Konser-Opera

Aspendos Amfitiyatrosu'nda büyüleyici bir Aida

24.02.2015


Paylaş:

21. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali 30 Ağustos 2014 tarihinde İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği Verdi’nin Aida operası ile başladı. Aspendos Festivali, 1972 yılında Türkiye’nin gerçek anlamdaki ilk uluslararası sanat festivali olarak dünyaya merhaba diyen İstanbul Müzik Festivali’nin ardından, bu ülkenin en ünlü ve saygın klasik müzik festivallerinin başında geliyor. Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin sahip olduğu popülerliğin yüklüce bir kısmı, düzenlendiği antik Açıkhava tiyatrosunun öneminden kaynaklanıyor. Türkiye’nin en gözde turistik şehirlerinden biri olan Antalya’nın 40 km doğusunda yer alan, Romalılardan kalma Aspendos antik kentini böylesine ünlü kılan ise, muhteşem amfitiyatrosu.

Antik dönemden günümüze çok az hasarla kalabilmiş nadir yapılardan biri Aspendos tiyatrosu. 96 metre çapında ve 7.000 kişi oturma kapasiteli bu tiyatro İ.S. 155 yılında Yunan mimar Zenon tarafından inşa edilmiş. Sonraki yüzyıllarda Anadolu’yu mesken edinen Selçuklu Türkleri tarafından düzenli biçimde restore edilen Aspendos tiyatrosu modern Türkiye’de 1993 yılından beri düzenlenen Aspendos Opera ve Bale Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Muhteşem akustiğiyle tanınan antik tiyatro her yıl bu mevsimde, Türkiye’nin devlete bağlı belli başlı opera kurumlarının bir önceki sezon sahneledikleri opera temsillerinin yanı sıra davetli yabancı kumpanyaların temsillerine de sahne oluyor. 2014 yılında 30 Ağustos-24 Eylül günleri arasında düzenlenen festival İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği Verdi’nin Aida operası ile açıldıktan sonra sırasıyla Mersin, Antalya ve Ankara devlet operalarının Attila (Verdi), La Traviata (Verdi), Hercules (Handel) operalarının yanı sıra Notre Dame de Paris, Harem balelerinin temsilleriyle sürdü.

Bu yılki festivale Budapeşte Operet ve Müzikal Tiyatrosu Operetler Galası adlı özel bir programla, Sicilya’nın Taormina Festival Operası ise Tosca operası temsiliyle katıldılar. İzmir Operası’nın Aida prodüksiyonunu 30 Ağustos akşamı yapılan festival açılışında üçüncü kez izledim. Bu özel temsil için operanın önemli rollerine en iyilerden oluşan bir kadronun seçilmesine dikkat edilmişti. Aida’yı söyleyen İstanbul Operası solisti soprano Evren Ekşi, İzmir’de izlediğim ilk iki temsildekinden çok daha iyi bir performans ortaya koydu. Tutkulu ve kırılgan bir söyleyiş sergiledi. Etkileyici pianissimo’larını bu kez açıkhavada da dinleyebildik. Öte yandan pes tonlarının orkestra tarafından genellikle bastırıldığına da şahit olduk. Ritorna vincitor ve O patria mia aryalarını çıtanın çok üzerinde bir yorum gücüyle söyledi Evren Ekşi. Türk sahnelerinin yabancısı olmadığı bir isim olan İspanyol tenor Enrique Ferrer, lirik tondaki tatlı sesini, Radames’in kahramansı tavrıyla bütünleştirmeye gayret etti. Celeste Aida’yı söylerken minik bir hafıza kaybı yaşadıysa da toparlanarak operanın özellikle son iki perdesinde güzel sesi ve sahnedeki etkileyici duruşuyla iyi bir Radames profili çizdi. Yine de, İzmir’deki ikinci izleyişimde sahneye çıkan genç Türk tenor (aynı zamanda iyi bir Otello da olan) Levent Gündüz’ün Radames’in kahramansı yanını daha etkili biçimde sahneye yansıttığını düşünüyorum.

Amneris’i günümüzde en iyi yorumlayan seslerden biri olan Elena Gabouri, Aspendos’taki temsilin de en güçlü yanlarından biriydi. Hatta, Aida ve Radames’in önüne geçip yıldızlaştı diyebilirim rahatlıkla. Son derece güçlü ve tok orta ve alt tonlarını en ufak bir zorlama olmaksızın, doğal biçimde, orkestranın üzerinden süzülerek devasa amfiyatronun en tepe noktasına kadar ulaştırabilmeyi başardı. Sesiyle, oyunculuğuyla operanın başından sonuna dek tüm gözlerin üzerine kilitlendiği Gabouri’yi izleyici de temsilin sonundaki cömert alkışlarıyla ödüllendirdi. Verona Festivali’nin favori yorumcularından biri olan Gabouri’yi Aspendos ve diğer Türk sahnelerinde bundan böyle daha fazla izleyeceğimizi düşünüyorum. New York Metropolitan Opera’da solist olarak sahneye çıkan ilk Türk unvanına sahip olan bas Burak Bilgili ise ne ilginçtir ki Aspendos’taki Aida temsili ile, Türkiye’deki bir opera temsilinde ilk kez sahneye çıkmış oldu. Kariyerini yıllardır ABD merkezli olarak sürdüren Bilgili, kendisi ve onu yakından takip edenler için son derece gecikmiş sayılabilecek olan bu Türkiye debut’sünde, tüm deneyimini ortaya koyduğu çok iyi bir Ramfis portresi çizdi. Kral rolünde bir diğer deneyimli bas Hasan Alptekin zorlamasız, doğal okuyuşuyla göz doldurdu. İzmir Operası solisti olan Tamer Peker Türk operasının günümüzdeki en iyi baritonlarından biridir. Ender bulunan güzellikte bir sese sahip olan Peker, son derece doğru bir teknik ve güzel bir okuyuşla söylediği Amonasro’da gecenin bir diğer yıldızıydı. 76 üyeli İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, 7 yıldır müzik direktörü olarak başlarında bulunan Arjantinli müzik direktörü Tuglio Gagliardo Varas yönetiminde iyi bir performans sergiledi.

Aslında tüm sanatçıların işleri fevkalade güçtü o akşam zira Antalya’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık ve nem o akşam tavan yapmış ve Aida 40 derece sıcaklık ve yüzden 80 nem taşıyan bir havada izlemek zorunda kalmıştık. Sahne üzerindeki Etiyopyalılar ve Mısırlılar sadece birbirleriyle değil aşırı sıcak ve nemle de savaşıyorlardı, keza sahne önündeki orkestra da öyle. Başkemancılığını nitelikli müzisyen Lalecan Ozay Muzaffer’in yaptığı İzmir Operası Orkestrası’nın bu savaştan alnını akıyla çıktığını söyleyebiliriz. İzmir Operası Korosu da genel olarak başarılı olmakla birlikte Rahipler Korosu’ndan zaman zaman kulakları tırmalayan, entonasyonu bozuk sesler çıkmadı değil. Türk operasının bir başka deneyimli ismi olan rejisör Aytaç Manizade, asgari dekorla donattığı Aspendos sahnesinde yine sembollere dayalı bir anlatımı tercih etti. Mısır uygarlığını temsilen, üzerinde hiyeroglif yazıları bulunan birkaç kolona yer verdiği sahne üzerinde dramatizmin yoğunlaştığı anlarda başvurduğu lazer ışığı kullanımını da yine Manizade’nin diğer rejilerinde de çok kullandığı efektlerin bir başka örneğiydi. Yalnız lazer ışığında yeşil yerine -kendisinin de kabul ettiği gibi- beyaz renk seçilseydi, daha etkili tablolar ortaya çıkabilirdi. Manizade rejisinin en ilgi çekici yanlarından biri de, operanın ünlü Zafer Marşı sahnesinde, o alıştığımız zafer resmi geçidi yerine, günümüz ABD askerlerinin üniformalarına bürünmüş erkek ve kadın dansçıların pas de deux yapmalarıydı. Manizade, ABD’nin de müdahaleci bir güç olarak karıştığı günümüz Ortadoğu coğrafyasındaki savaşıma güncel bir bakış atmıştı. Nil sahnesi de Manizade’nin sembolist anlatımından yana nasibini almıştı; amfiyatronun devasa arka duvarına yansıtılan dalga görüntüleri ve oditoryuma doğru bakan bir timsah maketi Nil nehrini tasvir ediyordu.

İzmir Devlet Opera ve Balesi yapımı olan Aida önümüzdeki sezon da İzmir’de sahnelenecek.
 
Serhan Bali 
 

BENZER HABERLER


Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20