HABER

Andante Salzburg Mozart Haftası'ndan bildiriyor

31.01.2013


Paylaş:

Salzburg her yıl, kış mevsiminin en karanlık ve soğuk olduğu günlerde, Mozart'ın ruhuyla aydınlanır. Harika çocukluktan dahi besteciliğe uzanan kısa ama dopdolu bir yaşamın başladığı yer burası olduğundan, ustanın doğumgünü 27 Ocak'ı da içeren tarih aralığında, her yıl çok sayıda konser, toplantı, film gösterimleri ve resitaller düzenlenir. Mozarteum Vakfı tarafından organize edilen bu festivale Mozart Haftası deniyor. 


Avrupa'nın kış mevsimindeki en nitelikli müzik buluşması olarak da nitelendirilen bu festival bu yıl 24 Ocak-3 Şubat günleri arasında düzenleniyor ve etkinliklerin ilk haftası geride kaldı bile. Ben de bu yoğun programın büyük bir kısmını takip ettim. Önümde hala dört günüm var ve çok sayıda orkestra, yapıt ve sanatçıyla buluşacağım.  

Size bu yazımda ilk haftayla ilgili izlenimlerimi kısaca aktarmak istiyorum. Mozart Haftası'nın bu yılki sanat direktörü, ünlü Fransız şef Marc Minkowski. Les Musiciens de Louvre Grenoble adlı müzik topluluğunun kurucusu olan Minkowski, Salzburg sahnelerinin çok yakından tanıdığı bir isim. İlk olarak 1996 yılı Salzburg Yaz Festivali'nde, Mozart'ın Saraydan Kız Kaçırma operasını yönetmek üzere davet edilmişti. O günden beri, Salzburg'la olan bağları, çeşitli vesilelerle iyice güçlendi ve Minkowski hemen her yıl, hem yaz festivalinde, hem de Ocak ayındaki Mozart Haftası'nda, mutlaka bir eser yönetir oldu. Hatta kendi sözlerine bakacak olursak 'Her yılın başında, Mozart Haftası'nda bulunmak, onun için bir yeni yıl ritüeline dönüştü'.  

Nitekim, geçtiğimiz yıl boyunca verdiği her demeçte, bu yakınlıktan bahseden ve Salzburg'da bulunmanın, kendisi için adeta bir aile ortamında bulunmak manasına geldiğini söyleyen Minkowski, bu yılki festivale de kendi tarzını iyice hakim kılmış durumda. Mozart'ın müziği tabii ki her zaman olduğu gibi merkezde duruyor ama bu yıl kuvvetli bir Fransız etkisi de yok değil. Salzburg'un ünlü gazetesi Salzburger Nachrichten, iki gün önce yayımladığı makalede 'Frankofon bir Mozart Haftası' diye tanımlamış bu seneki festivali. 

Peki neden? Öncelikle Ravel, Poulenc, Bizet, Saint-Saens'in eserlerine, en az Mozart eserleri kadar yoğun biçimde yer verilmiş bu seneki programda. Ayrıca Fransız şefler Marc Minkowski, Louis Langree, George Pretre, Fransız oda müziği toplulukları Les Vents Français, Quatuor Diotima, Fransız solistler Pierre-Laurent Aimard, Pascal Gallois, Claire-Marie Le Guay ve burada adını sayamayacağım kadar çok sayıda prodüksiyon görevlisi, festivaldeki Fransız etkisini güçlendiriyor. 

Ayrıca bu yıla özgü bir başka durum daha var. Konser salonlarında, geçtiğimiz senelerde görmediğimiz kadar çok sayıda Fransız müzikseverle karşılaşıyoruz. 'Mozart'ın Şehrine Fransız Çıkartması' diye konuşuluyordu geçen gün, şehrin ünlü restoranı Triangle'da Hissediliyor da gerçekten.  

Viyana Filarmoni Orkestrası, her yıl olduğu gibi, festivalin merkezinde duran orkestralardan biri. İlk defa Mozarteum Vakfı tarafından 1877 yılında davet edilmiş Salzburg'a. O konser, Viyana Filarmoni'nin Viyana dışındaki ilk konseri olmuş aynı zamanda. İşte o yıldan beri, Salzburg şehri, ünlü orkestra ile, yıl boyunca sık sık buluşuyor. Her yıl, Mozart Haftası etkinliklerinde 3 önemli konser veren Viyana Filarmoni'yi bu sene, üç değişik şefin batonu altında izliyoruz. 

Bu konserlerden ikisi bitti, sırada George Pretre'li konser kaldı. İlk Viyana Filarmoni konserinde, Venezüellalı ünlü şef Gustavo Dudamel vardı. Solist olarak da, Portekizli piyanist Maria Joao Pires çıktı sahneye. Bir önceki gün buzda düşmüş ve bacağını incitmiş olduğundan zorlukla yürüyordu ama yine de piyanonun başına geçtiğinde, o küçücük kadından bir dev çıktığına şahit olduk. 

Bu yılın Wagner'le olan malum ilişkisi, konser programında da kendini gösterdi. Açılış parçası, bestecinin, oğlu Siegfried'in doğumu üzerine, karısı Cosima için bestelediği bir tatlı bir melodiydi. Ardından Dudamel'in eşliğinde, seke seke, Pires geldi sahneye ve Mozart'ın en çok icra edilen yapıtlarından biri olan 20. Piyano Konçertosu'nu dinledik. Dinmeyen alkışlardan anladım ki, bazı müzikler insanın kalbine dokunuyor ve insan bin kere de dinlese, bıkmıyor. Konserde seslendirilen üçüncü yapıt, Mozart'ın KV 320 sayılı eseri olan Posthorn Konçertosu oldu. Posthorn, eskiden arabacıların ve postacıların kullandıkları türden bir tür kornoymuş. Bugün Avrupa'nın pek çok ülkesinin posta servisi, bu enstrümanı sembolleri olarak kullanıyor. Mozart'ın bu tarihi enstrüman için bestelediği serenat dinleyicilerden çok alkış aldı.  

Viyana Filarmoni'nin ikinci konserini, genç şef Teodor Currentzis yönetti. Yunan kökenli olan Currentzis, St. Petersburg Konservatuvarı'nda Valery Gergiev'in de eğitmenlerinden olan İlya Musin'in öğrencisi olmuş. Günümüzün etkili genç şeflerinden olarak kabul ediliyor. Bu festivalde Viyana Filarmoni Orkestrası'nı ilk defa yönetti. İlk eser, ilginç bir uyarlamaydı. 1974 doğumlu Avusturyalı besteci Johannes Maria Staud, Mozart'ın KV 475 sayılı eserini, büyük orkestra için yeniden düzenlemiş. 'Uyarlama riskli iştir' derler. Ancak, Staud bu riskleri cesurca göze almış ve Mozart'ın ruhunu 21. yüzyıla taşıyan çok kuvvetli bir yapıt çıkmış ortaya. Son eser ise, Mozart'ın Linz Senfonisi oldu. Bu senfoninin de ilginç bir yönü var. Mozart Salzburg'dan Viyana'ya giderken uğrayıp misafir edildiği Linz şehrinde, beklenmedik bir şekilde, biraz da teşekkür mahiyetinde, bir konser vermek durumunda kalır. Babası Leopold Mozart'a yazdıklarına göre yanında hiçbir senfonisi yoktur. Kısacası, hazırlıksız yakalanmıştır. Ama dert mi? Yine Mozart'ın babasına yazdıklarından öğreniyoruz ki, başdöndürücü bir hızla yeni bir senfoni besteler. Bu mektup 31 Ekim'de yazılır; konser ise 4 Kasım verilecektir. Yani Mozart'ın, iyimser bir hesapla, sadece 5 günü vardır. Ama büyük dahi ortaya son derece yoğun ve dramatik bir senfoni çıkartmayı bilir.  

Dikkat çekici konserlerden biri de Fransız Les Vents Français topluluğunun Mozarteum Büyük Salon'da verdiği sabah konseriydi. Fransız kökenli ya da Fransa'da eğitim görmüş sanatçılardan oluşan ekibin kurucuları arasında ünlü flüt sanatçısı Emmanuel Pahud ve piyanist Eric Le Sage da var. Amaçları, nefesli sazlar için bestelenmiş eserleri tanıtmak olan topluluk, ilk olarak 2007 yılındaki Mozart Haftası'nda sahneye çıkmıştı. Bu yıl, Poulenc, Ravel ve Mozart'ın kesiştiği bir program sundular. Bu müzikal etkileşimleri, birbiri ardına dinlemek her seferinde çok hoş bir deneyim oluyor. 

Bu yılki Mozart Haftası'nda opera olarak Mozart'ın ikinci opera seria'sı Lucio Silla seçilmiş. Üç defa sahneleniyor eser. Rolando Villazon, Roma diktatörü Sulla olarak sahneye çıkıyor (Tam bu cümleyi yazdığım sırada, oturduğum kafeye dün akşam Viyana Filarmoni'yi yöneten Teodor Currentzis girdi). Olga Peretyatko, Sulla'nın aşık olduğu ve ele geçirmek için her türlü şeyi denediği güzel Giunia rolünde Salzburg'u kendine hayran bıraktı. Ancak, bir haftadır herkesin esas konuştuğu kişi, ne Peretyatko ne de Villazon! Herkes Fransız mezzosoprano Marianne Crebassa'yı konuşuyor. Genç sanatçı, hem beden dili, hem sesinin güzelliği ve rengi, hem de etkileyici fiziğiyle bu yılki Mozart Haftası'nın yıldızı oldu. Lucio Silla bir kez daha sahnelendikten sonra yaz festivalinde yeniden sahneye dönecek. Olur da yolunuz buralara düşerse, mutlaka denk getirin ve bu prodüksiyonu kaçırmayın derim. 

Biraz da magazin... Kaldığım otelde, geçen sabah erken saatlerde, piyanist Maria Joao Pires ile karşılaştım. Kendisine Portekizce selam verip hatırını sorunca, etkilenip, 'Beraber kahvaltı yapalım mı?' dedi. Önceki günün düşüşü epeyce canını yakmış ama şimdi biraz daha iyiydi. Ülkesinde politik nedenlerden dolayı güçlüklerle boğuşmak zorunda kalan Pires artık Belçika'da yaşıyormuş. 'Brezilya'da da bir evim var' dedi. Dereden tepeden sohbet ettik ve bu yılki müzik festivali için İstanbul'a geldiğinde devamını getirmek üzere sözleştik. 

Fransız şef Louis Langree ile geçtiğimiz yıllarda tanışmış ve sahne arkasında sohbet etme imkanı bulmuştum. Bu yılki Camerata Salzburg konserinden sonra, yine sahne arkasına geçtim ve kısa da olsa konuştuk. Langree, geçtiğimiz yıl Camerata'nın başına geldi ve artık daha da meşgul. Amerika sahnelerinde de özellikle operalar yönetiyor ve ayrıca New York Mostly Mozart Festivali'nin de direktörlüğünü yapıyor.

Dedi ki, az kalsın İstanbul'a da geliyorduk ama ne oldu anlayamadım, her şey bir anda iptal oldu. Kimdi, neydi fazla bilgi vermedi ama içimden 'Keşke gelebilselerdi' diye geçirip durdum. Bir de güzel bir haber paylaştı benimle: 'Geçen hafta çok meşgul ve heyecanlıydım. Her şefin hayatındaki en büyük hayallerden birini gerçekleştirdim.' Ben, 'Louis Langree gibi birçok ünlü sanat kurumuyla haşır neşir olan bir şefin hayali acaba ne olabilir' diye düşünürken cevap geldi. 'Berlin Filarmoni'yi yönettim!..' Demek ki, kim olursanız olun, hayaller asla tükenmiyor. Belki de insanı canlı tutan şey bu!  

Cecilia Bartoli'nin sanat direktörlüğünü yaptığı Pentekost Festivali'nin biletleri, neredeyse tükenmiş durumda. Mozart Haftası'yla doğrudan ilgisi olmasa da, sanat çevreleri tarafından mesken tutulmuş mekanlarda en çok konuşulan konulardan biri de bu. Bartoli'nin liderliğiyle farklı bir kimliğe bürünen festival, bu sene başta Gergiev'li Mariinsky Orkestrası olmak üzere pek çok ünlü ismi konuk edecek. Bartoli de Bellini'nin Norma operasında sahnede olacak. 

Salzburg'da hava bu yıl daha güzel ve insaflı. Geçen yılın eksi yirmilerde dolanan soğuklarından sonra, bu yılın nispeten daha ılık, yağmurlu ve kimi zaman da güneşli havaları, festival ruhunu daha da ateşlendiriyor. Hoş, kar altındaki Salzburg da çok güzel ama kış güneşiyle selamlaşmak da insana iyi geliyor doğrusu. Salzburg'da, festivalin sonuna kadar daha 4 günüm var. Bakalım başka kimlerle ve kimlerle karşılaşacağım? 

Salzburg'dan göndermeyi umduğum ikinci rapora kadar, şimdilik hoşçakalın.

İlknur Akman 

YORUMLAR


Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20