MAKALE

İnterdisipliner Perspektifle Müzik Dinleme Sanatı

29.10.2026


Paylaş:

Yazarımız, müzikolojinin tarihsel ve kuramsal temellerini sistematik bir dille sorgulayan David Beard ve Kenneth Gloag’ın Musicology: The Key Concepts adlı çalışmasını, disiplinin evrimleşme süreçlerini de merkeze alarak Andante okurları için titizlikle inceledi.
 
Absolute (Mutlak) 
Mutlak müzik kavramı 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılın Romantizm döneminde ortaya çıkmış ve ilk olarak Herder gibi filozoflar ile E.T.A. Hoffmann gibi eleştirmenlerin yazılarında dile getirilmiştir. Ancak terimin kendisini ilk kullanan Richard Wagner olmuştur. Paradoksal olarak Wagner, bu terimi müziğin dramadan ve şiirden kopuk olmasını eleştirmek amacıyla (olumsuz bir anlamda) icat etmiştir. Mutlak müzik, kendisinin ötesinde herhangi bir şeye atıfta bulunmaksızın var olan ve genellikle program müziğinin ya da betimleyici bir içeriğe sahip müziğin karşıtı olarak görülen tamamen enstrümantal müziği ifade eder. Wagner’in bu kavramlaştırmasını sahiplenen Viyanalı eleştirmen Eduard Hanslick ise Wagner’in dramatik müzik anlayışına karşı çıkarak mutlak müziği estetik bir özerklik ideali olarak savunmuş ve müziğin anlamının sadece tınısal formlardan ibaret olduğunu vurgulayan biçimci kuramı geliştirmiştir.
 
E.T.A. Hoffmann’ın Beethoven üzerine yazıları enstrümantal müziğin önemini artırmış ve onu Romantizm bağlamına yerleştirmiştir. Beethoven’in 5 Numaralı Senfonisi hakkındaki ünlü eleştirisinde Hoffmann şöyle der: “Müzikten bağımsız bir sanat olarak söz edildiğinde, bu terim yalnızca, her türlü yardımı, diğer sanatların her türlü karışımını küçümseyen ve kendi özel doğasına saf bir ifade veren enstrümantal müzik için uygun olabilir. Tüm sanatlar arasında en romantik olanıdır, tamamen romantik olan tek sanat olduğu söylenebilir.” Bu “bağımsız sanat” önerisi, yani mutlak müzik, enstrümantal müziği yüceltir ve senfoni bağlamında en açık şekilde tanımlanan süreçler olan büyük eserler kanonunun oluşturulması yoluyla, yüksek bir estetik değer atfeder. Wagner için mutlak müzik, mümkün olan en geniş müzikal ve müzik dışı dünyayı kucaklamaya çalışan kendi müzik-drama perspektifinden bir eleştiri nesnesiydi. Ancak Wagner, Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi’ne atıfta bulunarak bir geçiş ya da ortaya çıkış duygusu önerir. IV. Bölüm’de enstrümantal reçitatife atıfta bulunan Wagner şöyle der: “Neredeyse mutlak müziğin sınırlarını aşan bu bölüm, erkeksi belagatiyle diğer enstrümanların kargaşasını bastırır, karara doğru ilerler ve sonunda şarkı benzeri bir temaya geçer.” Açıkça görüldüğü üzere, Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi, metin ve sesi bir araya getirmesiyle Wagner için önemli bir eserdi. Wagner, bu eseri kendi müzik ve dil sentezi için bir model olarak yorumladı. Wagner’in mutlak olarak tanımladığı müzik, belirli özelliklerin eksikliği ya da yokluğu yoluyla mutlak hâle gelen müziktir. Alman müzikolog Carl Dahlhaus, mutlak müzik üzerine yaptığı nihai çalışmasında şöyle der: “Bundan böyle bağımsız enstrümantal müzik olarak adlandırabileceğimiz mutlak müzik fikri, enstrümantal müziğin kavram, nesne ve amaçtan yoksun olması nedeniyle müziğin gerçek doğasını saf ve açık bir şekilde ifade ettiği inancından oluşur.” Bir başka deyişle, müziğin sabit bir kavram ya da işlevden yoksun olması nedeniyle belli bir saflığa ulaştığı görülmüştür ki bu iddialar dönemin “sanat için sanat” anlayışını yansıtmaktadır. Dahlhaus’a göre, bu mutlak müzik artık paradigmatik hâle gelmiştir. Bu paradigmanın yerleşmesi, lied gibi doğası ve kimliği bir metne bağlı olan diğer türlerin alımlanmasında sorunlara yol açtı. Mutlak müzik iddiası etrafında oluşan tartışmalar, 20. yüzyılda estetik saflık ve özerkliğe yönelik kendi ütopik özlemleri aracılığıyla modernizme de gölge düşürmüştür.


E.T.A. Hoffmann ©️ Alte Nationalgalerie, 1822

Semiyoloji (Gösterge Bilimi)
İnsan iletişimi kültürel ve sanatsal bağlamlarda, belirli işaretler ve semboller aracılığıyla gerçekleşir. İnsanlar sadece kelimelerle değil, aynı zamanda görseller, sesler ve sembollerle de iletişim kurarlar. Edebiyat, televizyon, film, müzik gibi alanlarda bu semboller, anlam üretmek ve paylaşmak için kullanılır. Örneğin, bir filmdeki görsel ögeler, bir müzik parçasındaki ritim ve melodi ya da bir tablodaki renkler ve formlar sadece estetik bir değer taşımaz; aynı zamanda izleyiciye, dinleyiciye ya da okura belirli mesajlar iletmeye çalışır. Bu da göstergebilimin inceleme alanına girer.
 
Gösterge bilimin iki önemli kuramcısı; İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure ve Amerikalı filozof Charles S. Peirce, semiyoloji terimini ortaya atmıştır. Saussure’ün gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkideki “keyfi” doğa fikri, Peirce’in daha karmaşık ve çok katmanlı göstergeler anlayışıyla genişletilmektedir. Kofi Agawu’nun Klasik dönem müziğinde müzikal işaretlerin oynanmasına ilişkin göstergebilim çalışması en çok yararlanılan kaynaklardan biridir. Agawu müziğin retorik yapısını gösterge bilimsel bir yaklaşımla müziğe uygulamış ve müzikal işaretlerin nasıl anlam taşıdığını, müzikteki semboller ve göstergelerin toplumsal ve kültürel bağlamda nasıl işlediğini incelemiştir. Agawu, müziğin sadece bir sanat formu değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve siyasi bir ifade biçimi olduğunu kabul eder.
 
Finli müzikolog Eero Tarasti, mit ve müzik arasındaki ilişkiyi araştırmak için semiyotik teoriyi kullanmıştır. Örneğin Wagner’in müzik dramaları, müzik semiotiği ve müzikteki işaretlerin nasıl sembolik anlamlar taşıdığına dair bir analiz alanıdır. Tarasti, müzikteki bu göstergelerin dinleyiciler tarafından nasıl algılandığını ve yorumlandığını incelemiştir. Philip Tagg’in çalışmaları ise müzikle ilgili bu tür anlamların nasıl analiz edilebileceğini ve farklı müzikal ögelerin anlam üzerindeki etkisini ortaya koyar.
 

Hermeneutik (Yorum Bilgisi)
Yorumlama sanatı veya anlam çözümleme olarak da bilinen hermeneutik, temel olarak metinleri, sembolleri veya anlamlı ifadeleri anlamak ve yorumlamak için kullanılan teorik yaklaşımı ifade eder. Çoğunlukla felsefi, dinî ve edebîbağlamlarda kullanılır, ancak anlam çözümleme süreçleri farklı disiplinlerde de uygulanır.
 
Hermeneutiğin kavramsal özü, bir teori ya da teoriler önermektir, buna yorumlama da denilebilir. Terimin kökenleri İncil’de ve yasal kullanımlarda yer alsa da felsefi başlangıç noktası genellikle Alman filozof Friedrich Schleiermacher’in çalışmaları üzerinden tanımlanır. Schleiermacher 19. yüzyılın başlarında bu kavramı “başka bir kişinin söylemini anlama sanatı” olarak tanımlar. Schleiermacher’in şu ifadeleri seçmesi ise önemlidir: “Hermeneutiği bir sanat olarak tanımlamak, öznelliğe izin vermeyen bir tanımlamadır. Her zaman kurallara bağlı veya kurallar tarafından belirlenmiş olmalıdır.” Schleiermacher için hermeneutik bir sanattır ve sanat belirli kurallar ve yöntemlerle yapılan bir eylemi ifade etmektedir. Ona göre hermeneutik bir süreç, belirli kurallara bağlı olarak gerçekleştirilmelidir ve bu süreç öznelliğe yer vermez. Bir metni ya da bir durumu doğru şekilde anlamak için izlenmesi gereken belli başlı kurallar vardır, bunun parçalardan bütüne ve bütünden parçalara doğru bir ilişki kurularak ortaya çıktığını anlatır. Schleiermacher için doğru bir yorumlama ve anlamın tanınması arzusu aracılığıyla, parça ve bütün arasındaki ilişki yazarın niyetliliğinde yer alır. Schleiermacher’in hermeneutik anlayışı, genellikle yazarın niyetine odaklanır ve anlamı bu niyete dayalı olarak çözmeyi amaçlar. Ancak Hans-Georg Gadamer, 1960 yılında yayımlanan Hakikat ve Yöntem adlı eserinde, hermeneutiği daha kapsamlı bir bağlama yerleştirerek yorumlama sürecini geleneksel ve toplumsal bağlamla ilişkilendirir. Gadamer’e göre anlam, yalnızca yazarın niyetiyle değil, metnin konumlandırıldığı geleneksel bağlam ve tarihsel koşullar tarafından şekillenir. Bu yaklaşım, Schleiermacher’in daha sınırlı bir bakış açısına kıyasla, hermeneutiğin anlam inşa etme sürecini daha dinamik ve hareketli bir şekilde ele alır. Ancak Andrew Bowie, Schleiermacher’in açıklamalarına dayanarak, Gadamer’in Hakikat ve Yöntem’de sunduğu yaklaşımın radikal bir revizyona ihtiyaç duyduğunu öne sürer. Schleiermacher ve Gadamer, hermeneutiği bir yorumlama sanatı olarak tanımlamışlardır. Bu tanım, müzik ve sanat için de derin bir rezonansa sahiptir. Müzik eserlerine verdiğimiz tepkiler, tıpkı metinleri okurken izlediğimiz yorumlama süreçlerine benzer şekilde, hermeneutik bir yaklaşımı yansıtabilir. Müzikolojide, müzik eserlerini anlamak ve yorumlamak, belirli bir bağlam içinde teori oluşturmanın ötesinde, yorumlama pratiğiyle pekişir. Lawrence Kramer, hermeneutik teorinin yorumlayıcı pratiklerden büyük ölçüde faydalandığını ve yorumların kalitesinin, teorinin meşrulaştırılması için gerekli olduğunu belirtmiştir. 19. yüzyılda müzik üzerine yazılanlar, hermeneutik bir bakış açısını yansıtmaktadır ve bu dönemde müzikle ilgili metinler, teori ve pratik arasındaki ilişkilere dair retrospektif bir anlayış geliştirmiştir.
 
Kramer’in çalışmalarında, müzik eserlerinin yorumlanmasında, “hermeneutik pencereler” kavramı öne çıkar. Bu pencere, yorumlamanın yapıldığı yerin, eserin potansiyel anlamını ortaya çıkarmasına olanak tanır. Kramer, yorumlamanın çatlaklardan, boşluklardan ya da tekrar eden desenlerden anlam çıkardığını belirtir. Bu nedenle, müzik eserleri, yapısal ve kimliksel çatlaklardan yorumlanabilir; metinlerin ve müzik eserlerinin anlamı, hermeneutik bir tepkiyle şekillenir. Kramer’in “hermeneutik pencereler” yaklaşımı, müzikolojide son yıllarda yükselen bir eğilimi yansıtır: Yorumlamaya ve “gerçeklerden” uzaklaşmaya yönelik bir kayma… Bu, toplumsal cinsiyet ve cinsellik gibi güncel konularla ilgilenerek, yeni öznellik düzeylerinin benimsenmesine ve yorumlama süreçlerinde daha geniş perspektiflerin kabul edilmesine olanak tanımaktadır. Bu bağlamda, hermeneutik bir yaklaşım, müziğin anlamının, geleneksel bakış açılarına ek olarak, sosyal, kültürel ve bireysel öznelliklerden nasıl şekillendiğini anlamaya yardımcı olur.


Philip Tag, 2014
 
Meaning (Anlam)
Müzik eserlerinin meaning’i hem müziğin yapısal unsurlarının analizini hem de müzikal ögelerin dinleyiciye ilettiği anlamları içerir. Müzik bilimciler, bir eserin anlamını çözümlemek için şu başlıkları araştırabilir.
Bestecinin amacı: Besteci, müzikal ögeleri (melodi, armoni, ritim vb.) bir anlamı iletmek için nasıl kullandı?
Müzikal form ve yapı: Müzikal formun anlam taşıma şekli, bir parçanın nasıl yapılandığı ve bu yapının dinleyiciye ne tür bir mesaj verdiği.
Duygusal anlam: Müzik, insan duygularını ifade etmenin güçlü bir yoludur. Örneğin, bir orkestra eserinin belirli bölümleri, heyecan, huzur, korku gibi duyguları iletebilir.
 
Müzik, ifade potansiyeli ve karakteri açısından sıklıkla tanımlanmış ve bu “müzik ne anlama gelir?” sorusunu gündeme getirmiştir. Bu soru hem müzik hem de müzikoloji tarihinde sürekli olarak sorulmuş ve müzik estetiğinin en belirleyici sorularından biri olmuştur. Bu soruya verilen yanıtlar uzun bir geçmişe sahiptir, özellikle 19. yüzyılda müziğin öznelliği ve ifade potansiyelinin artan bir şekilde tanımlanmasıyla önemli bir odak hâline gelmiştir. Romantik dönemle birlikte, müzik hakkındaki yazılar, müziğin doğası ve anlamı ile ilgili tartışmalarda önemli bir paralellik gösterir. Bu dönemde müzik eleştirmeni Eduard Hanslick’in 1854’te yayımlanan Vom Musikalisch Schönen (Müzik Üzerine Estetik) adlı eseri, müzik ve anlam konularını sorgulayan önemli bir yapıttır. Hanslick, müziği biçimsel bir sanat olarak görerek, müzik eserlerinin anlamını, onların tonal yapılarındaki içsel mekanizmalarda aramıştır. Bu, müziğin özerkliği ve biçimci anlayışına zemin hazırlayan bir bakış açısıdır. Hanslick için müzik, “tonal olarak hareketli formlar”dan oluşuyordu, yani müziğin doğası ve kimliği, onun yapısal biçimlerinde gizli idi.
 
Hanslick’in eleştirileri, özellikle Richard Wagner’in müziğine karşı yöneltilmiştir ve Wagner, Hanslick’e karşı tepkisini Die Meistersinger operasındaki Beckmesser figürüyle göstermiştir. Wagner, müzik draması bağlamında, müziğin müzik dışı veya ekstra olarak tanımlanabilecek ögelerini müziğin anlamını zenginleştirmek için kullanmıştır. Ancak, Wagner’in müzik ve edebiyat dünyasında hâkimiyeti ne kadar büyük olsa da dönemin müzik anlayışı ve mirası, Hanslick’in müziği biçimsel, özerk bir güç olarak gören anlayışına dayanıyordu. Son yıllarda, müzik teorisi ve müzik felsefesi alanında yapılan tartışmalarda, Hanslick’in mirası yeniden ele alınmıştır. İngiliz müzikolog Nicholas Cook, müzikal anlam tartışmalarının biçimcilik anlayışı üzerinden şekillendiğini belirtmiştir. Cook’a göre müzikal anlam, müziğin ifade gücüyle ilgili olarak genellikle biçimcilik değerleri üzerinden analiz edilmektedir. Edward Cone ise bu bağlamda, biçimsel ve ifade kavramlarının birbirinden ayrılamaz olduğunu ve bunların müziksel anlamı anlamanın farklı yolları olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiştir.
 
Yeni müzikoloji akımıyla birlikte, müzik anlamını tanımlama çabaları yeniden şekillenmiştir. Bu çabaların en kapsamlı örneklerinden biri, Lawrence Kramer’in Musical Meaning: A Critical History (Müzikal Anlam: Eleştirel Bir Tarih) adlı eserinde yer alır. Kramer, müzikal anlamın, müzik tarihinde temel bir güç olduğunu ve anlamın müzikle ilgili merkezi bir faktör olarak kabul edilmesi gerektiğini savunur. Kramer’e göre, müziksel anlamın çözülmesi, müziğin anlamıyla ilgili soruların çözümüdür; yani “müziğin bir anlamı var mı?” sorusu esasında müziğin anlamının kendisiyle ilgilidir. Kramer, müziği anlamlandırırken, onu çeşitli kültürel ve toplumsal söylemlerle çevrelediğimizi ve bu söylemlerin müziğin anlamını şekillendirdiğini ileri sürer.
 
Özetle, müziğin anlamı üzerine yapılan tartışmalar, zaman içinde biçimcilikten öznelliğe, müzik dışı ögelere kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bu süreç, müzikoloji ve estetik alanındaki en önemli sorulardan biri olmaya devam etmektedir. 


Lawrence Kramer

Reception (Alımlama)          
Alımlama, sanat, edebiyat ve müziğe yönelik kamuoyunun gösterdiği eleştirel tepkileri ifade eder. Bu tepkiler, kitaplar, dergiler, gazeteler gibi yazılı kaynaklarda yer alan incelemeler, mektuplar ve günlüklerde ortaya çıkar. Alımlama, yalnızca bir sanat eserinin çağdaş zamanındaki tepkileriyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda eser kamu malı hâline geldikçe sonraki nesillerin yorumlarıyla da şekillenir. Bu yorumlar zamanla değişebilir ve yeni anlamlar kazanabilir. Alımlama tarihini kuramsallaştırma girişimleri, Almanya’da 1960’larda ortaya çıkan edebiyat eleştirisiyle başlar ve post-yapısalcılıkla birlikte tek yazarlı metin anlayışının yerini almaya yönelik yaygın bir hareketin parçasıdır. Bu fikirler, 1960’ların sonlarına doğru Alman müzikolojisine ve Anglo-Amerikan müzikolojisine girmeye başlamıştır.
 
Bir kültürün alımlama tarihinin incelenmesi, belirli besteciler, türler veya eserler üzerine bir teori geliştirilmesini sağlar. Bu incelemeler, müzikal anlam, estetik, ideolojiler ve belirli dönemlerin kültürel değerlendirme süreçleri hakkında derinlemesine bilgi sunar. Alımlama teorileri, tarihsel araştırmaları üretim ve kompozisyonun ötesine taşıyarak, izleyicinin tepkileriyle ilgili sorulara odaklanır. Bu bağlamda, Walter Benjamin’i takip eden Carl Dahlhaus’un “yaşam sonrası” olarak tanımladığı müzik eserleri üzerine yapılan çalışmalar da önemli bir yere sahiptir. Alımlama kuramları, kültürel çalışmalar, okur tepkisi kuramı, hermeneutik ve kanon teorileriyle yakından ilişkilidir. Bu teoriler, müzikolojik çalışmalarında kanon oluşumuna dair yeni bakış açıları sunmuştur. Örneğin, Katherine Ellis’in 19. yüzyıl Fransa’sında müzik alımlamasının milliyetçilik üzerindeki etkisini ele aldığı çalışması bu alanda önemli bir örnektir.
 
Alımlama tarihinin çoğu kaynağında, anlatının rolü ön plana çıkar, özellikle de 19. yüzyıl müzik eserlerinin anlatılarında… Scott Burnham’ın Beethoven Hero adlı kitabı, bu anlatıların müzik alımlamaları üzerindeki etkisini ortaya koyar. Burnham, Beethoven’in müziği üzerine tekrar edilen anlatıların, müzik eserlerinin alımlanmasında nasıl şekillendirici bir rol oynadığını tartışır. Alımlama çalışmalarında ele aldığı diğer konular arasında, Chopin’in piyano müziğinin alımlanması ve şeflik stillerinin incelenmesi de vardır. Sandra McColl’un Music Criticism in Vienna, 1896-1897 adlı çalışması ise müzik eleştirmenlerinin rolünü vurgular. McColl, eleştirmenlerin yüksek kültürün “koruyucuları” olarak işlev gördüğünü savunur.


 
Alımlama teorisi aynı zamanda popüler müzikle ilgili çalışmalarla da ilgilenmiştir. Bernard Gendron, Fransa ve Amerika’daki popüler müzik ve cazın alımlanmasına verilen yanıtları incelediği çalışmalarıyla bu alanda önemli katkılarda bulunmuştur. Nicholas Cook, Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi’nin icra tarihini detaylı bir şekilde ele alarak, alımlama teorisini derinlemesine tartışmıştır. Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi’nin ilk performansı, eserin alımlanmasını şekillendiren önemli bir olaydır. 1824 yılında Viyana’daki ilk performans, farklı izleyiciler arasında büyük bir tartışma yaratmış ve bu durum, dönemin muhafazakâr ve romantik yaklaşımlarının çatışmasını gözler önüne sermiştir. Cook, Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi’ne ilişkin eleştirilerin zamanla klasik repertuvarın bir parçası hâline nasıl geldiğini ve eserin nasıl müzik kanonunda “büyük ve ölümsüz” olarak kabul edilmeye başlandığını gösterir. Bu ilk performansta, Beethoven’in müziği, İtalyan risorgimento operasına karşı savunulmuş ve bazılarının gözünde başarısız olarak değerlendirilmiştir. Diğer yandan, Beethoven’i destekleyenler eserin daha olumlu bir şekilde yorumlanmasına katkıda bulunmuştur. Cook, bu farklı yorumların eş zamanlı olarak nasıl ortaya çıktığını ve birbirine karşı bir ideolojik mücadeleye dönüşmesini tartışır. Beethoven’in 9 Numaralı Senfonisi’nin alımlanmasındaki bu farklılıklar, müziğin kültürel ve ideolojik bağlamda nasıl şekillendiğini gösterir. Alımlama teorisi, müzikal anlamın salt teknik bir yapı olmadığını, aksine ideolojik bir süzgeçten geçerek şekillendiğini savunur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Richard Wagner’in yazılarıdır. Wagner, Beethoven’in müziğine dair daha sonra gelen yorumlarla yeni bir performans tarihi oluşturmuş ve bu yorumlar, müziğin anlamını dönemin politik ve kültürel bağlamlarında yeniden şekillendirmiştir. Bu gelişmeler, müziğin ideolojik anlamını ve toplumsal değerler tarafından nasıl “tüketildiğini” idrak etmemize yardımcı olur.
 
Sonuç olarak alımlama tarihi, müzik eserlerinin kültürel ve ideolojik bağlamlarda nasıl şekillendiğini, performanslarla nasıl evrildiğini ve her dönemde farklı kültürel anlayışlarla nasıl ilişkilendirildiğini araştıran önemli bir disiplindir. Bu çalışmalar, müziğin anlamını ve değerini zaman içinde nasıl dönüştüğünü, kültürel ve politik bağlamların müziğin alımlanmasını nasıl etkilediğini gösterir.
 

Kaynakça
Beard, David & Gloag, Kenneth. Musicology: The Key Concepts, London: Routledge, 2005. 
Agawu, Kofi. Playing with Signs: A Semiotic Interpretation of Classic Music, Princeton University Press, 1991.
Benjamin, Walter. The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction, 1936.
Bowie, Andrew. Hermeneutics and Modern Philosophy, Cambridge University Press, 2010.
Burnham, Scott. Beethoven Hero, Princeton University Press, 1995.
Cone, Edward T. The Composer’s Voice, University of California Press, 1974.
Cook, Nicholas. Beethoven’s Symphony No. 9, Cambridge Music Handbooks. Cambridge University Press, 1993.
Dahlhaus, Carl. Nineteenth-Century Music, Translated by J. Bradford Robinson, University of California Press, 1989a.
Dahlhaus, Carl. Foundations of Music History, Cambridge University Press, 1983a.
Ellis, Katharine. Music Criticism in Nineteenth-Century France: La Revue et Gazette musicale de Paris, 1834–80,Cambridge University Press, 1995.
Everist, Mark. “Reception Theories, Canonic Discourses, and Musical Value.” Journal of the Royal Musical Association, 124/2 (1999): 193–225.
Gadamer, Hans-Georg. Truth and Method, 1960. (Translated edition: Continuum, 2004.)
Gendron, Bernard. Between Montmartre and the Mudd Club: Popular Music and the Avant-Garde, University of Chicago Press, 2002.
Hanslick, Eduard. Vom Musikalisch-Schönen, Leipzig, 1854.
Hoffmann, E. T. A. “Review of Beethoven’s Fifth Symphony” Allgemeine musikalische Zeitung, 1810.
Jauss, Hans Robert. Toward an Aesthetic of Reception, Translated by Timothy Bahti. University of Minnesota Press, 1982.
Knittel, K. M. “Wagner, Deafness, and the Reception of Beethoven’s Late Style” 19th-Century Music, 1995.
Kramer, Lawrence. Musical Meaning: A Critical History, University of California Press, 2002.
McColl, Sandra. Music Criticism in Vienna, 1896–1897: Critically Moving Forms, Cambridge University Press, 1996. 
Methuen-Campbell, James. Chopin Playing: From the Composer to the Present Day, Gollancz, 1992.
Peirce, Charles Sanders. Collected Papers of Charles Sanders Peirce, Harvard University Press, 1931–58.
Saussure, Ferdinand de. Course in General Linguistics, 1916.
Tarasti, Eero. A Theory of Musical Semiotics, Indiana University Press, 1994.
Tagg, Philip. Music’s Meanings: A Modern Musicology for Non-musos, The Mass Media Music Scholars’ Press, 2013.
Wagner, Richard. Kunstwerk der Zukunft, 1850.
 





 
 
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20