SÖYLEŞİ

Özgün ve Özgür Bir Sanatçı: Deniz Erden

08.04.2026


Paylaş:

Cesareti, azmi ve ülke sınırlarını aşan müziğiyle parlayan genç besteci ve piyanist Deniz Erden, uluslararası sahnelerde ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Kendisiyle son dönem çalışmaları ve Japonya’da verdiği konserlere dair keyifli bir söyleşi yaptık.
 
Söyleşimize sizi daha da yakından tanıyarak başlamak isteriz, müziğe olan ilginiz nasıl başladı?
Altı yaşlarımda evimizdeki orgda, duyduğum şarkıların melodilerini kulaktan çalabildiğimi keşfetmiştim. Bu benim için bir oyun gibiydi. Daha sonra ilkokula başladığımda müzik odasında piyanoyu gördüğümde çok etkilenmiştim. Geceleri yatmadan önce siyah bir piyanom olmasını ve piyanist olmayı hayal ederdim. Duyduğum şarkıları piyanoda çalar, notalarını isimleriyle yazdığım bir defter tutardım.
 
Okuldaki müzik öğretmenim aileme yetenekli olduğumu ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyduğumu söylemiş. Bunun üzerine babam beni Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na kulağımı dinletmek üzere götürdü. Böylece bir yıl yarı zamanlı, 6. sınıfta ise tam zamanlı olarak konservatuvar eğitimime başladım.
 

Hülya Tarcan, Elif Şahin gibi önemli isimlerden eğitim aldınız. Bu isimler sizin müziğinize nasıl katkı sağladı?
Hülya Tarcan ile çalışmak tüm teknik altyapımı kökten değiştirdi ve bir sistem kurmamı sağladı. Bir eseri ele alış biçimim, müziği teorik ve müzikal açıdan nasıl ele almam gerektiği üzerine derinlemesine çalıştık. Kendisinden çok şey öğrendim.
 
Elif Şahin ile ise dönem dönem özel olarak çalışma imkânım oldu. Müziği nasıl düşünmem gerektiğini; hareketin, nefesin ve dinlemenin müzikal ifadeyi nasıl dönüştürdüğü üzerine yoğunlaştık. Belki de en önemli yaşlarımda, o zamanlar çok da kavrayamadığım şeylerin temeli oluştu. Bugün sahip olduğum bütünsel yaklaşımın kökleri buradan geliyor.
 
Mezun olduktan sonra iki farklı tekniği nasıl bir araya getirmem gerektiğine odaklandım. Zamanla ve yaptığım çalışmaların da katkısıyla, özgür ve özgün hissettiğim bir yapı oluştu. Müziğin içinde yaşam hakkında iz sürmeyi çok seviyorum.


 

 Solo piyano albümünüz Anicca, Budist felsefesinden ilham alan ilginç ve dikkat çekici bir çalışma... Değişimin doğasına seslenen bu albümünüzü sizden dinlemek isteriz. 
Anicca, Budist felsefede her şeyin sürekli değişim hâlinde olduğunu ve değişime direndiğimizde ızdırap çektiğimizi anlatan bir kavram. Ben bu kavramla yıllar evvel bir yoga dersinde karşılaşmış ve çok etkilenmiştim. İstanbul’dan Berlin’e taşındığım dönemin bir temsili olarak, değişime direnmekle onu kabul etmek arasındaki kırılgan anları araştırdım.
 
Sekiz parçadan oluşan bu albüm, göç etmenin, belirsizliğin, değişimin ve iç keşfin bir yolculuğu.
 

Müzik kariyerinizde Japonya’nın önemli bir yeri olduğu anlaşılıyor. Japonya ile olan bu köklü bağınız nasıl başladı? Japonya’da Türk müziğine ve müzisyenlerine bakış nasıl sizce?
2018 yılında Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’nda, Japon besteci Hideki Kozakura’nın flüt ve piyano için yazılmış bir eserini seslendirdim. Bu performans Japonya ile kurduğum bağın başlangıç noktası oldu. Ardından 2019 yılında Tokyo ve Nagoya’ya davet edilerek, Türk ve Japon bestecileri merkeze alan bir dizi solo piyano resitalleri gerçekleştirdim.
 
İlk seyahatimde birçok besteciyle tanışma imkânı buldum. Bunlardan biri de Prof. Akira Kobayashi’ydi. Kendisi performansımdan oldukça etkilendiğini belirterek, piyano eserinin notalarını hediye etti. Sonrasında ise araya uzun bir pandemi dönemi girdi.
 
Pandeminin ardından 2023 yılında Prof. Kobayashi’nin davetiyle Nagoya ve Okinawa’daki üniversitelerde konserler verdim. Cumhuriyetimizin 100. Yılında, 10 Kasım’da, Fazıl Say’ın Yürüyen Köşk eserinin de yer aldığı özel bir programla sahne aldım. Bu konserlerde Nagoya Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’nun desteğini hissetmek benim için ayrıca çok kıymetliydi. Zamanla bu temaslar büyüdü ve derinleşti. Üç yıl üst üste davetler alarak konserler ve sunumlar gerçekleştirdim.
 
Japonya’da dinleme kültürü, disiplin ve müziğe duyulan saygı oldukça güçlü. Bunun yanı sıra kültürlerimiz arasında, özellikle müziğe yaklaşım ve ifade biçimleri açısından sezgisel bir yakınlık olduğunu düşünüyorum. Bundan kastettiğim şey, köklerimizden gelen, Avrupa ile Asya arasında bir köprü kurabilme yetisi. Kültürel zenginliğimizin temeline yerleşmiş bu otantik kimlik, müzikal anlatıda da karşılık buluyor ve fark ediliyor. Çok değerli Türk bestecilerimizin eserleri konser ve akademik ortamlarda ilgiyle karşılanıyor. Türk müzisyenlere bakış ise, müzikal içeriği ve ifade biçimini anlamaya yönelik bir yaklaşım üzerinden kurulduğunu gözlemliyorum.


Deniz Erden ©️ İdil Sezgin
 
2025 Kasım ayı boyunca Japonya Nagoya’da konser ve akademik etkinliklerden oluşan oldukça önemli bir program düzenlediniz. Program akışını bizimle paylaşır mısınız?
Tabii, program çağdaş icra, bestecilik ve araştırma odaklı yaklaşımımı bir araya getiren dört ayrı etkinlikten oluştu ve kentin farklı kurumlarında gerçekleşti.
 
Programın ilk ayağı, Aichi University of the Arts’ta gerçekleşen bir konserdi. Bu konserde Akira Kobayashi’nin Glass Swan adlı eserini üçüncü kez seslendirdim. Kobayashi, yorumumun oldukça ilham verici ve etkileyici olduğunu belirterek benim için bir piyano konçertosu bestelemeye başladığını paylaştı.
 
Ertesi gün Nagoya College of Music’te “The Contemporary Pianist: Sound, Body, Identity” başlıklı kapsamlı bir konferans verdim. Bu etkinlikte çağdaş piyanistin değişen rolünü; sezgisel bilgi, bedensel farkındalık, teknik süreçler ve araştırma temelli yaklaşımlar üzerinden ele aldım. Sunumun ikinci bölümünde ise Türkiye’nin ses dünyası üzerine odaklanarak, bu seslerin müzikal kimliğimin oluşumundaki etkilerini tartıştım.
 
21 Kasım’da yine Nagoya College of Music’te gerçekleşen konserde, Prof. Mikako Mizuno’nun Moments from Shifting Waves adlı solo piyano için yazılmış eserinin dünya prömiyerini gerçekleştirdim. Ayrıca Prof. Hideki Kozakura’nın BYond Mozart ve WenHao Zhao’nun piyano ve canlı elektronikler için bestelediği eserlerini seslendirdim. Her biri farklı dünyaya sahip bu iki eserde, bestecilerle sahneyi paylaşmak benim için çok farklı ve heyecan verici bir deneyimdi.
 
24 Kasım’da ise, Türkiye Cumhuriyeti Nagoya Başkonsolosluğu desteğiyle Moriyama Hall’de Anicca albüm konseri gerçekleşti. Ertuğrul Fırkateyni hadisesinin 135. Yıl dönümü kapsamında düzenlenen bu özel konsere Aichi Vilayeti Meclis Başkan Yardımcısı da katılarak, Türkiye ve Japonya arasındaki kültürel ve diplomatik bağlara dikkat çeken anlamlı bir konuşma gerçekleştirdi.


Deniz Erden
 
Elektroakustik müzik çalışmalarınızda günümüzün sosyal ve politik sorunlarına yer veriyorsunuz. Kadın haklarından kentsel dönüşüme uzanan çalışmalarınız hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
Yüksek lisans eğitimim sırasında yaptığım besteleri kaydedebilmek ve bu işleri farklı enstrümanlar ile geliştirebilmek niyetiyle, Bahçeşehir Üniversitesi’nde elektronik müzik prodüksiyonu sertifika programına başlamıştım. Bu süreçte soundscape kavramı ve bu alandaki üretim pratikleriyle tanıştım.
 
Bu alan yaşadığım çevreyle, mekânla ve toplumsal hafızayla ses üzerinden ilişki kurmamı sağladı. Alan kayıtları ve gündelik sesler üzerinden çalışmaya başladıkça, müziğin ve sesin, yaşanan gerçekliklerle doğrudan temas eden bir araç olabileceğini gördüm. Aldığım alan kayıtlarını manipüle ederek ve bunları çoğu zaman piyano kayıtları ile birleştirerek kompozisyonlar üretmeye başladım. Tanıklık ettiğim olaylara kendi sesimi çıkarma isteğimin bir sonucu olarak, kadın hakları, kentsel dönüşüm ve ekolojik sorunlar gibi konular bu kompozisyonların temelini oluşturdu.
 
Ayrıca bazı çalışmalarımda Burcu Yaşin ve Martin Greve gibi değerli müzikologlarla iş birliği yapma fırsatı yakaladım. Bu iş birlikleri, sesin tarihsel ve politik bir taşıyıcı olarak nasıl ele alınabileceğine dair bakışımı derinleştirdi.
 

 Haruyuki Suzuki’nin size ithaf ettiği ve prömiyerini gerçekleştirdiğiniz Ringlet eseri hakkında neler söylemek istersiniz? 
2019 yılında Japonya’ya ilk davet edildiğimde, Haruyuki Suzuki benim için bir eser bestelemeye başladığını söyledi. Bir müzisyen için bunun oldukça ilham verici ve alışılmışın dışında bir deneyim olduğunu düşünüyorum.
 
Ringlet teknik açıdan çok zor bir eserdi, hatta öğrendiğim en zor çağdaş eserlerden biri olabilir. Kendini tamamlamaya çalışan ve yarım kalan döngüler içinde ilerliyor. Sürekli bir arayış hâlinde, ısrarcı ve bu yüzden zorlayıcı. Eser bir yere varmak yerine, arayış hâlinde ve belirsizliğin içinde kalmayı talep ediyor.
 
Çağdaş eserleri öğrenme süreci hep bir gizemle başlıyor. Anlam; belirsizliğin, kaybolmuşluk hissinin ve sezginin içinden geçerek, yol boyunca ortaya çıkıyor. Bunu çok seviyorum.


Deniz Erden ©️ Kaan Güneri
 
Yeniliği ve üretmeyi seven bir besteci ve piyanist olarak yeni projelerinizi ve yakın gelecekteki konser programınızı öğrenmek isteriz. Rotanızda Türkiye de olacak mı?
Kendi kompozisyonlarımdan oluşan yeni albümüm üzerinde çalışıyorum. Bunun yanı sıra, hem Anicca albümümden eserleri hem de bestelediğim yeni parçaları içeren bir programla konserlerim devam edecek. Japon bestecilerle sürdürdüğüm iş birliklerinin Avrupa ve Türkiye ayağına dair konser duyurularını da çok yakında paylaşacağım.


Deniz Erden ©️ Naim Zahari
 
Deniz Erden 
Berlin’de yaşayan bir klasik piyanist ve bestecidir. Piyano eğitimine 2003 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladı. 2011 yılında lisans eğitimi için Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Hülya Tarcan’ın sınıfına katıldı ve 20. yüzyıl müziğine odaklanan araştırmasıyla yüksek lisansını 2017 yılında tamamladı. Bu dönemde ayrıca piyanist Elif Şahin ile özel olarak çalışmalarını sürdürdü. 
 
2019 yılından bu yana Japonya ile kurduğu güçlü bağlar çerçevesinde Tokyo, Nagoya, Okinawa ve Hiroşima’daki üniversite ve sanat kurumlarında performanslar gerçekleştirmiş, çağdaş icra pratikleri üzerine dersler vermiştir. Japon çağdaş bestecilerle birebir çalışmalar yürüterek onların eserlerini seslendirmeye devam etmektedir.
 
2024 yılında yayımladığı solo piyano albümü Anicca, Budist felsefede her şeyin sürekli değişim hâlinde olduğu düşüncesinden ilham alır. İstanbul’dan Berlin’e taşındığı bir geçiş döneminde bestelenen bu eserlerde değişime direnç ile kabulleniş arasındaki kırılgan alanları araştırır. 
 
Elektroakustik üretimlerinde ise alan kayıtlarını manipüle ederek piyano ile birleştirdiği kompozisyonlar üretir ve kadın hakları, ekolojik meseleler ve kentsel dönüşüm gibi temaları odağına alır. Bu projeler Pera Müzesi, CCA Berlin ve Orient Institut İstanbul’da sergilenmiştir. 
 
Tokyo Bunkyo Civic Hall, Moriyama Hall, Nagoya Atsuta Playhouse, Aichi Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi, Okinawa Sanat Üniversitesi, Hiroshima Elisabeth Müzik Üniversitesi, Stuttgart Musikhochschule, Artliners Berlin ve The Ballery’nin yanı sıra Türkiye’deki önemli konser salonlarında sahne almıştır. 2025 yılında ise Edvard Grieg’in Piyano Konçertosu’nu şef Cem Mansur yönetimindeki Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde seslendirmiştir.
 
 
 
 
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20