MAKALE

Wagner'in eserlerindeki mitolojik altyapı

01.05.2013


Paylaş:

Wagner, müziğiyle olduğu kadar düşünce yapısı ile de her zaman gündemde kalan, sık sık tartışılan bir sanatçıdır. Wagner'i dönemi itibarı ile incelemek ve onun eserlerini mitolojik bir çerçeve içine oturtmak, kuşkusuz bu büyük besteciyi anlamamıza büyük ölçüde yardımcı olacaktır.  

 
Richard Wagner, 22 Mayıs 1813'te Almanya'nın Leipzig kentinde doğmuştur. Leipzig o zamanlar Fransız işgali altındadır ve bu Wagner'i etkileyecektir.  
 
İlk ilgi alanı edebiyat ve tiyatro olsa da sonradan müziğe yönelmiştir. Amcası sayesinde Goethe, Schiller, Fichte gibi isimlerden etkilenmiş olsa da yaşadığı hayat ve deneyimleri de ona çok şey katmıştır. Uzun süre ülkesinden ayrı yaşayan Wagner, borçlarla boğuşmuş, sürekli yer değiştirmek zorunda kalmış ve başarısız bir evlilik yaşamıştır.  
 
Batı kültüründe doğaya dönüş ve akılcılık 
 
Wagner'in pagan düşüncesinden etkilenmesi daha ilk eserlerinde görülür: Carlo Gozzi'nin bir oyunundan etkilenerek 1833 yılında yazdığı Die Feen operasında perileri konu almıştır.  
 
Wagner'in pagan motiflerine olan ilgisini birçok nedene bağlayabiliriz:  
 
Rönesans döneminde Batı edebiyatının antik motiflere ve özellikle de pagan kültürüne yönelmesi bu dönemde birçok yazarın pagan temalarını işlemesini sağlamıştır. Bu etki 17. ve 18. yüzyıllarda da sürmüştür. Yine Rönesans döneminde yükselen yeni burjuvazi, üstyapıda kilise kültürüne karşı bu kültürü benimsemiş ve burjuvazinin yaratığı birçok eserde bu temalar başat olmuştur.  
 
Burjuvazinin Sanayi Devrimi ile birlikte daha da güçlenmesi ve üretim araçlarını ele geçirmesi, geleneksel aristokrasi ile de olan uçurumu derinleştirerek üstyapı bağlamında sanata daha da çok yansımış, pagan temaların sık kullanılmaya başlanmasıyla, 'doğaya dönüş' ve akılcılık giderek ön plana çıkmıştır.  
 
Burjuvazinin en büyük toplumsal hareketi kuşkusuz 1789 Fransız Devrimi'dir. Devrimin yankıları Wagner'in gençlik yıllarında da kuşkusuz sürmektedir; sonrasında çıkan ulusalcılık akımları ise Wagner'i çok daha fazla etkileyecektir.  
 
Eserlerine kendi içinde bulunduğu koşulları da yansıtan Wagner, büyük ölçüde ulusalcı akımlardan da etkilenmiş ve bunu eserlerinde Alman kültürünün pagan ve ortaçağ safhalarına dönerek yansıtmıştır. Wagner'in belli başlı operalarını incelediğimizde bu tür pagan temalara çokça rastlarız. 
 
Wagner'in operalarındaki pagan öğeler 
 
Wagner'in 1843 yılında sahnelenen operası Uçan Hollandalı bir halk efsanesine dayanır. Gerçek anlamda pagan tema ile ilk olarak 1845 yılında sahnelenen Tännhauser'de karşılaşırız. Bu eserde Şövalye Tännhauser, Venüs Dağı'nda Tanrıça Venüs ile aşk yaşamaktadır. Ancak bu aşk onu bir Hristiyan olarak af dilemeye ve trajik bir sona götürecektir. Eser her ne kadar Heinrich Heine'nin bir şiirine dayansa da konunun kökenleri ortaçağa kadar uzanmaktadır, hatta bize göre Selene ve Endymion efsanesine kadar giden bir geçmişi vardır. Wagner burada konu olarak bir Alman efsanesini kullanarak, aynı zamanda ortaçağ Alman şövalyelik değerlerini de gündeme getirmiştir. Eser, aynı zamanda dönemin pagan-Hristiyan çatışmasını da yansıtmaktadır. 
 
Wagner, 1850 yılında sahnelenen Lohengrin operasında yine bir ortaçağ söylencesine, 'Kuğulu Şövalye' efsanesine dayanarak yine şövalye değerlerini işlemiştir. 1865 yılında sahnelen Tristan ve İsolde operası ise ortaçağın en popüler aşk hikâyelerinden birini konu almaktadır. Tristan ve İsolde'nin mutsuz aşk öyküsünü konu alan bu operada da pagan temalar kendini göstermektedir. Wagner'in 1865 yılında sahnelenen operası Nürnberg'in Usta Şarkıcıları operası ise Fransız Troubadour geleneğinin Almanya'daki eşdeğeri olan Meistersinger'ler ile ilgilidir. Pagan kültürünün ortaçağ boyunca yayılmasına yol açan bu gelenek, ulusalcı bir bakış açısı ile işlenmiştir. 
 
Nibelung'ların Yüzüğü ve kaynakları 
 
Wagner'in eserleri içinde kuşkusuz Germen paganizmini en geniş şekli ile konu aldığı eseri dört operadan oluşan Nibelung'ların Yüzüğü'dür. Bu eserde Germen mitolojisinin tanrı ve tanrıçaları, mitolojik varlıkları ve efsaneleri kullanılmıştır. Esere kaynaklık eden Germen mitolojisi, aslında ortaçağ boyunca yeniden derlenen mitler ve destanları kapsamaktadır.  
 
Germen panteonu, Aesir ve Vanir adı verilen iki grup Tanrı ve Tanrıça grubundan oluşmaktadır. Aesir ailesinin şefi, Wodan ya da öbür adı ile Odin'dir. Önceleri fırtına ve ölüler tanrısı olan Wodan daha sonraları Germen halklarının en önemli tanrısı olmuştur. Vanir adı altında toplanan tanrılar/tanrıçalar ise Freyr, Freya ve babaları Njörd'dür. Bunların yanında çeşitli destanlarda adı geçen tanrı ve tanrıçalar da vardır.  
 
Germen mitolojisi mitolojik varlıklar açısından da oldukça zengindir. Bunların başında cüceler ve devler gelir. Devler ve cüceler dağlarda yaşamaktadırlar. Büyük bölümü insanların düşmanı olan devlerin olağanüstü güçleri vardır. Bazen birden fazla başı ve kolları olan devlere de rastlanılmaktadır. Cüceler ise tam tersi, insanlarla iyi geçinmektedirler. Çok güçlü olmadıkları halde sihir güçlerini ve kurnazlıklarını kullanmaktadırlar. Cücelerin bir de tarnkappe isimli, onları görünmez kılan bir de başlıkları vardır. Ayrıca madenlerin yerlerini bilip onları çok iyi işlemektedirler ve bu bağlamda çok yetenekli zanaatkârlardır. Thor'un çekici Mjöllnir ve Freyr'in gemisi Skídblandir gibi birçok mitolojik nesneyi de cüceler yapmıştır.  
 
Wagner'in dörtlemesinde geçen Walhalla ve Walkyri kavramları da Germen mitolojisinde büyük yer tutmaktadır. Walhalla savaşta ölen savaşçıların cennetidir ve onlar burada 'son savaş'a hazırlanmaktadırlar. Savaşçılar, öldükleri zaman savaş bakireleri olan Walkyri'ler tarafından Walhalla'ya götürülmekteydi. Zaten bir savaşçı, Walkyri'lere rastlarsa ölüm saati gelmiş demekti. Walkyri'ler daha sonra onlara düşmanlarının kafatası içinde hydromel sunarlardı. Zaten Walkyri, sözcük anlamı olarak 'ölüleri seçen' demektir. Walkyri'ler sadece kahramanları taşırlardı. Ayrıca savaş sırasında görünmeden düşmana karşı silah da kullanırlardı. Walkyri'ler diğer doğaüstü varlıklar gibi havada ve suda hareket edebiliyorlardı ve kuğu tüyünden sihirli elbiseleri onlara kuş gibi uçabilme olanağı sağlıyordu. 
 
Wagner bu dörtlemede, aynı zamanda Germen destanları içerisinde en önemlilerinden biri olan Nibelung'ların Destanı'ndan da yararlanmıştır. Destan Ren Nehri kıyısında, eski Worms kenti civarında geçer. En eski şekli elimize 13. yüzyıldan kalma bir el yazması ile ulaşmıştır. Ancak daha önceki dönemlerde söylenen Latince baladların içinde bu destana ait bölümlerin olduğu düşünülebilir. 
 
Pagan inançları Wagner'e kaynak olan destan içinde sıkça yer almaktadır, hatta J. R. R. Tolkien'e bile ilham kaynağı olacak 'yüzük' motifi bu destanda da vardır. Ancak destanda Hristiyan inançları ve törenleri de yer almaktadır. Bunun yanında kral-senyör-vasal ilişkisi de destanın ortaçağa ait izler taşıdığını göstermektedir. 
 
Destanın bugünkü hali ile 12. yüzyıl sonlarında tamamlandığı düşünülmektedir. Destan, içinde bir çok anakronizma barındırmaktadır; örneğin Dietrich bir antik çağ kahramanıdır. Bu destanda bulunma nedeni, büyük olasılıkla kimsenin yenemediği Hagen'i yenip hapse atmak içindir. Destanın günümüze ulaşmış bir çok versiyonu vardır. Konu hepsinde aynı olmakla birlikte aralarında farklılıklara da rastlanır. 
 
Parsifal ve Kutsal Kâse 
 
Wagner, 1882'de sahnelenen Parsifal operasında Kutsal Kâse (Graal) efsanesinin ilk olarak Fransız ortaçağında yayıldığı Chrétien de Troyes'in romansı Perceval'in Alman yorumu olan Wolfram von Eschenbach'ın Parzival'den yola çıkmıştır. 
 
Bilindiği gibi, Kutsal Kâse, ortaçağ Arthur öykülerinin en önemli motiflerinden biridir ve şövalyelerin aradığı, içinde Hz. İsa'nın kanının bulunduğu kap olarak geçer. Oysa Kutsal Kâse efsaneleri, Kelt mitlerinin ortaçağdaki bir devamıdır ve tanrıçalarının kazanı ya da dünyayı yarattığı rahmi inanışları ile alakalıdır. Bu efsaneler aynı zamanda ortaçağ inanışlarında şövalyelerin mistik ve ezoterik arayışına dönüşmüştür. Yoğun pagan temaları içeren bu eser de Almanlaşmış yorumu ile Wagner için ulusal bir tema haline gelmiştir.  
 
Burada Wagner'in belli başlı eserleri üzerinde incelediğimiz mitolojik altyapı, sanatçının yaşamına koşut şekilde ve dönemsel olaylarla irdelendiği zaman çok daha aydınlatıcı çıkarımlara ulaşılacak, ayrıca başka ülkelerdeki farklı sanatçıların ulusalcı düşünceleri ve 'kökenlere dönüş' çabaları hakkında da fikir sağlayacaktır. 
 
Erhan Altunay

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20