MAKALE

Ölümsüz Bestecilerin Günlük Rutinleri - I

21.08.2026


Paylaş:

Doğa sevgisi, yalnızlığın kutsal özlemi, ormanların fısıltısında doğan çalışma tapınakları, şafakla uyanan disiplin, sabah ritüellerinin mistik kahvesi, gün doğmadan biten ilham patlamaları, yazın bereketli rüyaları ve uzun yürüyüşlerin adımlarında doğan sonsuz ezgiler... 

Ölümsüz bestecilerin bu alışkanlıkları, ezgilerin kozmik kökenine uzanan bir ritüel mimarisi gibi yankılanmaya devam ediyor.

 
Geçtiğimiz senelerde elime harika bir kitap geçti. Mason Currey’nin Günlük Ritüeller - Büyük Eserlerin Yaratıcıları Nasıl Çalışır? adlı çalışması bestecilerle ilgili detaylı bölümleri olan çok değerli bir hazine. Ben de günlük piyano çalışmalarımı tamamlayan küçük molalarımda sıcacık kahvemi hazırladığım gibi okumaya koyuldum her fırsatta... 
 

Wolfgang Amadeus Mozart (1756 - 1791) 
Mozart 1781 yılında serbest çalışan bir besteci ve icracı olarak Viyana’ya yerleşmeye karar verir. Ay sonunu getirebilmek onun için hiç de kolay olmaz. Bir yandan piyano dersleri verirken, diğer bir yandan konser performansları ve şehrin varlıklı patronlarıyla görüşmelerine devam etmektedir. Tüm bunlara paralel olarak da müstakbel eşi Constanze’ye de vakit ayırma arzusu içindedir. Yeni eser bestelemek için kendine saklı tuttuğu zaman, bu yoğun programa bağlı olarak çok kısıtlıdır. 
 
Mozart’ı bir de kendi kaleminden okumak ister misiniz?
 
“Her sabah saat altıda saçlarım hazırdır. Saat yediyi gösterdiğinde ise kıyafetlerim dâhil gün için hazırımdır. Saat dokuza kadar beste yaparım. Saat dokuzda öğrencilerime ayırdığım bölüm başlar ve saat öğlen bire kadar ders veririm. Bu saate geldiğimizde acıkmış olurum ve öğlen yemeğimi yerim. Tabii beni o saatte bir yere, bir eve davet etmedilerse... Saat akşamüstü beşten ya da altıdan önce kendi çalışmalarıma ayıracak vakit bulamam. Saat altıyı gösterdiğinde de konser zamanı gelip çatar... Eğer konser yoksa şanslıyımdır. Akşamın geç saatlerini kullanırım, dokuza kadar yeni eserler üzerinde çalışırım ve gece saatlerinde canım Constanze’mi ziyarete giderim. Her ne kadar annesini sevmesem de... On buçuk, on bir gibi eve gelirim. Dediğim gibi, eğer konser yoksa yazabiliyorum. Ancak bu saatlere hiç güven olmuyor. Yine de yatmadan önce mutlaka yazıyorum. Gece bire kadar çalışırım. Sabah altıda tekrar ayakta olmak şartı ile... Özet geçecek olursam, o kadar çok yapılacak iş var ki, bir günüm nasıl geçiyor ben bile anlamıyorum. Sürekli bir koşuşturma içindeyim. Bunu size kelimelerle anlatmak imkânsız görünüyor.”
 

Ludwig van Beethoven (1770 - 1827) 
Şimdi zamansal olarak biraz daha günümüze yaklaşıp Beethoven’a bakalım: 
 
Beethoven gün doğarken uyanırdı. Uyandıktan sonra işinin başına koyulmakta hiç gecikmezdi. Kahvaltısı özenle bizzat hazırladığı bir fincan kahveden ibaretti. Bir fincan için tam tamına 60 çekirdek öğütmeliydi! Daha sonra çalışma masasına oturur ve öğleden sonra ikiye yahut üçe kadar aralıksız çalışırdı. Çalışma molası olarak açık havada yürüyüş tercih ederdi. Yürüyüşler, diğer bestecilerde de göreceğimiz üzere çok yaygın bir ritüeldi. Beethoven yürüyüşün yaratıcılığına etkisine bağlı olarak sıcak aylarda daha çok dışarı çıkabildiği için daha fazla çalışabilirdi. Gün ortası yemeğini takiben tüm öğleden sonrasını uzun ve disiplinli bir yürüyüşe ayırırdı. Yanına aldığı kalemi ve nota kağıtları da ona dışarda çalışma imkânı sunuyordu. Ne zaman aklına müzikal bir fikir gelse, yürümeye ara verir ve not alırdı. Akşamüstü günlük gazetelere göz atmak için bir tavernada otururdu. Akşamları dostları ile tiyatroda vakit geçirmeyi severdi. Soğuk kış aylarında ise evde kalıp okumayı tercih ederdi. Akşam yemeği basitti. Bir kase çorba ve öğleden kalanlar. Beethoven’in akşamları çalıştığı çok nadirdi. Gece saat onda uyurdu. Erken yatmayı severdi. Banyoda sık sık yıkanmak en köklü alışkanlıklarındandı ve çalışma ortamında sürekli erişebileceği bir su kaynağı bulundururdu. 


Beethoven’in bilinen en eski portresi, Johann Joseph Neidl tarafından Gandolph Ernst Stainhauser von Treuberg'in kayıp olan bir portresinden sonra yapılmış gravür, yaklaşık 1801
 
Franz Schubert (1797 - 1828) 
Schubert’in bir çocukluk arkadaşı bestecinin günlük rutinini anlatıyor: Franz Schubert her sabah altıda çalışma masasının başına geçermiş. Saat bire kadar yani tam yedi saat çalışırmış. Çalıştığı saatlerde piposu eksik olmazmış. 
 
Schubert, öğleden sonra beste yapmayı sevmezmiş. Bunun yerine özellikle kış aylarında bir kafeye gidermiş. Sıcak yaz aylarında ise tıpkı Beethoven gibi doğada uzun yürüyüşlere çıkarmış. Schubert, hemen hemen her zaman paraya ihtiyacı olduğu halde piyano dersi vermekten kaçınırmış. Verimli olduğu tek konu beste yapmak ve eserleri üzerinde çalışmakmış. 
 
Arkadaşı son olarak ekliyor: Franz’ın, beste dışında başka hiçbir konuda çalıştığını ve işe yaradığını görmedim.


Franz Schubert ©️ Gabor Melegh, 1827
 
Frédéric Chopin (1810 - 1849) 
Madem romantik döneme Schubert ile bir adım attık... Şimdi de Frédéric Chopin’in alışkanlıklarına eğilelim: 
 
Chopin doğada vakit geçirdiğinde histerik ve bıkkın birine dönüşürdü. O, bir şehir insanıydı. Sürekli bölünmemek kaydı ile şehir atmosferinde beste yapmayı severdi. Sabahları geç kalkardı ve kahvaltısını odasında almayı severdi. Tüm gün müzik yazardı. Ara verdiği saatlerde piyano dersi verirdi. Akşam saatlerinde ev halkı ile bahçede yemek yerdi. Birkaç saat sonra da uyurdu. 
 
Gönülden bağlı olduğu kadın yazar George Sand, bizlere Chopin’i anlatıyor: 
 
“Frédéric, spontan ve mucizevi bir üslupla yaratır. Aramadan bulur, öngörmeden yazıya döker. Her şey çok hızlı gelişir. Piyano başında iken aniden bir fikir geliverir. Bu fikir tamamlanmıştır, âdeta gerçeküstüdür. Muhtemelen yürüyüşlerinden birinde kulaklarında çalan bir melodidir. Frédéric, sabırsız bir şekilde onu tekrar yakalamaya çalışır. Piyano başında denemelere koyulur. Zaman zaman hayatımda gördüğüm en acılı süreçlerden biri başlar: Kulaklarında ve beyninde yürürken duyduğu temayı tam olarak yakalayamadığını düşünür. Yazmaya koyulduğunda duyduğu şeyin yalınlığı ve sadeliği kaybolur ve analize yönelir. Bu fazla düşünme hâli öz ilhamını gölgeler ve Chopin umutsuzluğa ve derin bir kedere gömülür. Kendini günlerce odasına kapatır, ağlar, yürür, kalemlerini kırar... Bir müzikal ölçüyü yüzlerce kez tekrarlar, değiştirip durur. Bir sayfa nota için altı ay uğraştığını bilirim.”
 
George Sand, Chopin’i ikna etmekte başarısızdı. Analizi ve üzerinde çalışma hâlini bir kenara bırakıp ona ilk gelen öz ilhamını göz önüne almasını salık verirdi. Ancak Chopin rahatsız edildiği için sinirlenir ve içine kapanırdı. 
 
İlk dört bestecimizi daha yakından tanıdığımızı umuyorum. Aslında bir noktada birbirlerine benzer yanları yok mu sizce de? Uzun yürüyüşleri seviyorlar, doğaya olan düşkünlük göz çarpıyor. Yalnız kalmayı seviyorlar. Kahvenin hayatlarındaki yeri önemsenecek derecede ön planda. Bahsedilen uzun yürüyüşlerde not alma, fikir kaydetme alışkanlıkları var ve yaz aylarını verimli kullanma durumunu görüyoruz. 
 
Gittikçe günümüze yaklaşıyoruz. Notalarında saklı hazineleri keşfettikçe onlardan ne çok şey öğreniyoruz. Tıpkı müzikleri gibi, günlük ritüelleri de hayatlarımıza ışık tutuyor. 


Frédéric Chopin ©️ Eugène Ferdinand Victor Delacroix, 1838
 
Gustav Mahler (1860 - 1911) 
Gustav Mahler hayatta iken daha çok bir orkestra şefi olarak tanınıyordu. Bizlerin onu bildiğimiz besteci kimliğinin yanı sıra şeflik yönü, kariyeri boyunca ön plana çıkmıştı. Aslında rahatlıkla söyleyebiliriz, beste yapmak onun için yarı zamanlı bir aktiviteydi. Mahler’in orta dönemi olarak adlandırdığımız zaman kesiti içinde bestelediği olgun senfonileri, görece daha sakin geçen yaz aylarında ortaya çıkmış eserlerdi. Viyana Saray Operası’ndaki müzikal direktör yani şeflik görevi boyunca sezon dışı dönemlere denk gelen yaz ayları onun için kompozisyonlarını tamamlamak adına birer hazineydi. 
 
Eşi Alma Mahler bizleri Gustav Mahler’in günlük rutini hususunda aydınlatıyor: 
 
“Gustav, beşinci senfonisinin eskizlerini yazlıkta çalışmak üzere hazır tutardı. Çağının ötesinde, değişken ruh hâllerini yansıtan bir eserdi: Açılışta bir cenaze marşından tutun, yeni eşine adadığı dördüncü bölümün fevkalade güzellikteki işlenişi... Mahler’in eserleri her ne kadar tutkulu, fırtınalı bir iç dünyaya işaret ediyormuş gibi dursa da aslında günlük hayatı bir o kadar farklıydı...”
 
Mahler’in günlük ritüelleri hayatın telaşesinden oldukça uzak, neredeyse insani olmayan bir sterillikteydi. Sabah altıda kalkar (en geç altı buçuk da diyebiliriz) ve aşçıyı harekete geçirecek olan zile basardı. Kahvaltısı mükemmel olmalıydı. Taze çekilmiş kahve, süt, diyet ekmeği, tereyağı ve reçel. Aşçı, kahvaltıyı özenle hazırlamış bir şekilde Mahler’in taş beste evine taşırdı. Avusturya'nın Attersee Gölü kıyısındaki Steinbach’ta 1894'te inşa ettirdiği bu mütevazı kulübe, taş ve ahşapla örülmüş sade bir sığınaktı. Attersee'nin rüzgârı, dalga sesleri ve orman esintileri Mahler’i ilhamla doldururken, kulübede masa, sandalye, soba ve piyanoyla inzivaya çekilirdi. Besteci, sabahları işine koyulmadan önce kimseyle konuşmak istemezdi, buna dayanamazdı. Alma Mahler, taş mabede en küçük bir ses gitmesin diye uğraşır dururdu. Öğle saatlerine kadar Mahler’i ortalıkta gören olmazdı. Sabah ritüelini yalnız tamamlardı. Öğlen işini bitirir ve gölde yüzmeye giderdi. Yüzmenin ardından öğle yemeği vakti gelirdi: Yemek, olabildiğince basit ve hafif olmalıydı. Çok iyi pişmiş ve en az düzeyde baharat eklenmiş yemeği tercih ederdi. Eşi Alma Mahler ekliyor: “Öğünün tek amacı hisleri, duyuları uyarmadan, ağırlık yaratmadan doygunluk ve tatminlik duygusu yaratmaktı.”
 
Öğlen yemeğinin ardından Alma ve Gustav göl kenarında üç ya da dört saatlik uzun bir yürüyüşe çıkarlardı. Gustav arada bir fikirlerini not etmek için yürüyüşe ara verirdi. Hayattaki tek amacını arkadaşlarından birine yazmıştı bir mektubunda: “Bu hayatta istediğim hatta arzuladığım tek şey beni çalışmaya motive edecek olan dürtü olabilir...”


Gustav Mahler yazlık evinin yakınlarında kırsalda yaptığı düzenli yürüyüşlerinden birinde, 1909’da
 
Franz Liszt (1811 - 1886)
Franz Liszt çok az uyurdu. Her gün kiliseye gitme alışkanlığı vardı. Elinden sigarası eksik olmaz ve sürekli içerdi. 
 
Öğrencisi Liszt’i bizlere anlatıyor: 
 
Hocam her sabah dörtte kalkar. Bir önceki gece içmiş olsa bile bu saatte kalkmak onun için zor olmazdı. Yataktan kalktığı gibi, kahvaltı yapmadan kiliseye giderdi. Sabah saat beşte öğrencileri ile kahve içerdi. Kahvesine eşlik eden birkaç tane kendi sardığı sigarası olurdu ve sonra iş saati başlardı. Mektuplar açılır, okunur ve yazılırdı. Yeni yazdığı, düşündüğü müzikleri denerdi. Saat sekizde postacı gelirdi. Onları incelemek ve cevaplamak için vakit ayırırdı. Tüm bu kağıt işinin yanı sıra mutlaka enstrümanı başında müzik denerdi. Saat bir sularında öğlen yemeği servis edilirdi. Yemeğin yanında mutlaka bir kadeh şarap, bir bardak su ya da Fransız usulü brendi içerdi. Yemek yemediği ya da uyumadığı saatlerde mutlaka sigara içerdi. Kahvesi her gün taze çekilir ve kavrulurdu. Liszt için kahve olmazsa olmazdı. Öğleden sonra iki üç saatlik bir uykusu olurdu. Öğle yemeğinde her ne kadar ölçülü içmiş olsa da öğleden sonra, akşamüstü ve akşam içmeye devam ederdi.
 
Çağdaşları onu neşeli bir kişilik olarak betimleseler de kendi düşüncesi çok farklıydı: “Kendi hayatımı yaşamak zaten çok zor. Neden tüm bu kederi yazayım ki? Bir işkence odasında olanları tek tek kaydetmekten ne farkı olacak? Neden bir günlük tutacakmışım?”


Franz Liszt, 1839 ©️ Henri Lehmann
 
Sergey Rahmaninov (1873 - 1943)
Beste yapmak, piyano çalmak ya da çalışmaktan çok farklı bir uğraştı. Rahmaninov, bestelerine ayıracak kesintisiz vakit bulmakta çok zorlanırdı. 1907 yılında arkadaşına yazdığı bir mektupta belirtiyor: “Bugün saat sabah dokuzdan on iki otuza kadar çalışabildim yalnızca. Sonra da yemeğe oturdum. Ve şimdi de sana yazıyorum... Aslında çalışmam gerekiyor. Bir saatlik boşluğum kaldı. Sonra bir saat yürüyüş yapmam gerekiyor. Akşam da iki saat piyano çalışır ve uyurum. Bestelerime vakit bulamıyorum. Her gün yalnız dört saat ayırabiliyorum. Çok az!”
 
Ivanovka’ya ilk ziyaretinde Rahmaninov beste yapabileceği yeri nihayet bulduğuna inanıyordu. Rahmaninov, bundan böyle tüm bestelerini orada tamamlayacaktı. Bu ferah, izole mekân ona sessiz, sakin bir çalışma ortamı sunacaktı. Ivanovka’da doğa sevgisini iyice pekiştirdi ve tüm eserlerinin yaklaşık %85’ini orada geliştirdi ve noktaladı. Şubat 1906, Rahmaninov için zor bir yıl olacaktı. Ülkenin içine düştüğü huzursuz ortam, bestecinin salim kafayla iş yapabilmesini engelliyordu ve nihayetinde ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. 


Sergey Rahmaninov, 1921
 

 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20