HABER

İdil Biret belgeseli prömiyerini festivalde yaptı

10.04.2015


Paylaş:

Müzik kariyerine henüz 5 yaşındayken Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye verdiği konserle başlayan ve Türkiye’nin haklı gururu olan ünlü piyano sanatçısı İdil Biret’in hayatını ve müzik yolculuğunu anlatan belgeselin ilk gösterimi, 34. İstanbul Film Festivali kapsamında yapıldı.
 
Vehbi Koç Vakfı desteğiyle yapımına 2008 yılında başlanan ve Ankara’dan saygıdeğer mühendis Yüksel Bey’in (Soyadını açıklamak istemiyor) büyük çaba ve desteğiyle 7 yılda tamamlanan “İdil Biret: Bir Harika Çocuğun Portresi” adlı belgeselin 8 Nisan Çarşamba günü gerçekleşen gösterimine biletler günler önceden tükendi, hattâ ek seans kondu. Peki nasıl başladı bu proje?
 
1981 doğumlu genç yönetmen Eytan İpeker bundan yaklaşık 7 yıl önce, yani daha da gençken, Dominique Xardel’in Can Yayınları’ndan çıkan kitabı “İdil Biret / Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti” adlı kitabını okur ve kitabın samimi söyleşi dilinden çok etkilenir. Brüksel’e bir mektup yazar ve İdil Biret ile eşinden sanatçı hakkında bir belgesel çekmek için izin ister. İpeker’in heyecanına kayıtsız kalamayan İdil Biret ve eşi Şefik Büyükyüksel projeyi severek kabul ederler. Çekimler Böcek Yapım ve Kamara yapım şirketlerinin işbirliği ile 2009’da, yani Biret’in Beethoven kayıtlarını tamamladığı dönemde, Almanya, Belçika, Fransa ve Türkiye'de gerçekleşir. Ve ortaya bir piyano dehasının hep merak edilen gizli dünyasını kendi ruh diliyle anlatan çarpıcı bir çalışma çıkar. Filmin içinde neler var bir bakacak olursak...
 
56 dakikalık film sanatçının 5 yaşındayken İsmet İnönü’nün huzuruna çıkarıldığı o ilk günü, kendi adına çıkarılan Harika Çocuk Yasası ile Paris’e gönderilişini, Nadia Boulanger’in anaç ama katı disiplinini, Wilhelm Kempff’in baba şefkatini, 11 yaşındayken Kempff ile İdil’in birlikte verdikleri (ve Mozart’ın İki Piyano için Konçertosunun kadansında doğaçlama yaparak tüm salonu ayağa kaldırdıkları) konseri, Alfred Cortot’nun verimli eğitim anlayışını, Biret’in istenilenden hep daha fazlasını yaptığı için sıkıntı yaşadığı asi konservatuvar yıllarını, para biriktirip Tibet’e kaçmak istediği günleri, içinde hep koruduğu doktor olma arzusunu ve bu arzusunu müziğine tıpkı bir şaman gibi yansıtışını, kendi mütevazı, izole ve dengeli dünyasını, Ayla Erduran’ın deyimiyle tıpkı çok sevdiği kediler gibi güçlü, özgür, hürmetkâr ama mesafeli karakterini sanatçının kendi arşivinden çocukluk fotoğrafları, çocukken yazdığı mektuplar, çizdiği resimler, beş yaşındayken yaptığı bestelerin orijinalleri, doğaçlama kayıtları ve pek çok ünlü müzisyen ve sanatçının sözlü ifadeleriyle aktarıyor. Röportajlarıyla katılanlar arasında İdil Biret'in hocası Wilhelm Kempff'in çocukları Roland ve Irene Kempff, müzik eleştirmeni ve Fransız Radyosu Yayın Direktörü Claude Samuel, “İdil Biret / Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti” kitabının yazarı Dominique Xardel, İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker İnönü, Nevit Kodallı, Suna Kan, Ayla Erduran, Filiz Ali ve daha pek çok önemli isim yer alıyor.
 
Belgesel için Avustralya, İngiltere, Fransa ve Türkiye arşivlerinin yanı sıra İdil Biret’in kişisel arşivlerinden de faydalanılmış. Ayrıca yönetmen Eytan İpeker ve yapımcısı Yoel Meranda’nın özel çabalarıyla bulunan kayıtlar da belgeselde yer alıyor. Bu kıymetli parçalar arasında sanatçının daha ufacıkken Fransız Radyosu’na verdiği röportajını, ünlü piyanist Arthur Rubinstein'in İdil Biret'i Fransız izleyicilerine heyecanla tanıttığı televizyon programının ses kayıtlarını ve Biret'in 70'lerde hocası Nadia Boulanger'ye Berg'in Piyano Sonatı’nı çaldığı görüntülerini sayabiliriz. Ses kayıtlarına ulaşılan söz konusu televizyon kaydında Rubinstein’ın “Bu Türk çocuğunu görünce gözlerim yaşardı” deyişini duymak bile filmi tarihî bir an olarak zihinlerimize nakşetmeye yeterli.
 
Filmde ayrıca Biret’in Kempff anısına 2009’da Potsdam’da verdiği konserden kayıtlar, Sidney Senfoni Orkestrası ile seslendirdiği Bartók’un 2 No.’lu ve Brahms’ın 1 No.’lu Piyano konçertoları, Yale Senfoni Orkestrası eşliğinde çaldığı Liszt’in 1 No.’lu Piyano Konçertosu, İlhan Mimaroğlu’nun plak şirketlerini eleştirdiği “Seesion” adlı eserinin yorumu, Biret’in geçtiğimiz ay Boğaziçi Albert Long Hall’de de çaldığı Charles Valentin Alkan’ın “Şimendifer” adlı eserinin kaydı yer alıyor.
 
Belgesel ses kurgusuyla da çarpıcı. İdil Biret’in çaldığı müziğin tuş takırtılarının tıpkı bir leitmotif gibi sık sık öne çıkışı, Biret’in filmin sonlarına doğru dediği gibi, adeta piyanonun sesine değil de sanatçının duyduğu müziğin sesine vurgu yapıyor.
 
Gösterim sonrası İdil Biret, eşi Şefik Büyükyüksel, yönetmen Eytan İpeker ve yapımcı Yoel Meranda ile düzenlenen soru cevap oturumundan üç önemli notu da iletmek gerek. Bunlardan birincisi belgeselin bunca yıl gecikmesinin ardından yatan neden üzerine.
 
Şefik Bey’in ifadesine göre filmde kullanılmak istenen ve uzun yıllardır gün ışığına çıkmamış arşiv görüntülerine TRT ve diğer yabancı radyo/tv kanalları tarafından istenen yüksek meblağlar gecikmenin asıl nedeni. Bu yüklü meblağların karşılanabilmesi için daha önce de adını geçirdiğimiz Yüksel Bey’in desteği söz konusu. Belgeselde kâh konuşmalarıyla kâh müzikleriyle yer alan Nevit Kodallı, Irene Kempff ve İlhan Mimaroğlu’nun belgesel tamamlanamadan aramızdan ayrılmış olmaları da bu gecikmenin en buruk faturası.
 
Soru cevap oturumundan iletilecek ikinci önemli not ise İdil Biret’in yıllardır üzerinde durduğu önemli bir konu üzerine sarf ettiği şu yüreklendirici sözler oldu: “İcracı değil dinleyici eksikliğimiz var. Bu konuda amatörlere çok büyük bir rol düşüyor. Daha çok amatör bu müziğe teşvik edilmeli, hattâ onlar için yarışmalar düzenlenmeli.” Başka bir deyişle, Biret bu müziğin korkulacak bir şey olmadığını en iyi amatörlerin gösterebileceğinin altını çizdi.
 
Üçüncü önemli not ise olumlu bir gelişmeyle ilgili. Çünkü soru cevap oturumunun moderatörlüğünü yapan İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan belgeselin Anadolu’da da gösterilebilmesi için katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyacaklarını belirtti.
 
Burada son bir not da Andante dergisi adına gelsin. Herhalde haklı olarak belgeselde vurgu noktası İdil Hanım’dan öteye kaymasın diye üzerinden zarifçe geçilen bir konu var. O da Biret’in eşi Şefik Bey ile tanışma hikâyeleri. Bu hikâyenin detaylarını öğrenmek isteyenler Serhan Bali’nin İdil Biret ve Şefik Büyükyüksel ile gerçekleştirdiği Andante 100. sayı özel röportajını okuyabilirler. Bu özel koleksiyon sayısını edinememiş olanlar ise portalımızdan derginin online nüshasına erişebilirler.




 








İdil Biret'in küçükken nota defterine çizdiği Bach ve Beethoven portreleri

Soldan sağa: Azize Tan, Yoel Meranda, İdil Biret ve Eytan İpeker belgeselin Pera Müzesi'ndeki prömiyerinde

YORUMLAR


Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20