31.10.2026

Hezarfen Ensemble’ın kurucu üyeleri ve direktörleri Michael Ellison ve Ulrich Mertin ile yeni çıkan albümleri üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.
Yaşar Kemal’in şiirsel dili müzikal kompozisyonunuzu nasıl etkiledi?
Michael Ellison: Hem Deniz Küstü hem de Binboğalar Efsanesi’ni bestelerken en zor kısım neyi çıkarmamız gerektiğine karar vermekti! Özellikle Simon’ın (libretto yazarı) romanlardan çalışma yöntemi, dramatik yapı için metni adım adım özüne indirgemek üzerine kurulu. Ama sonunda genellikle benim biraz daha kesinti yapmam gerekiyordu. Doğa tasvirleri ise birçok bölüme doğrudan ilham verdi. Örneğin Binboğalar Efsanesi’ndeki Dilekler bölümünde gecenin ve yıldızların atmosferi, uzun süre yankılanan dede sazının üzerinde tremolo açık beşlilerden oluşan çok özgün bir dokuya ilham verdi; çevresinde ise armonikler süzülüyordu. Halil’in Kanı ise bas klarnet ve pes viyolayla kurulan bütün bir ses dokusunu tetikledi. Deniz Küstü’de yunusların dansı tamamen yeni, parıltılı bir tını dünyası yarattı; burada kemençe, vibrafon ve başka çalgılar bir araya geliyor. Libretto ortaya çıktıktan sonra ilham aramak için uzağa gitmeye gerek kalmıyor, hatta kelimelerin, hayal gücü güçlü bir müziği âdeta talep ettiğini söyleyebilirsiniz.
Bu proje sizin kişisel sanat yolculuğunuzda nasıl bir yerde duruyor?
Ulrich Mertin: Geleneksel müzik, tüm müzikal hayatım boyunca bana eşlik etti. Gençlik yıllarımda bir İrlanda folk grubunda çalıyordum ve Almanya’dan başlayıp Moher Kayalıkları’na kadar publarda ve barlarda dolaşıyorduk. Müzikal geleneklere ve sözlü kültürlere duyduğum o ilk hayranlık beni hiç terk etmedi. ERC projesi, Osmanlı geleneksel müziğine duyduğum bu uzun soluklu ilgiyi ciddi ve sağlam bir zeminde beslemek, derinleştirmek ve geliştirmek için bana ideal fırsatı ve mükemmel ortamı sundu. Bir müzisyen için, bir geleneğin ustalarından doğrudan öğrenebilmek, üstelik bunun için ücret almak, herhalde ulaşılabilecek en büyük ayrıcalıklardan biridir. Hezarfen Ensemble’ın direktörü olarak, böylesine büyük, önemli ve geniş yankı uyandıran bir projeyi hayata geçirebilmiş olmaktan da büyük gurur duyuyorum. Kişisel açıdan bakarsam, bu süreç şimdiye kadarki sanat yolculuğumun en anlamlı ve biçimlendirici deneyimlerinden biri oldu.

Deniz Küstü’de İstanbul hem büyüleyici hem de şiddet dolu, âdeta hipnotik bir şehir olarak görünüyor. Şehrin kendisi operanın müzikal dilini ve dramatik ritmini nasıl şekillendirdi?
Michael Ellison: Çok güzel ifade etmişsiniz. Yaşar Kemal’in İstanbul’u anlatırken yalnızca daha “kabul edilebilir” yüzünü değil, karanlık ve tekinsiz arka sokaklarını da göstermesini çok seviyorum. Simon, Deniz Küstü’nün dört sahnesini oldukça zekice iki şehir sahnesi (1 ve 3) ile iki doğa sahnesi (2 ve 4) olarak kurguladı. Ergen katil Zeynel şehir sahnelerinde yer alırken, Selim ve yunuslar doğa sahnelerinde öne çıkıyor. Olayların önemli bir kısmı Karaköy gibi tanıdık mekânlarda geçtiği için, İstanbul gecelerinin müziğine dair biraz karikatürize edilmiş göndermeler yapmadan duramadım, bol klarnetli ve aşırı hızlı aksak ritimli pasajlar kullandım.
Hezarfen Ensemble’ın üretim pratiği yalnızca bir topluluk olmanın ötesinde, neredeyse kültürel bir düşünce alanı yaratıyor. Topluluğun felsefi kimliğine dair neler söylemek istersiniz?
Ulrich Mertin: Bu ilginç bir soru; çünkü önce “kimlik” dediğimiz şeyin ne olduğunu tanımlamak gerekir. Kimlik ne kadar geniş ya da ne kadar dar tanımlanabilir? Her grubun kendine özgü dinamikleri vardır. Yüksek sesle konuşanlar, ikna olmuş olanlar, ikna edici olanlar ve şüphe duyanlar vardır. Bütün bu seslerin duyulması, saygı görmesi ve kabul edilmesi gerekir. Ancak o zaman bir grup, üyelerinin kendilerinden vazgeçmeden ortak bir paydada buluşabileceği bir kimlik geliştirebilir. Hezarfen Ensemble, 17 yıllık tarihinde birlikte birçok zorlu süreçten geçti. Bu süreçte, grup olarak neyi temsil ettiğimiz ve neyi temsil etmediğimiz netleşti. Bu çok tatmin edici bir duygu. Sonuçta yanınızdaki kişinin nasıl düşündüğünü ve hissettiğini bilmek, birlikte müzik yaparken büyük bir avantaj sağlıyor. Birbirinizi çok daha fazla “hissediyorsunuz”, bu da birlikte müzik yapmanın temel koşullarından biri.
Geleneksel müzik malzemesini çağdaş bağlama taşıdığınızda, onu korumuş mu oluyorsunuz yoksa dönüştürmüş mü?
Ulrich Mertin: Bir icracı açısından bu tamamen bağlama bağlıdır. ERC projesindeki hedefimiz, yani bir “hibrit müzisyen” hâline gelmek, bizi geleneksel müziği, geleneğin gerektirdiği biçimde icra edebilecek bir noktaya taşımaktı. Elbette bu müziği modern bir enstrümanla çaldığınız anda bile ses dünyasını dönüştürmüş oluyorsunuz. Bunun yanı sıra, geleneksel süslemeleri çağdaş tınılarla birleştirerek daha modern yorumlar da yaratabilirsiniz. Kavramsal bağlama göre burada hayal gücünün sınırı yok.
Michael Ellison: Kesinlikle dönüştürmüş oluyoruz. Ama yine de bunun başkalarına geleneksel müziği koruma konusunda ilham vermesini umuyorum.
Say I am You - Mevlâna operanız ney ve kanun gibi Türk enstrümanlarını çağdaş operatik yazıyla birleştiriyor. Bu enstrümanları Mevlâna’nın dünyasına ait sembolik sesler olarak mı düşündünüz?
Michael Ellison: Evet, Mesnevi’nin başlangıcındaki neyi ve onun, içinden müziğin doğabilmesi için boş olması gereken insan metaforunu düşünmeden Mevlâna’yı ele almak zaten mümkün değil. Ney, Mevlevi mistisizminin simgesel enstrümanı olarak müziğin içinde mutlaka yer almalıydı. Kanun ise bu yapıyı destekleyen ve tamamlayan bir rol üstleniyor. Ancak müziği dikkatle analiz edenler, kanunun daha çok Azeri şarkıcı ve Şems’le ilişkilendirildiğini; neyin ise Mevlâna’yla özdeşleştirildiğini fark edeceklerdir.

Hezarfen Ensemble ve VOCAALLAB, 40. İstanbul Müzik Festivali, 2012
Hezarfen Ensemble
Hezarfen Ensemble, 2010 yılında Ulrich Mertin ve Michael Ellison tarafından kurulmuş olup, Türkiye’nin ilk profesyonel çağdaş müzik topluluğudur. Topluluk, 2012 yılında Türkiye’nin Klasik Müzik Dergisi Andante tarafından “Yılın En İyi Oda Müziği Topluluğu” ödülüne layık görülmüştür. Hezarfen Ensemble, Klangforum Wien, MusikFabrik Cologne ve diğer seçkin toplulukların üyeleriyle gerçekleştirdiği atölye çalışmaları ve iş birlikleri aracılığıyla yeni kuşak müzisyenlerin en yeteneklilerine ileri düzey eğitim imkânı sunmaktadır. Topluluk, 2010 yılından bu yana İstanbul Teknik Üniversitesi’nin müzik bölümü olan MIAM – İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi bünyesinde yerleşik topluluk (ensemble-in-residence) olarak faaliyet göstermektedir. Yurt dışındaki önemli konserleri arasında MärzMusik, Rotterdam Operadagen, Festspielhaus Hellerau, Philharmonie Berlin, 8 Brücken Festival, Bristol New Music ve Klangzeit Festival Münster yer almaktadır. 2021 yılında topluluk, Donaueschingen Musiktage festivalinin 100. yıl kutlamaları kapsamında, Arter Müzesi’nde konser vermek üzere davet edilmiştir. 2015-2023 yılları arasında topluluk, dönüm noktası niteliğindeki “Beyond East and West” projesi kapsamında European Research Council tarafından desteklenmiştir. 2023 yılında BESOM tarafından, yeni Türk müziğinin gelişimine sunduğu olağanüstü katkılardan dolayı ödüllendirilmiştir. Eylül 2024’te ise topluluk, Kontinent Dalsland Festival kapsamında İsveç’teki ilk konserini, Ernst von Siemens Music Foundation’ın dostane desteğiyle vermiştir. Türk bestecilerinin Hezarfen Ensemble için yazdığı yüzlerce yeni eserin ilk seslendirmelerini gerçekleştirmiştir.
www.hezarfenensemble.com

Tüm Yazarlar