27.10.2026

Piyanist Hande Dalkılıç, Gloss Musik GmbH etiketiyle yayınlanan My Left Hand adlı albümüne dair merak ettiğimiz soruları yanıtladı.
My Left Hand albümünüze dair fikir ilk olarak zihninizde nasıl oluştu? Sol el repertuvarına adanmış bir albüm yapma kararı nasıl doğdu?
Bu fikrin ortaya çıkışı aslında çok daha eskiye dayanıyor. My Favorite Romantics albümümde de yer alan ve konserlerimde bugüne kadar sıkça seslendirdiğim Frédéric Chopin’in Op.53 Polonez’inin orta bölümündeki sol el oktavlarının icrası birçok dinleyicinin dikkatini çekmişti. Meslektaşlarım da bana sık sık “Hiç sol el için yazılmış eserleri çalmayı düşünmedin mi?” diye soruyorlardı. Beni yetiştiren rahmetli Ersin Onay da mezuniyetimden sonraki dönemlerde ara sıra “Sol elin canavar gibi çalıyor” derdi. Hatta bazı öğrencilerine Maurice Ravel’in Sol El için Piyano Konçertosu’nu çalıştırmışlığı da vardır. Bana da hep önerirdi bu eseri. Ancak insan bir yandan konserler verip farklı repertuvarlarla kayıtlar yaparken, bir de ayrıca sol el repertuvarına vakit ayırmayı kolay kolay başaramıyor.
Bu düşünce zihnimde hep vardı ama gerekli zamanı bulamamıştım, ta ki pandemi dönemine kadar… Pandemiyle birlikte evlere kapandık, konserler durdu, ben de yeni araştırmalar yapmaya başladım. Güncel piyano teknikleri üzerine çalışıyor, çevrim içi dersler veriyordum. O sırada sağ elimde nörolojik olarak kendini göstermekte olan bir rahatsızlık da vardı. Ben de bu rahat süreçten faydalanıp “Ravel’in Sol El Konçertosu’na bir bakayım” diye düşündüm. Eser çok ilginçti, çok güzeldi ama aynı zamanda son derece zordu. Tam bunu çalışırken pandemi sonrası çevrim içi ve sonraki sezon için resital teklifleri gelmeye başladı. O esnada aklıma şu soru geldi: “Madem böyle bir kapanma sürecindeyim, neden sol el için yazılmış solo piyano eserlerini de seslendirmeyeyim?” Hazır vakit varken bu literatürü de araştırmaya başladım. Beni etkileyen müzikleri aradım. Benim için bir tür meydan okuma olacaktı. Hep bilinen sol el için eserleri değil de biraz daha farklı bir program yapmak istedim.
Albümdeki eserleri seçerken belirleyici unsurlar nelerdi? My Left Hand sizin için yalnızca bir repertuvar seçimi mi, yoksa kişisel bir anlatının devamı mı?
Alexander Skryabin’in Prelude ve Nocturne’ü bu repertuvarın en bilinen eserlerinden ve ben o eserden hep çok etkilenirim; dolayısıyla programda mutlaka yer almalıydı. Ama bunun yanında Alman besteci Carl Reinecke’nin sonatı bana çok ilginç geldi. Notalarını buldum, baktım ve “Dinleyiciye de güzel gelir” diye düşündüm. Ardından Moritz Moszkowski’nin etütlerine rastladım. 12 etüt gerçekten çok dikkat çekici, zor görünüyorlar ama son derece müzikal yazılmış eserler. Bunları düz, renksiz etütler gibi değil; daha müzikal, renkli bir anlayışla seslendirmek istedim. Tüm bu eserler birleşince ciddi anlamda güç isteyen bir program ortaya çıktı. Sol elime güvenerek “Yapabilirim” dedim ama açıkçası bu kadar uzun bir programın eli ne kadar yorabileceğini, öğrenme sürecinde ne tür fiziksel zorluklar çıkaracağını hiç hesaba katmamışım. Daha eserleri tam çalışmaya başlamadan bu projeyi resital programı olarak salonlara önerdim. Çok ilgi gördü, herkes heyecanlandı; ben de aynı heyecanı yaşadım. Ama çalışmaya başladıkça ne kadar zor bir işe girdiğimi fark ettim. Beklediğimin çok üstünde zorlayıcı bir süreç oldu.
©️ Emre Ünlenen
Sol el için yazılmış bir eseri ilk kez çalışmaya başladığınızda, iki elle çalınan klasik repertuvara kıyasla ne gibi farklı çalışma yöntemleri ile ilerlediniz? Sol el için yazılmış eserler, çoğu zaman dayanıklılık, sabır ve zihinsel konsantrasyon sınırlarını zorlayan yapılar. Albüm sürecinde, kendi sınırlarınızla yüzleştiğiniz anlar oldu mu? Olduysa bu yüzleşme size ne öğretti?
Bu programda çalışmaya başladıkça farklılıklar ve beklenmedik zorluklar ortaya çıktı. En büyük zorluk, eseri deşifre ederken yani ilk okuma aşamasında kendini gösterdi. Çünkü notaya odaklanırken insan el pozisyonuna yeterince dikkat etmiyor. Farkında olmadan küçük damarları ve tendonları zorlayacak hareketler yapabiliyor. Bir piyanistin sol eli, sağ eli kadar aktif gelişmiş olmuyor; solak olsanız bile bu çok değişmiyor. Çünkü eğitim hayatı boyunca hareketli yapılar çoğunlukla sağ elde yoğunlaştığı için sağ el her zaman daha gelişmiş ve işlek kalıyor. Bu nedenle, normalde 10 parmağın kurduğu polifoniyi ve müzikal perspektifi bu kez beş parmakla yaratmaya çalışıyorsunuz. Elin klavye üzerinde içeride mi dışarıda mı konumlanacağına dair küçük bir yanlış karar bile sakatlığa davetiye çıkarabiliyor. Bugüne kadar sağ elden destek alan sol el, bu kez 88 tuş üzerinde tamamen tek başına kalıyor. İşte bu gerçekle karşılaştığımda içimde projeden vazgeçme isteği oluştu. Ancak birçok konser organizasyonu yapılmıştı ve daha önemlisi artık yolun yarısına gelinmişti. Bunu hep şöyle tarif ediyorum: Ankara’da Eymir Gölü çevresi 11 kilometredir; yürüyüşe ya da koşuya çıktığınızda beşinci kilometreden sonra yorulup geri dönmek istersiniz ama neredeyse aynı mesafeyi geri dönmeniz gerekir. Benim durumum da tam olarak buydu, artık dönüş noktası çoktan geride kalmıştı ve önümde sanki Everest’e çıkacakmışım gibi bir zorluk vardı.
Tam programı konserlere yetiştirmeye çalışırken bir de 2023’deki 6 Şubat depremi süreci ve onun psikolojisi eklendi. İlk seslendirme Boston’da bir festivalde gerçekleşecekti. Sonraki de Talin’de. Çok büyük bir acı içinde çalışıyordum ama yaşadığım psikolojik yükün çalışma konsantrasyonuma etki etmesine izin veremezdim. Sanırım hayatımda yaşadığım en zor psikolojik süreçlerden biriydi. Doğal içerikli konsantrasyon desteklerinden de faydalandım. Programı ezberlemeye başladıkça el pozisyonları daha çok netleşti ve rahatlama oldu; zira her yanlış hareketi artık gözlemleyebiliyor ve düzeltiyordum. Ancak öncesinde fark edilmeden yapılan yanlış hareketlerin birikimiyle, tek elle bu kadar büyük ve uzun bir programı çalışmak zamanla son derece yorucu hâle geldi. Çünkü eserleri üst üste çalarken sakatlanmamak için fiziksel olarak olağanüstü rahat olmanız gerekiyor.
Boston’a gittiğimde sol elim fiziksel olarak çok zorlanmış ve yıpranmış durumdaydı, hayatımda ilk kez elim için sporcular gibi antienflamatuar ilaç kullanarak önlem almak zorunda kaldım. Sahneye çıktığımda ise çok farklı bir psikoloji yaşadım. Bütün prova sürecini tek elle geçirmiş olmama rağmen, üstelik eserler zaten tek el için yazılmış olsa da sahnede ilk kez iki elimin olmayışını ve sol elimin yalnızlığını çok yoğun hissettim. Sonraki konserlerde bu duygu bu kadar belirgin olmadı ama ilk konserde gerçekten tek elin yalnızlığıyla çok farklı, tarif edilmesi zor bir his yaşadım.

©️ Emre Ünlenen
Sadece sol elle çalarken piyanoda dengenin tamamen değiştiği söyleniyor. Sağ elinizi kullanmadığınız bu repertuvarda, beden duruşunuzu ve klavye üzerindeki dengeyi nasıl yeniden kurdunuz? Bu süreçte özellikle üzerinde çalıştığınız fiziksel ya da zihinsel egzersizler oldu mu?
Sol el ile çalınan eserlerde önemli konulardan biri de piyanistin oturuşu ve bedenini nasıl konumlandırdığıdır. Çünkü bu süreçte çalmayan sağ el devre dışı kaldığında, iki elin birbirini desteklediği ve gücün dengeli biçimde paylaşıldığı alışılmış yapı ortadan kalkıyor. Bu da piyanistte belirgin bir denge ve dayanak eksikliği hissi yaratıyor. Dolayısıyla sol el ile çalarken sağ elin doğal olarak bir destek arayışına girdiğini görüyoruz. Sol el ile çalan bir piyanisti izlediğinizde, zaman zaman sağ elin klavyenin bir bölümünü tutmaya ya da tabureye dayanmak ister gibi hareket ettiğini fark edebilirsiniz. Bu davranış çoğu zaman denge ihtiyacından doğuyor, yani çalmayan el üzerinden bedene bir güç ve destek arayışı gelişiyor. Hatta bazen farkında olunmadan sağ elin kasılıp sıkılmaya başladığı da görülebiliyor. Bu yüzden icra sırasında sağ elin durumu bilinçli biçimde gözlemlenmeli. Hem bedensel rahatlık sağlamak hem de dinleyici açısından daha doğal bir görüntü oluşturmak için sağ elin kucakta tutulması ve rahat bırakıldığından emin olunması çoğu zaman daha sağlıklı sonuç veriyor.
Geleneksel piyano icrasında piyanistin klavyenin ortasında sabit bir oturuşla her iki eli dengeli biçimde kullanması beklenir. Ancak sol el repertuvarında bu yaklaşım her zaman yeterli olmuyor. Özellikle klavyenin üst tiz bölgelerine yoğun biçimde yönelen pasajlarda, oturuş pozisyonunu kontrollü biçimde kaydırmak bedensel zorlanmayı azaltıyor ve sakatlanma riskini düşürüyor. Burada en önemli noktalardan biri, vücudun her zaman elin ve kolun arkasında konumlanması; yani uzanarak çalmamaktır. İki el ile çalarken beden eğilerek bazı bölgelere ulaşmak daha kolay olabilir, ancak sol el ile yapılan icralarda gerektiğinde tabure üzerinde özellikle sağa ya da sola kayarak pozisyon almak hem icranın sürdürülebilirliği hem de elin korunması açısından çok önemlidir.
©️ Emre Ünlenen
Sol el için yazılmış pek çok eser, olağan dışı yaşam deneyimlerinden (uzuv kayıpları, sakatlanmalar…) ve piyanonun henüz keşfedilmemiş olanaklarını gösterebilme ilhamıyla ortaya çıkmıştır denilebilir mi? Bu tarihsel ve duygusal arka plan size eserleri yorumlarken ne hissettirdi?
Besteciler genellikle diğer elleri sakatlandığında sol el için eserler bestelemişler. Tarihsel açıdan en bilinen ve repertuvarın tanınırlığını belirleyen örnek, Maurice Ravel’in Birinci Dünya Savaşı sırasında sağ kolunu kaybeden piyanist Paul Wittgenstein için bestelediği Sol El için Piyano Konçertosu’dur. Bu eser, sol el repertuvarının yalnızca bir zorunluluk alanı olmaktan çıkarak, sanatsal açıdan bağımsız ve güçlü bir ifade alanına dönüşmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Wittgenstein, Ravel’in yanı sıra Prokofyev ve Britten gibi bestecilere sol el için eserler sipariş etmiş ve bu eserleri ustalıkla seslendirmiştir. Bu durum, repertuvarın sonraki yıllarda yaygınlaşmasına ve kalıcı bir yer edinmesine katkı sağlamıştır.
Benzer şekilde, Rus besteci Alexander Skryabin de önemli bir örnektir. Franz Liszt’in Réminiscences de Don Juan ve Mily Balakirev’in Islamey adlı eserlerini çalışırken sağ elini sakatlayan Skryabin, bu dönemde sol el için Op. 9 Prelude ve Nocturne’ü bestelemiştir. Hekimlerin kendisine bir daha piyano çalamayacağını bildirmesi, bestecinin derin bir ruhsal kırılma yaşamasına yol açmış ve bu süreç, müziğinde dramatik ve içsel bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Bu geçici engellilik dönemi, Skryabin’in sonrasında iki el ile çalınan eserlerinde de sol el için son derece karmaşık ritmik yapılar ve yoğun dokular içeren eserler yazmasına zemin hazırlamıştır.
Kendi çaldığım repertuvar üzerinden konuşacak olursak, sol el repertuvarına ilişkin değerlendirdiğim önemli bir örnek de Moritz Moszkowski’dir. Bestecinin sol el için yazdığı Op. 92 etütlerinin belirli bir el sakatlığı sonucu ortaya çıktığı yönündeki anlatı, literatürde sıkça tekrarlansa da mevcut birincil kaynaklarca açık biçimde doğrulanmış değildir. Aksine, bu etütler, bestecinin herhangi bir nörolojik sorun yaşamadan önce tamamen sol elin teknik gelişimini desteklemeyi, orkestral tını ve doku çeşitliliğini hedefleyen pedagojik ve estetik bir yönelimin ürünü olarak değerlendirilmektedir.
Ben tüm bu eserleri yorumlarken, bestecilerin bu tarihsel arka planını düşünmeksizin, iki el çalıyormuşçasına istedikleri perspektifi ve müziği yaratmayı hedefledim. Amacım, iyi bir sonorite ile müziğin iki el çalınıyormuşcasına tek el ile yarattığı mucizeyi dinleyiciye sunmaktı.
Sol el repertuvarında işitsel illüzyon olduğu söyleyen müzik eleştirmenleri bulunuyor, dinleyici çoğu zaman tek el dinlediğinin farkında olmuyor. Buna katılıyor musunuz?
Sol el için yazılan eserlerin çalınma prensibi ve amacı tam da öyle zaten, iki el ile çalınıyormuşçasına bir etkiyi yaratabilmek... Sanatçının iki elin yarattığı müziği tek el ile çalabilme becerisi ve müzisyenliği üzerine kurulu bu tip besteler. Eğer dinleyici benim tek el ile çaldığımı fark etmiyorsa, iki el ile çaldığım hissine kapılıyorsa amacıma ulaşmış ve başarmışım demektir. Besteci, tek el için bestelediğinde eserin tek el için olduğu anlaşılsın diye yazmıyor; iki eli kullanmadan aklındaki müziği aynı polifoni, yoğunluk, perspektif ve etkiyi yaratarak bunu tek el ile çalınan bir esere dönüştürüyor.
©️ Emre Ünlenen
Projede yer alan bestecilerle, bir piyanist olarak içsel diyalog kurduğunuzu hissediyor musunuz? Kayıt sürecini de sizden dinleyebilir miyiz?
Bu eserleri konserlere hazırlarken her besteciyi tabi ki bir müzisyenin hissetmesi gerektiği gibi düşündüm, analiz ettim. Müziği ona göre kurguladım ancak kayıt süreci çok zordu. Hayatımda yaşadığım en zor albüm kaydıydı diyebilirim. Tek el ile ağır bir Steinway’de üç tam gün boyunca çalmak, tekrarlar almak, en iyi çalışı bulmak için defalarca dinlemek; gerekirse yine çalmak elimi mahvetti. Kayıt esnasında saatler sonra tek elin gücü kalmıyor. Zihinsel yorgunluk tavan yapıyor. Kaydı bir ara pes edip bırakma noktasına bile geldim. Biraz da erken girdiğimi düşünüyorum albüm kaydına. Eserleri daha olgunlaştırıp kaydedebilirdim ama o sıradaki kayıt şartları böyle bir süreci bekleyemezdi. O sebeple kayıtlara girdim. Şimdi kaydettiğim eserleri daha başka düzeyde daha farklı ve güzel çalıyorum. O nedenle de tekrar kaydetme isteği duyuyorum yeni bir icra algısı ve yorumlayış ile…
Sol el repertuvarını çalışmak, sağ elinizle kurduğunuz ilişkide de bir dönüşüm yarattı mı? Örneğin frâzlama, denge, polifonik düşünme gibi alanlarda, iki elinizi de etkileyen uzun vadeli bir değişim hissediyor musunuz?
Kesinlikle bu çalışma başka bir boyuta getiriyor piyanisti. Yıllar önce konserden bir süre önce sağ ayağımı kırıp konseri de iptal edemeyeceğim noktada sol ayağıma sağ pedalı öğretmem gibi. O süreçten sonra pedal tekniğim, duyuşum inanılmaz gelişip, derinleşip yükselmişti. Bu sol el eserleri de başka bir boyuta taşıdı müzisyenliğimi. Derin kurgu polifoni tek el ile yapılmaya kalkıldığında tamamen duyuşu geliştirip başka bir seviyeye getiriyor sanatçıyı. İki el ile çalınan yıllarca öğrenilmişlik üzerine kurulan sanat eserleri, tabi ki iki ele geçince farklı bir hâkimiyete getiriyor insanı, ama sol el ile çalınan eserler sol eli geliştirdiği gibi müzisyeni, duyuşu, sonoriteyi bir seviye yukarıya taşıyor.
Akademik kimliğinizle düşünecek olursanız, bir eğitimci olarak konservatuvarların piyano repertuvarlarına sol el eserlerinin girmesini faydalı bulur musunuz?
Sol el ile çalmak veya tek el ile müzik yapmak belli bir seviyede müzisyen olmayı gerektiriyor. Öğrenciler için pek kolay değil bunu yapmak, ancak konservatuvardan mezun olanlar ve sonrası için kesinlikle çalışılması gerektiğini düşündüğüm bir olgu.

Tüm Yazarlar