HABER

Sanata ve aydın insanlara karşı bir çelme takma hamlesiyle karşı karşıyayız

03.07.2013


Paylaş:

Ankara Devlet Opera ve Balesi solisti Oylun Erdayı, Andante'nin TÜSAK soruşturması kapsamında yönelttiği soruları yanıtladı.

1. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Senfoni Orkestralarının bağlı olduğu Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları gibi sahne sanatları kurumlarının kapatılıp yerine ''sahne sanatları etkinliklerini maddi yönden destekleyecek'' 11 kişilik Türkiye Sanat Kurulu (TÜSAK) getirilmesini öngören yasa tasarısının ülkemizin sanat yaşamına yapacağı etkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

2. Sizce devlet ve sahne sanatları kurumları arasındaki ilişki günümüz Türkiye'sinde nasıl bir çerçeveye oturtulmalıdır? Mevcut düzenin sürmesinden yana mısınız yoksa sistemin revizyondan geçmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

3. Türkiye'de sahne sanatları kurumlarının işleyişinde ve sanatçıların çalışma usullerinde revizyon yapılması gerektiğine inanıyorsanız bu bağlamda ilk olarak hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

4. Hükümetin İstanbul AKM'yi yıkarak yerine ''daha görkemli bir opera binası'' yapacağı taahhüdünü nasıl karşılıyorsunuz?


Oylun Erdayı sorularımızı yanıtlıyor:

Konunun  kurumları iyileştirmek için düşünülmüş bir hamle olmadığından neredeyse eminim. Sağlamasını da şöyle yapalım: Eğer hükümetin dile getirdiği üzere, kurumlardaki aksaklıkları çözmek üzere birtakım çözüm önerileri getiriliyor olsa idi, kurumların özerk yapılarına ve işleyişlerine dokunmadan, kendi içlerinde bir çözüm üretmeleri adına düğmeye basılırdı. Bizim zaten idarecilerimiz var. Memnuniyetimizi de şikayetlerimizi de dinliyorlar. Mesele bu kurumların yöneticilerinin kurumun bağlı olduğu bakanlık ve hükümet tarafından  dinlenmemesidir. Bu konuda iyi niyet arayışları yersizdir.

Kurumlardaki iç dinamik ve disiplinin elden geçirilmesi konusunda neredeyse tüm sanatçılar hemfikirdir. Bu durumda, bu sorunu bir platforma taşımak ve açık açık tartışıp iyileştirmek yerine önümüze getirilen ve kimlerden oluşacağı muğlak görünen bir kurula, bu kurulun oluşturacağı yapıya ve alacağı kararlara nasıl olur da inanılabilir ve güvenilebilir ki? Kaldı ki, sayın Başbakanın bu kurumlarda çalışan sanatçılar için dile getirdikleri malum. Senede bir gün dahi olsa opera, bale, tiyatro izlemeye vakit ayıramayan bir siyasetten medet ummak son derece akıl dışıdır. Sayın Başbakanın kızının opera merakına samimiyetle tanık olmuş hatta ders alması konusunda teklif getirilmiş bir kişi olarak şunu da eklemeliyim: Başbakan bir dönem bu konuda kızını destekliyorduysa ne oldu, ne değişti de bu kurumlara cephe aldı?

Diyelim ki bizler önyargılıyız, hükümet gerçekten iyi niyetli ve bizim de şikayetçi olduğumuz bazı konularda iyileştirme yönünde adımlar atmak istiyor. Bu durumda öncelikle Kültür Bakanı'nın kurum sanatçıları, bu sanatçıların bağlı olduğu dernekler, yöneticiler ile fikir alışverişinde bulunması gerekmez mi? Ki duyumlara göre kurum yöneticileri sayın Bakandan randevu dahi alamamaktadır. Bu noktada istesek dahi pozitif bir düşünceye sahip olamamamız normaldir düşüncesindeyim.

'Sanat kurumlarını kapatıyoruz' ifadesi daha dürüst bir söylem olacaktır

Sonuç itibariyle, bu olumlu bir yapılandırmadan çok, bir süre sonra kurumların içinin boşaltılacağı, dönemin siyasi görüşüne göre sanatın şekil alacağı ve o noktada sanattan ziyade vodvillerin konuşulacağı bir kavram anlamına gelir ki, açıktan 'sanat kurumlarını kapatıyoruz' ifadesini kullanmak bile daha dürüst bir söylem olacaktır.

Kurumları eleştirmek, idarecileri eleştirmek çok kolaydır. Zor olan, yanlış giden bir sisteme çözüm önerisi sunabilmektir. İfade edilenin aksine, bu kurumlarda çalışmayan çok az personel bulunur. Bu personelin çalıştırılamaması yine bu kurumların sanatla iştigal etmelerinin getirdiği bir sonuç olarak; kalp kırmak, duygusal davranmak, anarşiden uzak durmak, ricaların kabul görmesi yüzünden kabul görmüş ve hayata geçmiştir. Yani, bu, aslında bir iyi niyetin beceriksizlikle bedellendirilen sonucudur. Şu an, konservatuvar ve sanat kurumlarının ortak çalışamamasının da getirdiği handikap ve kötü alışkanlıklarımız yüzünden, küçük gibi görünen ancak yıllar içinde devleşmiş ve şu an altında ezildiğimiz bir ihmalkarlık sebebiyle dizlerimizi dövüyoruz.

Orkestralar içinde solo performanslar, çalışılan eser ve prova saatlerinin sağlıksızlığı ve eşitsizliğinin yanı sıra gözle görülmeyen standart farklılıkları ve bu insanların eşit muamele görüyor olması... Solist kadrosunda yer alan tüm sanatçıların sahnelenen eserler içinde her daim birincil rollere talip olmaları, onun dışında herhangi bir rol söylemenin solist olarak küçülmüşlüğün kanıtı olduğunu sayan kantin efsaneleri... Koro sanatçılarının hem solo söyleyip hem korolu eserlerin her birinde görev almalarının yanı sıra keyfi olarak prodüksiyonlarda görev almak istemeyen sanatçıların varlığı, balenin genç dansçılarının insanlık dışı bir performans ile sergilenen her eserde görev almasının yanında balenin doğası gereği bir yaştan sonra performansın seyrelmesinin getirdiği handikaplar... 

Çalışan kazanmalıdır, çalışmayan da çalıştırılıp kazanmalıdır

Sonra, konservatuvarlardan donanımlı müzisyen ve oyuncuların mezun olması kadar bu konuda tüm eksikliklerine rağmen tüm sanatçı adaylarının mezun edilmesi... Sanat kurullarının birikimli ve nesnel yaklaşımları olan insanlar yerine sorun çıkarmayan ve ılımlı, biat eden insanlardan seçiliyor olması... Keyfi seçimler, keyfi kollamalar, keyfi harcanmalar... Bu konuların kurum içinde bir çığ gibi büyüyüp üzerimize çökmesi ve nefes alamıyor olmamız... Bunun yanında işin bir şekilde yürüyor olması ve kişisel çabalarla iyi işlerin hala ve hala ortaya çıkması... Gerginliğin, sanatla uğraşan insanlar tarafından  bir türlü defedilememesi... Sanatın, şarkı söylemek, oyunculuk sergilemek, enstrüman çalmak, dans etmek, eşlik etmek dışında bir anlamı olduğunu sanatçılar olarak kavrayamıyor olmamız... Her insanın içinde barınan güzelliği, yaratıcılığı ortaya koyacak projeler üretmek yerine ezberden elimizde var olanla yetiniyor olmamız... Solo performansların başarılarının, normalin üzerine taşmış çalışma saatlerinin, emeğin karşılığını bir türlü karşılıyor olamamamız... Kendimize gülmeyi ve kendimizi eleştirmeyi beceremiyor olmamız... Kırılganlığımız, hassaslığımız, küskünlüğümüzün bizi diyalog kurmaktansa kutuplaştırmaya sürüklüyor olması... İyi bir şeyi yürekten alkışlayamıyor, kötü bir şeyi yürekten eleştiremiyor olmamız... Velhasıl say say bitmeyecek olan bu denklemlerin romantizm dışında belli bir disipline oturtulmasında fayda vardır noktasına erişmek lazımdır. Çalışan kazanmalıdır. Çalışmayan da çalıştırılıp kazanmalıdır. Kimsenin kaybetmeyeceği bir dünya oluşturmak elimizdedir.

Yeni AKM kültür merkezinden ziyade düğün salonu olacaktır

Son olarak, hükümetin AKM yerine yeni bir opera binası yapacağı söyleminin samimiyetsizliğinden, yapsa dahi bu binanın 'sanat' dışında her türlü hizmet için kullanılacağından adım gibi eminim. Sanatçıların içinde bulunmadığı, sorunlarının dinlenmediği, neye ihtiyaç duyduklarına yönelik hiçbir empatinin kurulmadığı bir proje, kültür merkezinden ziyade düğün salonu olacaktır. Tüm sanatçılar adına konuşamam, ancak kefil olacağım insanlarla doludur bu camia. Açıkçası bunun 'şiir kitapları poşete konulsun ve  üzerlerine + 18 yazılsın, çünkü aşktan bahsediyorlar.' projesinden daha farklı bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

Başbakan söylediklerinde samimi ise buyursun beni çağırsın. Kendisini eleştirebildiğim gibi kendimi de eleştirebilen bir insanım ben. Ve benim gibi, kavga etmek yerine, ayrı görüşteki insanların aynı alanda nefes alabileceğine inanan ve bunu savunan birçok insan da var, eminim. İşbu ki, bilmediğimiz bir konuda öğrenmek isteği duyalım. Eğer bu noktada bir el sıkışma olmayacaksa, bu konu, sanata ve aydın insanlara karşı yapılan bir çelme takma hamlesi olarak tarihteki yerini alacaktır.

Ancak unutmamak lazımdır; sanat ve özgür düşünce bu hamleyle bugün düşürülse dahi, tüm bastırılmışlığı ve birikimiyle bir gün mutlak küllerinden doğacaktır! Eğer doğayı inkar etmiyorsanız sanatı da inkar edemezsiniz. Sanat şarkı söylemek, şiir yazmak, resim yapmak değildir. Sanat doğaya olan hayranlığımızın kendi benliğimizde renk değiştirerek yine doğaya minnet olarak sunulmasıdır. Yaşamın anlamını aramak, yaşamı kavramak yolculuğudur. Ve bu yolculuk, kurallar, sistemler, öğretiler, siyasi görüşler, inanç farklılıkları, baskı, şiddet ile engellenemez. Bilakis; bu çöküşlerin çok da büyük dirilişleri olur.


Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20