MAKALE

Figaro'ya Uzanan Yol

29.10.2026


Paylaş:

Mozart’ın sahne sanatları alanında mucizeler yaratan biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat kaçımız Münih ve Milano için bestelediği ilk operalarında görülen biçimsel bütünlüğün ne kadar kusursuz olduğunun farkındayız? Gelin, onun ilk 12 sahne yapıtına yakından bakalım; gençlik çağının tazeliğini, yaratıcı coşkusunu ve içten ilhamını bu eserlerde birlikte izleyelim. Zira bu erken dönem besteleri, Mozart’ın ilerleyen yıllarda ortaya koyacağı büyük başyapıtların hem estetik hem de yapısal öncüllerini taşır.
 
Wolfgang Amadeus Mozart’ın sahne için bestelediği 23 çalışmadan 14’ü İtalyanca, yedisi Almanca, biri Latince ve bir diğeri ise baledir. Viyana’daki Habsburg Hanedanı’nda (ayrıca birçok diğer Alman hanedanında da) operanın resmî dili İtalyanca idi. Böylelikle Mozart’ın Viyana, Almanya, Milano karnavalı veya düğünleri için bestelediği eserlerinde İtalyanca metin kullanması şaşırtıcı değildir. Sadece popüler bir sahne eseri için beste yapması istendiği zaman, kendisine Almanca bir libretto veriliyordu. Bu gibi durumlarda forma dair bazı değişiklikler yapılıyordu. Hanedanlıkla özdeşleşen rokoko stili değiştiriliyor, hatta müziğin tonu bile değişiklik gösterebiliyordu. 
 
Mozart’ın ilk sahne eseri kabul edilen Die Schuldigkeit des ersten Gebotes bir Alman dinsel sahne yapıtıdır; Ovid’in anlatısına dayanan Apollo et Hyacinthus ise Latince librettolu erken dönem eseridir. Her iki Handelvari eser, librettist Pietro Metastasio’nun en sevdiği konu olan affetme üzerinde yoğunlaşıyordu. Affetme konusu, tıpkı özgürlük gibi Mozart için hayatı boyunca değer vereceği bir konuydu. Acaba özgürlük teması o dönemin gözde konusu muydu, yoksa Mozart’ın başpiskoposun sertliğine karşı gösterdiği kişisel bir başkaldırı mıydı?
 
Jean Jacques Rousseau’nun Devin du Village’ından esinlenerek bestelenmiş olan Bastien und Bastienne’de kusursuz bir işle karşılaşırız. İşte, karmaşık geçmişi olan bir hikâye, öyle bir hikâye ki Monsigny ve Philidor gibi Fransız müzisyenlerden Favartlara, Favartlardan Mozart’a uzanan bir hikâye. Kavga ettikten sonra kasabanın kâhini tarafından barıştırılan iki sevgilinin hikâyesi basit olabilir; fakat karakterler çok iyi çizilmiştir ve her tür seyirciye hitap eden bir eserdir. Pastoral Bastienne, aşk acısıyla kıvranan Pamina’nın habercisidir. Ayrıca, yanlış yola sapan, dik kafalı fakat sağlam Bastien’de, La Finta Giardiniera’nın Belfiore’sini bulmak mümkündür. Colas, Mozart’ın iyileştirici uzmanlarından ilkidir; sonuncusu ise Sarastro olacaktır. Bastien ilk defa Casanova’nın tanıdığı ve Mozart’ın ömür boyu dostu olan Dr. Anton Mesmer’in Viyana bahçelerinde temsil edilmiştir. Mesmer, Cosi Fan Tutte’de Arnavut âşıkları “canlandıran” Dr. Despina’nın ta kendisidir. 


Wolfgang Amadeus Mozart’ın bu ölümünden sonra 1819’da Joseph Sonnleithner’in isteği üzerine
Barbara Krafft tarafından yapılan portresi.

 
1768 yılında Mozart ilk İtalyanca operası olan La Finta Semplice’yi bestelemiştir. Bu eser 25 bölümlük uzun bir eserdir. Avusturya hanedanlığının üyelerinden Marco Coltellini adlı İtalyan librettist ve şair tarafından adapte edilen Goldoni’nin oyunu, Mozart’ın çizdiği portreler arasında şaşırtacak kadar sofistike yedi karakterden oluşur. Her ne kadar bazı eleştirmenler bu eseri commedia dell’arte’ye yakın bir opera buffa olarak değerlendirse de operadaki metnin müzikle, sesin de orkestrayla iç içe girmesi, Mozart’ın orijinal gelişimini kanıtlar. Her bir başrol oyuncusunun çizilişinde de üç perde boyunca süren bir gerilim son ana kadar devam eder. Finalde yedi karakterden altısının evli olduğu ortaya çıkar. La Finta Giardiniera, Die Entführung aus dem Serail, Le nozze di Figaro ve L’Oca del Cairo’da karşımıza çıkacak olan hizmetçi çift ilk defa bu operada karşımıza çıkar.
 
Mozart’ın felsefesi (her ne kadar 12 yaşında bunu ansiklopedik olarak değil de içgüdüsel olarak gösterdiyse de) ve alçakgönüllülüğü eserlerini hem tema hem de müzikal yapı olarak taze tutar ve bayağılaşmamalarını sağlar. Mozart neredeyse hiçbir zaman ne kendisi ne de bir başka besteci için başarılı olmuş bir formülü tekrarlamamıştır. Her bir karakterini değişen, gelişen ve kendi bireyselliği olan bir figür olarak ele almıştır. La Finta Semplice kadar eski bir operasında bile konçertato bölümlerinde büyük bir bilgelik ve 18. yüzyılda ender rastlanan bir dramatik bütünlük vardır. 
 
La Finta Semplice, Hapsburg başkenti yerine, sıradan bir sahnelemeyle Salzburg’da oynatıldığı için Mozart iki yıl boyunca başka bir opera bestelememiştir. Mitridate, re di Ponto 1770 yılı Milano karnavalı için bestelenmiştir. İtalya’daki birkaç dükün hanedanını ziyaret eden baba ve oğul, Torinolu şair Vittorio Amadeo Cigna-Santi’nin konusunu Racine’in trajedisinden alan bir librettoya beste yapma görevini elde eder. Mozart’ın opera seria alanındaki bu ilk denemesi, o zamanlar gözde olan Christoph Willibard Gluck’un eserlerine benzerlik gösterir. Kahraman Kral Mitridates’in fetihlerini anlatır. Bu mükemmel ve büyük bir coşkuyla karşılanan eserde bir düet ve kuintette, kahramanlar özgürlük yemini eder; diğer bölümlerde baş rol kahramanlarının vokal yeteneklerini gösterecekleri çoğu zaman gösterişli İtalyan stilli aryalar söyler. Bunlardan en belirgini Mitridate’nin üçüncü perde aryasıdır.
 
Mitridate, re di Ponto’nun başarısı, bir sonraki yıl Milano’da başka siparişler almasını sağlar. Dramatik bir serenat olan iki perdelik Ascanio in Alba, kantatı ve baleyi büyük bir ustalıkla birleştirir. Bu görev Kont Firmian tarafından direkt olarak İmparatoriçe Maria Theresa’nın emriyle sipariş edilmişti. Eser, Arşidük Ferdinand ve Modena Prensesi Maria’nın düğün kutlamalarında sahnelenecekti. Klasik hikâyenin sözleri, Salzburglu şair Abbé Giuseppe Parini tarafından yazılmıştı. Konusu, Venüs’ün Aeneas’ın oğlu Ascanius’u, Alba şehrinin lideri yapmasını ve ona Sylvia isimli bir eş bulmasını konu alır. Çekici temaların tekrarlandığı, çoğunlukla koroların seslendirdiği döngülü bir metot kullanılır. Hikâyenin sadeliği, vokal açıdan kolay olduğu anlamına gelmez, daha ziyade güneşli bir atmosfer, mutlu bir sonu müjdeler.
 
Birtakım entrikalar sonucu Mozart, Milano’daki başarısını takip edecek başka bir eser çıkartamadıysa da burada Jean Georges Noverre ile tanışması, birkaç yıl sonra Paris’te sahnelenecek olan Les Petits Riens adlı balenin doğuşuna imkân vermiştir. Bu arada Salzburg arşidükü için bir perdelik dramatik serenat besteleme görevini alır. 14 Mart 1772’de prömiyerini yapan Il Sognio di Scipione, temelini Cicero’nun Scipione’nin Rüyası adlı şiirden almıştır. Scipione, düzgün bir sezgi gösterip Constancy tanrıçasının ödüllerini, Fortune’nin ödüllerine tercih eder. Eserin tiyatroya uyarlanması görevini Metastasio üstlenmiştir. Metastasio, döneminin en üstün librettistiydi ve 30’a yakın eseri Handel, Gluck, Haydn, Hasse ve Jomelli gibi besteciler tarafından bestelenmişti. Mozart’ın daha sonra besteleyeceği İtalyan operalarının librettisti Lorenzo da Ponte her ne kadar kendinden yaşlı ustanın mutlu sonla biten hikâyelerini kınasa da Metastasio’nun, 17. yüzyıl Fransız trajik stiline bir tepki getiren çalışmalarının bildikleri içinde en güzeli olduğunu söylemiştir.
 
Mozart’ın Milano için bestelediği en son operası Lucio Silla (K.135) besteciyi opera seria dalında bir uzman olarak gösterir. Giovanni di Gamerra tarafından revize edilen Metastasio’nun üç perdelik librettosu, romantizm akımının erken bir dalgasıdır, bu unsur müzikte yansıtılmıştır. Bu durum özellikle Sulla’ya itiraz eden Giunia aryalarında göze çarpar. Sulla, diktatörlüğünü reddederken, Giunia sevgilisi senatör Cecilio ile evlenmeye hak kazanır.
 
Unutmamamız gerekir ki Mozart, librettistleri üzerinde Verdi’nin olduğu gibi bir hükme sahip değildi. Mozart, kendisine verilen librettoları itirazsız kabul etmek zorundaydı. Librettoda bazı çok ufak değişiklikler yapsa bile asıl işi müzik bestelemekti. O devirlerde birçok zümre müzisyenleri uşaklardan sadece bir gömlek üstün tutuyordu. Konular seçilip onaylandıktan sonra hüküm süren prensler tarafından sipariş edilirdi ve besteciye libretto hazır olarak sunulurdu. Mozart hızlı beste yapan bir besteci olarak bilindiği için çoğu zaman bu tür siparişler son anda ona verilirdi.
 
Mozart’ın 19. operası La Finta Giardiniera’nın librettisti, Gluck’un meşhur ortağı Ranieri di Calzabigi idi. (Calzabigi, her ne kadar Metastasio’nun mutlu sonlarına isyan ediyorduysa da bu opera için bir mutlu son yazdı.) Torino yakınlarında geçen bu metin Coltellini tarafından adapte edildi. Eser ilk temsilini 1775 yılında Münih’te yaptıktan sonra Almanca olarak ve orijinalinden birçok farklılık göstererek yeniden sahnelendi. Günümüzde yeniden yorumlandığında büyük ihtimalle Mozart’ın amaçladığından çok daha eğlenceli bir prodüksiyon olarak karşımıza çıkacaktır. Hikâye, Belfiore’nin kendisi tarafından öldürüldüğüne inanılan sevgilisi Sandrina’nın aranmasını konu alır. Üçüncü perde, yedi karakterden altısının mutlu bir şekilde evlenerek, sadece yerel hükümdarın mutsuz olmasıyla sona erer.


Wolfgang Amadeus Mozart (piyanonun başında) kız kardeşi Maria Anna (solda) ile anne ve babası
Leopold ve Anna Maria; Johann Nepomuk della Croce’nin tuval üzerine yağlıboya eseri, yaklaşık 1780-81.

 
Salzburg’un sade şartları altında 1775 yılında sahnelenen bir diğer Metastasio çalışması, Il Re Pastore’dir. Değişik bakımlardan hem Bastien und Bastienne’e hem de Ascanio in Alba’ya benzer. Pastoral bir tablo içinde Alexander, Sidon’un yasal hükümdarı Amintas’ın sevgilisi Elisa’yı bırakmadan tahta geçmesini sağlar. Mozart’da müzik ve metin, tıpkı Handel’de olduğu gibi operadan dramatik oratoryoya bir adım uzakta, kutsal eserlere ise onlardan da bir adım uzaktaydı. Mozart’ın başpiskopos Colloredo ile olan gerginliği ve bu sebepten dolayı istifa ettiği bilinir. Mozart 1779 yılında bestelediği Zaide’ye kadar başka bir opera çalışmasında bulunmamıştır. Zaide’nin librettosu, Bastien und Bastienne’nin librettosunu da yazan yakın arkadaşı Schachtner tarafından kaleme alınmıştır. Eserin Türk sahneleri tüm Avrupa’da, özellikle Viyana’da çok popülerdi. Türkler bir zaman büyük bir tehlike arz ederken, eserin bestelendiği zamanlarda barışçıl bir komşu durumundaydı. Her ne kadar bu Alman Singspiel’in bazı fikirleri Die Entführung aus dem Serail’a aktarıldıysa da eser yarım kaldı ve Mozart’ın hayatı boyunca hiç temsil edilmedi. İşte bu yıllarda Mozart, masonik hareketlere ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, birçok eserine, özellikle 10 yıl sonra besteleyeceği Mısır ve masonik temalı Die Zauberflöte’ye büyük etkilerde bulundu. Gebler’in Thamos, König in Ägypten eseri için sekiz parça besteledi. Oyun, bazı yönlerden Johann Wolfgang von Goethe’nin Egmont’unu etkilemiş olsa bile bir başarı elde edemedi. İnterlüdleri ve koral parçaları çok beğenen Mozart için, bu büyük bir hayal kırıklığı oldu. Mi bemol anahtarının ve onun ilgili minörünün kullanılması, bestecinin ilerlemiş müzikal gelişme kullanmadan karakter yaratma yeteneğinin çarpıcı bir örneğidir.
 
Mozart’ın kaleminden hiçbir operanın çıkmadığı bir dönem daha olmuştur. 13. sahne eseri olan Idomeneo’nun librettosu şair Giambattista Varesco’ya aittir. Mozart’ın bundan sonraki operalarının edebî, müzikal ve dramatik problemleri iyi bilinir. Kariyerinin bu noktasında, her zaman daha da artacak bir etki için bu unsurları ustaca kullanacağını belirtmek yeterlidir. İtalyan, Alman ve Fransız temelli fikirleri bir bütünlük içinde birleştirip elindeki temaya uyarlaması, onun bir başka yeteneğidir. Mozart’ın operaları tüm dünya milletlerine uygun oluşu, detaya verilen önem, zevk çerçevesinde yönetilen kozmopolitliği, insanlığa duyduğu saygı ve hayatın içindeki dramı göstermesi sayesinde günümüze kadar öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir.

 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20