17.03.2015

Kanlı Nigar nam-ı diğer Cihanyandı, evine aldığı erkekleri, önce biraz gönlünü hoş edip, epeyce içirdikten sonra varını yoğunu alıp dımdızlak sokağa atmasıyla ünlü bir kadındır. Belki de Sadık Şendil karakteri yarattıktan sonra oynanan tüm uyarlamalarında hikayenin tek değişmeyen tarafı da budur. İlk olarak Hayali Küçük Ali tarafından Hacivat-Karagöz oyunu olarak oynanan oyun defalarca tiyatroya ve sinemaya uyarlanmıştır. Bu uyarlamalardan biri de, metnini Dokuz Eylül Üniversitesi Dramatik Yazarlık bölümü öğretim üyelerinden Özlem Belkıs’ın 2 perdelik müzikal güldürü olarak kaleme aldığı, müziklerini ise Cem İdiz’in bestelediği versiyon.
Metin yazarının bir kadın olmasından mıdır bilinmez, oyunun genel gidişatında kadının toplumdaki yerine özellikle vurgu yapılmıştı. Bu da, içi boş bir güldürüden ziyade altyapısı olan bir “Kanlı Nigar” izlememize vesile oldu. Oyunun başından sonuna “seksist” bir çizgide ilerleyen Haydar karakteriyle, o ve onun gibi erkekler yüzünden başına gelmeyen kalmamış Nigar, belki de erkek egemenliğinin kar gibi örttüğü toplumdan filizlenen bir kardelendi.
15 Mart Pazar günü Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin prömiyerini yaptığı temsilin detaylarına geçmeden önce bahsetmemiz gereken önemli bir konu var: Leyla Gencer Opera Sahnesi Fiyaskosu! Değil şarkı söylenmesi, müziksiz bir tiyatro oyununun bile oynanmasının sahnedeki oyuncuların ses sağlığı için riskler taşıdığı bu sahne için akustikten bahsetmek mümkün değil. Yıllardır, özellikle Devlet Opera ve Balesi bünyesine yeni katılan genç sanatçıların yollarının pek çok kez kesiştiği, çocuk oyunlarının temsil edildiği sahnenin akustiği o kadar kötü ki kimsenin sesi beşinci sırayı aşamıyor. Ülkemizdeki ilk opera temsilinin İran Şahı ve Mustafa Kemal Atatürk karşısında temsil edildiği, Resim Heykel Müzesinin hemen yanında yer alan Operet Sahnesi’nin temsillere kapatılmasıyla birlikte artık müzikaller ve küçük çaplı operetler de Leyla Gencer Sahnesi’nde oynanıyor.
Problemler akustikten ibaret kalsa neyse. Leyla Gencer Sahnesi, en yakın yerleşim yerine bile uzak düşen OSTİM adlı Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunuyor. Arabası olmayan birinin buraya ulaşması neredeyse imkansız çünkü mevcut Operet Sahnesi’ni kapatan zihniyetin şehir merkezinden gelecek seyircilere servis tahsis etmeyi akıl etmesini bekleyemezsiniz, öyle değil mi? Tüm bu olumsuz şartlara rağmen büyük bir özveriyle işini yapmaya gayret eden Devlet Opera ve Balesi çalışanları, sadece bu zor şartlarda sahneye çıkabildikleri için bile alkışı hak ediyor.
Ulaşım gibi sıkıntılara rağmen Ankara seyircisi o gün salonun neredeyse tamamına yakınını doldurmuştu. Orkestrayı, kurum bünyesinde aslında korepetitör olarak görev yapan ve son dönemde şefliğe de yönelen Burak Şatana yönetti. Bestecinin orkestrasyonda alaturka enstrümanlara da yer vermesi, klasik olmasına rağmen modern çizimleriyle diğer demode örnekler arasından sıyrılan Özgür Usta tasarımı dekorla birleşince, sahnede güzel bir ambiyans oluştu.
Haldun Özörten’in sahneye koyduğu müzikalin kostüm tasarımını Nursun Ünlü, ışık tasarımını ise Fuat Gök ve Bülent Aslan yaptılar. Koreografinin Deniz Çığ imzasını taşıdığı eserde koroyu daha önce birçok opera eserinden de tanıdığımız Lybomira Aleksandrova çalıştırdı. Koro piyanisti olarak Hande Uçar’ın görev aldığı eserin korepetitörleri ise Ongun Kula, Yaman Dikener, Melahat İsmailova ve küçük bir rolde de izlediğimiz Aylin Özuğur’du.
Eseri değerlendirmeye, onu daha önce Devlet Tiyatrosu’nun haftalarca kapalı gişe oynadığı prodüksiyondan çok daha başarılı bulduğumun altını çizerek başlamak istiyorum (Halbuki, Opera’nın Kanlı Nigar’ı çalıştığını duyduğumda, ‘tiyatroyu tiyatrocular yapsın, opera neden bu tip işlere bulaşıyor ki’ diye sormuştum kendi kendime).
Kanlı Nigar rolünde, yıllardır ya çok küçük rollerde ya da konsept konserlerde anlatıcı olarak izlediğimiz Gül Seçkin vardı. Özlem Belkıs’ın yeniden yaratım sürecinde olgunlaştırdığı Nigar’ı çok iyi özümsediğini seyirciye de aktarabilen Seçkin, görüp geçirmiş, acılarla yoğrulmuş, dolmuş taşmış ve erkek egemen toplumdan intikamını haz duyarak alan bir Nigar portresi çizdi. Şetaret rolünde izlediğimiz Sema Özer, enerjisi ve hareketli tavırlarıyla oyuna renk kattı fakat bu tavrını şarkı söylerken de sürdürmesi ve aşırı biçimde kullandığı jestler seyircinin dikkatini biraz dağıttı. Letafet ve Nefaset (Nigar’ın kızları) rollerinde izlediğimiz Şule Bengier ve Güzin Yıldız birer oyuncu ve şarkıcı olarak ellerinden geleni yapmalarına rağmen, Gül Seçkin’in yaşına yakın olmalarından dolayı Nigar’ın kızları olduklarına seyirciyi inandıramadılar. Sahne günümüzde artık bu tip kasting hatalarını kaldırmıyor. Şule Bengier’in güçlü sesi ve güzel şarkıcılığına rağmen, şarkı söylediği sırada seyirciye sık sık arkasını dönmesi de ağzından çıkanların yer yer anlaşılamamasına sebep oldu.
Nigar’ın üçüncü kızı Ülfet rolündeki balerin Lara Türkoğlu, genç yaşına rağmen, canlandırdığı rolün altından başarıyla kalktı. Okan Başel’in oynadığı Hamdi rolü, ciddi bir aktörlük becerisi isteyen bir bağlaç karakterdi ve Başel de görevini başarıyla yerine getirdi. Hamdi’nin yamağı olan yarım akıllı, saf ve kendince lafını sakınmayan (!) bir karakter olan Naci’ye ise Emre Pekşen hayat verdi. Özellikle vücut diline oynadığı karakteri çok iyi oturttuğu gözlenen Pekşen seyircinin sempatisi ve beğenisini kazandı.
Birçok eserde karşılaştığımız Ankara Operası’nın deneyimli baslarından Mithat Karakelle, Nigar’ın karşıt karakteri olarak karşımıza çıkan Haydar’ı başarıyla canlandırdı. Haydar’ın oğlu, Letafet’in saf aşığı Hüsrev rolünde, yumuşak şarkıcılığı ve sade oyunculuğuyla dikkat çeken Yaşar Barış Çark, Rumelili rolünde Erdal Şen, Laz rolünde Fatih Kayhan, Acem rolünde ise Levent Akev vardı. Genellikle önemli ve sorumluluk gerektiren rollerde izlemeye alıştığımız Hülya Kazan’ın, ansambl içinde birkaç sözü dışında pek bir işlevi olmayan, Meraklı Komşu Teyze adlı minicik bir rolle seyirci karşısına çıkması şaşırttı.
Klasik bir “operet” finaliyle biten, küslerin barışıp aşıkların kavuştuğu eser seyirciye güzel bir akşam yaşattı. Bu zamanda Kanlı Nigar'ı izlemeyenin ya aklı yoktur ya da parası! Bizden söylemesi!
Mehmet Boran Savran