgöz
Cem Babacan: Bir müzisyen için özel bir önemi olduğunu düşünmüyorum ancak yüksek eğitim veren bir müzik kurumunda çalışan bir akademisyen için iyi bir müzisyen olmak tek değil ama en önemli şart olmalıdır bana göre.
Dilara Melisa Uzunarslan: Bildiklerini öğretmek, öğretirken tekrar tekrar öğrenmek paha biçilemez bir nimet.
Aleksandra Nadin Bolşen: Müzisyenin kendini her açıdan geliştirmesi gerektiğine inanıyorum, akademi de bunlardan biri ama “tek” akademi ile de yeterli olmayacağı görüşündeyim.
Münif Akalın: Bence en önemlisi kendisini diri ve aktif olmasını sağlamasıdır.
Eğitim prensiplerinizden biraz bahseder misiniz?
Çiğdem İyicil: Öncelikle her öğrencinin farklılıkları olduğunu ve gelişim sürecini de “ona özel” takip etmemiz gerektiğini vurgulamak isterim. Zaten derslerimizin bire bir olmasının sebebi de budur. Bunun dışında diğer önemli bir konu da onlara derste hem müzikal hem teknik açıdan gerekli eleştirileri yapmak, hatalarıyla yüzleşmelerini sağlamak, hedefe ulaşmaları için gereken teknik ve müzikal çalışmaları aktarmak gerektiğidir. Ancak dersten çıkarken mutlaka, onların motivasyonunu ve çalışma isteklerini, en önemlisi de müziğe olan sevgilerini bir sonraki ders için sağlamış olmak kaydı ile…
Dilek Batıbay: Hepimizin bildiği gibi enstrüman eğitimi bilişsel, fiziksel ve işitsel becerilerin birlikteliğini gerektiren zorlu bir süreçtir. Kolaydan zora, bilinenden bilinmeyene yöntemleri üzerinden başlatılması gerekir. Doğru postür ve esneklik için gereken çalışmalar, hareketlerin otomatikleşmesi için yapılan bilinçli tekrarlar çok önemlidir. Ancak her şeyden önce öğrenciye müziği sevdirmek ve çaldığı en basit eseri bile müzikal çalabilmesi konusunda bilinçlendirmek ve yardımcı olmak benim için önde gelmektedir. Bu arada bireysel farklılıklardan dolayı her öğrenciyi ayrı değerlendirmek ve her öğrencinin zayıf ve kuvvetli yönlerini iyi analiz edip kişiye özel öğretme yöntemleri geliştirmek çok önemlidir.
Bahar Büyükgönenç: Benim için en önemli şey, öğrencinin kendi müzikal kimliğini bulmasına yardımcı olmak. Her öğrencinin süreci farklı olduğu için, mümkün olduğunca bireysel yaklaşmaya çalışıyorum. Sağlam bir teknik temel oluşturmanın yanı sıra, öğrencinin neyi neden yaptığını anlayarak ilerlemesi benim için çok önemli. Aynı zamanda sahne deneyimi kazanmalarını ve kendilerine güven geliştirmelerini de çok önemsiyorum.
Orhan Çelebi: Bu çok geniş bir konu. Eğitmenler olarak nasıl bireyler yetiştirmemiz gerektiğine dair kanaatimden biraz bahsetmiştim. Şu kadarını söyleyeyim hem genel eğitim sisteminde hem de müzik eğitiminde ödev ve sınav bazlı değil, interaktiviteye ve uygulamaya dayanan bir sisteme inanırım. Fakat spesifik olarak enstrüman eğitiminde birkaç maddeden oluşan bir felsefem var. Veya iyi bir hoca olma çabamda her daim hatırlamaya çalıştığım bir formül diyelim. Bana göre iyi bir öğretmen, öğrencinin yanlışını tespit eden, yanlışa sebep olan etkenleri sıralayan, öğrenciye doğru olanı anlatan-uygulamalı gösteren, bu doğruya öğrencinin nasıl ve ne yaparak ulaşacağını aktaran ve ayrıca bütün bunları her öğrenci için kişiye özel bir lisanla ve yöntemle yapan öğretmendir. Ben elimden geldiğince bu felsefeyi uygulamaya çalışıyorum.
Ceyda Ergin: Öğrencinin müziği hissedip ve karşılaştığı teknik sorunlara hocasının önderliğinde çözüm bulup kendi yorumunu da katarak çalması çok önemli. Sadece hocasını taklit etmenin ötesinde çaldığı müziği benliğinin süzgecinden geçirerek yorumlamasını yani kendi kendine yetebilmesini öğrenmesi, aklını kullanmayı öğrenmesi çok önemli. Yani öğrencileri çalıştırırken onlara düşünmeyi ve hissetmeyi de öğretmek gerekiyor.
Aysu Zehra Şanver: Enstrüman eğitimi hepimizin bildiği gibi başlangıç olarak belli bir fiziksel yatkınlık ve iyi bir duyuş gerektirir. Bununla beraber yine de her öğrenci öğretileni algılamak konusunda farklılıklar gösterecektir. İlk olarak öğrenci ile kişisel olarak olumlu bir bağ kurulması gerektiğine inanıyorum. Temel olarak çalışma disiplini sağlayabilmek, enstrümanını sevebilmek, müziği içselleştirmek için bu bağ önemli bir itici güç sağlayacaktır. Her öğrenci biriciktir ve tek bir öğretme metodu her çocukta aynı şekilde işlemeyebilir. Bu sebeple her bir öğrenci için teknik, müzikal, fiziksel ve duygusal eksiklerini tamamlamak için kişiye özel yaklaşımlar kıymetlidir. Aynı zamanda müzisyen olmak için sadece müzik değil edebiyat, şiir, sinema, tarih ve mitoloji gibi alanlarda temel bilgi birikimine sahip olmasının önemini anlatmak gerektiğine inanıyorum. Doğru çalışmayı ve genel bir disipline sahip olmayı öğretmenin, sonuca varana dek gösterilen çabayı takdir etmenin çocuklarımızı vicdanlı, nazik ve iyi insanlar olmaya motive etmenin eğitimin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Halit Turgay: Bir öğrenciye, çalışmadığım ve sahnede deneyimlemediğim bir eseri öğretmem. Bu yaklaşım her seviye için geçerlidir; çünkü müzik eğitimi benim için usta-çırak ilişkisinin doğal devamıdır. Sahne deneyimi müzikte en gerçek öğretmenlerden biridir. Sahnede çalmak için 80 yaş zor olabilir… Belki de değildir. Çünkü sanat, yalnızca yetenek değil; aynı zamanda kondisyon, disiplin ve süreklilik işidir. Deneyimlemeden “deneyim” aktarmak müziğin en zor sınavlarından biridir. Pedagojik üretimden uzak kalmak, eğitimin omurgasını sessizce zayıflatır. Oysa okumak, yazmak ve paylaşmak, sanatın ve bilginin ayakta kalmasını sağlayan görünmez bir iskele kurar.
Turgay Erdener: Bizim alanımızda eğitimi hâlâ usta-çırak ilişkisi şeklinde görüyorum. Müzik alanındaki eğitimde galiba en büyük risk öğrencinin, öğretmenini usta olarak görmemesi olurdu.
Nafiz Camgöz: Öncelikle bir eğitmenin en önemli özelliği, uzmanlaştığı alandaki bilgi birikimini öğrenciye etkili ve doğru biçimde aktarabilme yetisine sahip olmasıdır. Alanına hâkim olmak ve icracılık açısından üst düzey bir yeterliliğe sahip bulunmak, bu donanımın aynı başarıyla aktarılabileceği anlamına her zaman gelmez; bu noktada eğitmenlik kimliği ve pedagojik yaklaşım ön plana çıkar. İyi bir eğitmen, bildiğini öğrenciyle paylaşabilen, öğrencide sorgulama becerisini geliştiren, merak duygusunu uyandırarak araştırmaya yönlendiren ve öğrenme sürecini bilinçli bir yöntemle yapılandırabilen bir misyona sahip olmalıdır. Bu anlayış, yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda düşünen, araştıran ve kendi sanatsal yolunu inşa edebilen bireyler yetiştirmeyi amaçlar. Geleneksel müziğimiz bağlamında vazgeçilmez olan bir husustan da kısaca bahsetmek isterim. Geleneğin yaşayan tarafını oluşturan usta-çırak ilişkisi içerisinde ses ve çalgı öğretiminin yanı sıra repertuvar aktarımını da sağlayan bir sistemin önemini vurgulamak gerekmektedir. Osmanlı/Türk müziğinde yüzyıllar öncesinden beri geleneğin yaşamasını, kuşaktan kuşağa aktarımını sağlayan bir öğretim sistemi olan meşk sistemi esas olarak nota kullanımının olmadığı, yüz yüze eğitimin hoca ve öğrenci ile karşılıklı yürütüldüğü tabiri caizse diz dize bir eğitim sürecini kapsamaktadır. Bu öğretim sisteminde tekrar ve bellek başat rol oynamaktadır. Hocanın bir eseri öğrenciye tekrar tekrar icra ettirmesi, öğrencinin o eseri belleğine kazımasına imkân sağlar. Halk müziğinde ise karşılıklı bir öğretim sürecinden çok usta-çırak ilişkisine dayanan, çırağın küçük yaşlardan itibaren ustasının yanından ayrılmayarak, onu izleyerek, ustasının bulunduğu müzik ortamlarında bulunarak bu geleneği içselleştirmesine dayalı bir süreçten bahsedebiliriz. Günümüzde bu geleneği geçmişteki şekliyle bütünüyle sürdürmek mümkün olmadığından, kaynak kişilerin ve mahallî sanatçıların ses ve görüntü kayıtlarının dinletilmesi; tavır, üslup ve repertuvar açısından yöresel farklılıkların bu kayıtlar aracılığıyla öğrenilmesi, yazılı notanın ötesinde yer alan müzikal inceliklerin kavranması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Cem Babacan: En önemli prensibim, öğrencilerde müzik yapma isteğini ve tutkusunu canlı tutabilmek. Müziğin, sanatın en soyut alanı ancak bu hâliyle güzel olduğunu unutturmadan bu alanda öğrenmenin bitmediğini ve benim doğrumun tek doğru olmadığını gösterebilmek, gelişimleri boyunca kendi fikirlerini ve yollarını bulacak kadar kazanım sağlamalarına yardım etmek de en büyük idealim.
Dilara Melisa Uzunarslan: Müziği sevdirmek. Sadece teknik değil eser içinde öğretmeye çabalıyorum. Sevgiyle, öğrencileri motive ederek sahneye çıkmalarını, yarışmalara, ustalık sınıflarına katılmalarını sağlamaya gayret ederken kendilerini var etmelerine, keşfetmelerine izin ve destek vererek özel sistemler geliştiriyorum.
Aleksandra Nadin Bolşen: Hem öğrenen hem öğreten için “sevgi” olmak zorunda. Hatalar düzeltilir, sevgi ise içten gelmeli.
Münif Akalın: Tabii ki en önemlisi disiplinli olmak. Önce kendimiz disiplinli olmalıyız ki öğrencilerimiz de bizden örnek alsınlar. Sanat eğitimi disiplin, sürekli ve düzenli çalışma, araştırma ve dünyayı takip ister.
Peki, Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı nelere öncelik veriyor?
Çiğdem İyicil: Konservatuvarımızın önceliklerinden biri öğrencinin alanındaki yetkin eğitimcilerle karşılaşmasını sağlamaktır. Sonrasında öğrencinin eğitiminin önemini kavramasını ve talepkâr olmasını bekleriz. Öğrenciler her durumda idareye ulaşabilir ve sorunlarını bu yolla çözebilirler. Tüm eğitim programı uluslararası yeterlilikler çerçevesinde, AEC (Association Européenne des Conservatoires, Académies de Musique et Musikhochschulen)’ye tam üyelik ile sağlanmış olup, uluslararası okullarla akredite biçimde bir devlet konservatuvarı olarak şekillenmiştir. Ayrıca Erasmus bağlantıları artmakta, uluslararası platformlarda temsiliyet sağlanmaktadır. Tüm bölümlerde tezli lisans ve sanatta yeterlik programlarımız bulunmaktadır. Yapılan uluslararası ustalık sınıfları ve konserlerle öğrencilerimizin kendi ortamlarında farklı kişilerle çalışmaları ve görüşmeleri devam etmektedir. Konservatuvarımız yedi yıldır ara vermeden çalışmalarını sürdürmektedir ancak hepimiz gelişimin bir sonunun olmadığının ve varılan her hedefin sonrakinin başlangıcı olduğunun bilincindeyiz. Bundan 10 sene sonra da konservatuvarımızın daha fazla bölüm ve bu dönem sonunda geçeceği daha geniş mekânı ile ülkemizin sanat hayatına yön vermeye devam eden, sanatın iyileştirici gücünden yararlanan ve bunu uluslararası platformlara yayan, harika nesiller yetiştirmeye devam eden bir yuva olacağına inanıyorum.
Dilek Batıbay: Konservatuvarımız 2018 yılında eğitime başlamış olup, oldukça kısa sürede ciddi bir yol katettiğimizi düşünüyorum. Liseden sonra başlayan Lisans programımız olduğu gibi, dokuz yaşından itibaren başlayıp, liseyi bitirene kadar devam edebilme olanağı bulunan yarı zamanlı eğitimimiz mevcuttur. Aynı zamanda Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’ne bağlı Tezli Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik programlarımızla geniş bir yelpazede eğitim programlarımız mevcuttur. Bunun yanı sıra Almanya, Portekiz, İtalya ve Polonya’da bulunan önemli müzik okulları ile Erasmus anlaşmalarımız bulunmaktadır.
Ceyda Ergin: Yeni kurulmuş bir konservatuvar olarak konservatuvarımız her enstrümanın okulumuzda öğretilmesine önem veriyor. Yarı zamanlı öğrenci eğitimiyle de lisansa öğrenci yetiştirmeyi amaçlıyor. Lisansa dışardan müzik liselerinden gelen seviyeleri nispeten düşük öğrencilere de bir fırsat vererek gelişmelerini sağlamaya çalışıyor.
Aysu Zehra Şanver: Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı 2018 yılında Piyano, Arp, Gitar Anasanat Dalı ve Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı olarak başladı. Ardından 2019 yılında Üflemeli ve Vurmalı Çalgılar Anasanat Dalı ve Bestecilik ve Orkestra Şefliği Anasanat Dalı eklendi. Türk Müziği Bölümü’nün açılmasıyla birlikte Maltepe Konservatuvarı iki ana bölüm ve dört Anasanat Dalı olarak Eğitim Öğretim hayatına devam etmektedir. Aynı zamanda Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlilik Programları’nda öğrenci yetiştirmektedir.
Nafiz Camgöz: Konservatuvarımız, kuruluşundan itibaren uygulama temelli sanat eğitimini merkezine almıştır. Öğrencilerin icra becerilerini geliştirebilecekleri üniversite içi ve dışı birçok etkinlik düzenlenerek sahne deneyimi kazanmaları, sanatsal özgüvenlerini artırmaları ve mesleki yetkinliklerini pekiştirmeleri hedeflenmektedir. Konservatuvarda hâlihazırda eğitimi sürdürülmekte olan bölümlere ek olarak, 2021-2022 bahar yarıyılında Türk Müziği Bölümü bünyesinde THM Anasanat Dalı faaliyete başlamış ve 2024-2025 eğitim-öğretim yılında ilk mezunlarını vermiştir. THM Anasanat Dalı, çalgı eğitimi ve ses eğitimi olmak üzere iki ana alanda yapılandırılmıştır. Program kapsamında Türk halk müziğinin temel çalgıları, ses eğitimi, yöre ağızları, halk müziği bilgileri, repertuvar, toplu icra, eser çözümleme, makam teorisi, Türk müziği tarihi, form bilgisi, halk müziği solfeji ile dikte-deşifre gibi teorik ve uygulamalı dersler yer almakta. Ayrıca müzik teorisi, armoni, sanat tarihi ve piyano gibi batı müziği içerikli derslerle çok yönlü bir eğitim sunulmaktadır. Lisansüstü düzeyde ise Müzik (Tezli) Yüksek Lisans Programı ve Müzik Sanatta Yeterlik Programı kapsamında 2025-2026 bahar yarıyılından itibaren Türk Halk Müziği (Çalgı-Ses), Türk Sanat Müziği (Çalgı-Ses) ve Müzikoloji alanları açılarak konservatuvarın akademik ve sanatsal kapsamı daha da genişletilmiştir.
Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’nı 10 yıl içinde nasıl görmek isterdiniz?
Dilek Batıbay: Öncelikle eğitimci kalitesi çok önemli bizim için. Alanında tecrübeli, çok iyi eğitimli, donanımlı eğitmenler ile nitelikli eğitim vermek, kaliteyi hep yükseltmek ve uluslararası başarılara da imza atan bir nesil yetiştirmek en büyük hedeflerimiz arasında.
Bahar Büyükgönenç: Konservatuvarımızı 10 yıl içinde daha görünür, üretken ve öğrencilerine sahne deneyimi açısından daha fazla olanak sunan bir kurum olarak görmek isterim. Öğrencilerin sadece eğitim aldıkları değil aynı zamanda aktif olarak sahneye çıktıkları, projeler ürettikleri ve kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam oluşturulması benim için çok önemli. Uluslararası iş birliklerinin artması ve farklı sanatçılarla etkileşimleri de konservatuvarın gelişimi açısından çok değerli. Mezunlarının alanlarında özgün, kendine güvenen ve üretken sanatçılar olarak var olması ve konservatuvarımızın bu anlamda saygın bir yerde konumlanması en büyük dileklerimden biri.
Orhan Çelebi: Tüm ihtiyaçlarına cevap veren modern bir binada, çok daha büyük bir öğrenci nüfusuyla, hem yurt dışından öğrenciler kabul eden hem de yurt dışına öğrenci gönderen, “ürünü” ile kendini kanıtlamış dolayısıyla alanında en tercih edilen kurumlardan biri olmuş, sanata, eğitime, ve sanat eğitimine katkı için geri dönüşü jenerasyonların vizyonunda görerek hiçbir masraftan kaçınmayan, öğrencilerini iyi birer icracı, iyi birer müzisyen, iyi birer sanatçı, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde vizyoner, cesur, girişken bireyler olarak yetiştiren, yurt içi ve yurt dışında gerek bilgi paylaşımı gerek performans için son derece aktif bir hâlde görmek isterim.
Ceyda Ergin: 10 sene içinde konservatuvarımızın “eksiksiz” bir öğrenci senfoni orkestrasına sahip olmasını, uluslararası festival, ustalık sınıfları ve yarışmalar düzenlemesini ümit ediyorum. Ülkemizdeki devlet konservatuvarlarının seviyesini aşmasını, onlarla rekabet etmesini temenni ediyorum.
Aysu Zehra Şanver: Konservatuvar olarak öncelikli çabamız öğrencilerin tüm derslerinde tecrübeli hocalarla çalışabilmelerini sağlamak ve nitelikli bir eğitim sunabilmek. Öğrencilerimizin, Portekiz, Almanya ve Polonya ile Erasmus anlaşması yaptığımız okullarda lisans eğitiminin bir döneminde eğitim almasını sağlıyoruz. Öğrencilerimizin seviyesi yıllar içerisinde bilinirliğimizin artması ile birlikte olumlu bir gelişme kaydetti. Güzel Sanatlar Liseleri ile yaptığımız protokollerin bu anlamda payı büyük. Son yıllarda özellikle öğrencilerimizden oluşan senfoni orkestramız birçok başarılı konserler verdi. 10 yıl içerisinde mezun öğrencilerimizin müzisyen ve akademisyen olarak yüksek kalitede varlık gösterdiği bir konservatuvar olmasını dilerim.
Halit Turgay: Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’nı çağdaş müzik üretimine katkı sağlayan ve disiplinler arası projeleri destekleyen önemli bir sanat merkezi olarak görmek isterim. Öğrenci değişim programlarının geliştiği, uluslararası festivaller ve orkestralarla ortak projeler üreten, yeni repertuvar çalışmalarına katkı sunan bir konservatuvar vizyonunu çok değerli buluyorum. Öğrencilerin yalnızca icracı değil, üretici ve araştırmacı sanatçılar olarak yetişmesi büyük önem taşıyor. Eğitim kadrosunun gelişimi ve doğru stratejik planlama ile konservatuvarın uluslararası platformda güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyorum. Birlikte çalıştığım değerli ve usta meslektaşlarım, bu potansiyelin en önemli göstergelerinden biridir.
Turgay Erdener: Orkestra şefliği öğrencilerimizin yönetişiyle kendi “büyük” orkestrasını kurmuş, kompozisyon öğrencilerinin eserlerini çalıyor olmasını dilerim.
Nafiz Camgöz: Ulusal ve uluslararası düzeyde sanatsal üretimleri, akademik çalışmaları ve yetiştirdiği nitelikli sanatçılarıyla mevcut konumunu daha ileriye taşıyan ve sanat dünyasında daha güçlü bir yer edinen, kültürel mirasımızı ve köklü müzik geleneklerimizi bilimsel ve sanatsal yönlerden gelecek kuşaklara aktaran saygın bir kurum hâline gelmesini isterim. Bu hedefler doğrultusunda da çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Cem Babacan: Oturmuş ancak her zaman gelişime açık sistemi ve verdiği eğitim ile kendini kanıtlamış, emsallerinden teorik ve pratik anlamda fark yaratmış bir kurum olarak.
Dilara Melisa Uzunarslan: Müzikle ilgilenen tüm gençlerin gönül rahatlığıyla eğitim alabilmelerini ve bunu profesyonel yaşamlarına da eklemleyerek devam ettirebilmeleri için kıymetli bir durak olmasını dilerim.
Münif Akalın: 10 yıl içerisinde ulusal ve uluslararası olarak yetiştirdiği öğrencilerle, adını daha da fazla duyuran bir sanat merkezi olarak görmeyi isterim.
Aleksandra Nadin Bolşen: Çok daha çeşitli branşların olduğu, mezunlarının çokça başarılarının olduğu güzel bir yerde görebilmeyi isterim.

Günsu Özkarar