SÖYLEŞİ

Aldo Ragone ile müzik eğitimi üzerine

21.05.2017


Paylaş:

Mayıs ayında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda bir masterclass gerçekleştiren İtalyan piyanist Aldo Ragone ile bir araya gelip müzik eğitimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.  


Eğitim sürecinizi anlatır mısınız?  

Müzisyenlerin çoğu gibi ben de küçük yaşta müzik eğitimime başladım, ancak piyanist olmak istediğime dair net kararımı ancak onküsür yaşlarımda aldım. Roma Santa Cecilia Konservatuvarı’nı kazanmadan önce özel dersler birbirini izlemişti. Roma’ya okumaya geldiğimde ise harikulade bir sanatçı olan Giuseppe Scotese ile çalıştım. Mezuniyetimden sonra yıllar boyunca müzikte spiritüel gelişimimde referans noktası haline gelen müthiş bir İtalyan-Fransız piyanisti Aldo Ciccolini’nin öğrencisiydim. Ciccolini ne yazık ki 2 yıl önce vefat etti, ancak kendisinin mirası bana göre her müzisyenin ders alabileceği bir değerdir ve hayatım için daima bir ilham kaynağıdır. Avrupa’da sırasıyla Venedik Cini Vakfı’nda besteci piyanist Alfredo Casella’nın öğrencisi Eugenio Bagnoli, Ecole Normale Alfred Cortot’da ise Marcella Crudeli ile çalıştım. Ardından ABD’ye gittim ve burada 7 yıl boyunca önce eğitim aldım, sonra da hocalık yaptım. Lew Oborin’in öğrencisi Larissa Dedova ile Maryland Üniversitesinde Müzik Sanatları dalında doktoram üzerinde çalıştım.

Doktora tezimde Rus besteci Aleksander Scriabin’in 10 Sonatı’nı konu aldım. Bu sonatları diğer eserleri ile birlikte icra ettim. Bu önemli bir başarıydı, Rus pianist Pavel Gililiov tarafından çok destek gördüm, kendisi bu yönde çalışmamı Scriabin’in 24 Prelüd’ünü çaldığımı duyduktan sonra beni daha da çok teşvik etti. Scriabin’in 10 sonatını tam olarak icra eden tek İtalyan pianist olduğumu tahmin ediyorum. Eğitimimi Denver Üniversitesi’nden “Artistic Diploma” alarak tamamladım. Denver’da muhteşem sanatçılar ile çalışma fırsatı buldum ve önemli mesleki başarıları elde ettim.  

Zamanınızda verilmekte olan eğitim ile günümüzde verilen eğitimi karşılaştıracak olursak, bu konuda ne düşünüyorsunuz?  

Günümüzde müzik eğitimi eski zamanlara oranla daha popüler hale geldi, bunu müziğin neredeyse herkesin ulaşabileceği hale geldiği unsurunu kastederek söylüyorum.

Eskiden müzik kurumlarına giriş çok daha zordu ve öğrenciler için mevcut öğrenim noktaları sayıca fazla değildi. Doğal olarak eğitim olanakların artması talebin çoğalması ile belirli şekilde orantılıdır. İtalya’da müzik eğitimi seçenekleri sayısı çok yüksek. Nerdeyse 80 devlet müzik eğitimi kurumu var.

Tabii artık günümüzde eğitime olan ilgi de çok fazla; bununla beraber caz, pop ve rock gibi yeni dallar ortaya çıktı. Klasik müzik ise daima azınlığın tercihi olmuştur, günümüzde de gittikçe daha çok köşeye itilmeye devam ediyor. Programların AB uygulamalarına uyarlanması, bir takım sistem değişikliğine neden olduğu gibi neticede yeni nesil müzisyenlerde bazan ne yazık ki genel bir düzey düşüşüne sebep oluyor. Yine de durum ülkeden ülkeye, eğitim sistemine bağlı olarak farklı olabiliyor. Türkiye’de defalarca bulundum ve halkın ilgi seviyesine oranla profesyonel müzik eğitiminin alınabileceği devlet müzik kurumlarının sayısının sınırlı olduğunu öğrendim. Bu durum doğal olarak rekabeti artırmakta ve eğitim seviyesini de gayet yüksek tutmaktadır. Bana göre, Atatürk’ün Türkiye’de klasik müzik eğitimi alanında başlatmış olduğu reformların etkisi sıradışı olduğu kadar ders alınabilecek önemli bir örnektir. Müzik eğitiminin sistemli bir şekilde yaygınlaştırılması ile klasik müzik eğitimi dalında gerçekleşen atılımlar sayesinde Türkiye, İdil Biret, Gülsin Onay, Fazıl Say, Pekinel kardeşler, Emre Aracı gibi dünya çapında müzisyenin gelişme sürecine tanık oldu.



 

Öğrencilere yeni bir eser öğrenmeye başladıklarında ne yapmalarını önerirsiniz? Örnek olarak siz nasıl çalışıyorsunuz? Sizin için bir parçada en önemli unsurlar nelerdir?  

Piyano ve başka müzik enstrümanı öğretmek sadece bir takım teknik konuları aşmaya yönelik özel bilgiler vermekten ibaret değildir. Bu yüzden öğrencilerimden yeni bir eser öğrenmeye başladıklarında, onların müziğin içinde barındırdığı her türlü boyutunu bilmelerini talep ederim. Notalara uymak hiç kuşkusuz son derece önemlidir, ancak bir eseri doğru okumak notaları algılamaktan öte bir şeydir. Geçmişteki büyük besteciler, yüksek kültür sahibi olmanın yanı sıra, müzikle doğrudan bağlantılı edebiyat, sanat, felsefe, şiir gibi dallarda engin bilgilere sahiplerdi. Burada Aleksander Borodin örneği de vardır elbette, zira kendisi hem büyük bir besteci ve aynı zamanda kimyagerdi. İşte bu sebeple, öğrencilerimin müzik tarihini ve somut bir besteci ile diğer eserlerine dair bilgi almak gibi alakalı olabilecek ne varsa derinlemesine incelemelerini, genel olarak bilgi edinmeye dair sağlıklı bir merak tutumu geliştirme yönünde çalışmalarını teşvik ederim.

Kendim yeni bir eser öğrendiğimde, üzerinde doğru okuma, doğru parmak kullanımı ve işaretlere uyum gibi konuların yanında, eseri kimin bestelemiş olduğuna dair olabilecek her türlü bilgileri araştırır, eserin bestelenme sebebine inmeye çalışırım. Bazı profesyonel sanatçıların böyle bir süreçten geçmediği olur, bu da performanslarını bana göre en önemli fonksiyonu olan fikir ve duyguları iletme niteliğinden mahrum bırakır.  

Sahnede çalmak başka bir şeydir, ancak bir öğrenciye ders verdikten sonra bu öğrencinin de çaldığını görmek bambaşka bir şeydir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?  

Hiç kuşkusuz, sahne sizden en yüksek kalitede uzun bir hazırlık dönemi talep eden büyük bir atılımdır, ancak bazı şeyler sahnede seyirci önüne çıkışlarda öğrenilir ve daha da ilerletilir. Elbette, seyirci karşısında piyano çalmak stresli bir deneyim olabiliyor. Bu sebeple, öğrencilerimi olabilecek en küçük yaşta sahneye çıkmaya özendiririm, özellikle küçük yaştan beri sahne korkularına nasıl hakim olabileceklerini öğrenmelerini isterim. Bazıları notasız çalmaktan çekinir. Böyle durumlarda, kendilerine önce küçük eserleri hafızalarına almalarını ve birbirleri önünde çalmalarını söylerim. Bu sayede, kendilerinde özgüven oluşmaya başlar ve daha büyük parçalar ile aynısını tekrarlamayı denerler. Her şeye rağmen, itiraf etmeliyim ki, bir öğrencim sahnede olduğu vakit, ben de oradaysam, çok heyecanlanırım.  

Şimdiye kadar bir müzisyen olarak karşılaştığınız sorunlar nelerdir?

Günümüzde müzisyen olmanın ve hayatı müzik yaparak sürdürebilmenin çok zor, hatta imkansız olduğu söylenir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?  İnsanlık tarihinde her yüzyıl kendine has zor dönemleri görmüştür. Şimdiki zamanın önceki zamanlara oranla daha zor olduğunu söylemek klişeleşmiş bir alışkanlıktır. Romalılar halkı mutlu ve isyanlardan uzak tutmanın devletin halkına “Panem et circensis” vermesi, başka bir deyişle karınlarını doyurması ve akıllarını oyunlar ile meşgul etmesi gerektiğine inanır, bir çoğunun da beklentisi bu doğrultuda olurdu. Günümüzde, her türlü bilgiye erişim sınırsız ve çok kolaydır, ancak aksine kitlelerin büyük çoğunluğu düşük eğitim ve bilgi seviyesinde kalmakta, bu da durumun eski çağ Romalıların döneminden pek de değişmediğini ister istemez akla getirmektedir. Sonuç olarak klasik müzik dalında konser, kayıt çeşitliliği, yayın seçeneklerinin çoğalmasına rağmen bu müzik dalı sevindirici bir taleple karşılaşmıyor. Ben kitlelerin bu tutumunun yönetimlerin konuya yaklaşımları ile bağlantılı olduğuna fazlasıyla inanırım. Çünkü yöneticiler eğitime yatırımlardan çekinir ve hatta kendi ülkelerinin kültürel gelişimi alanındaki kaynaklarda kısıtlamalara giderler. Günümüzde profesyonel bir müzisyen olmak fazlasıyla zor mudur sorunuza net bir cevap verecek olursam, evet kesinlikle zordur ve bu sanat dalına kendini adayanların, özveri bilincinin yanı sıra müziğe karşı derin ve şartsız bir sadakat sergilemesi gerekir derim. Ancak kişide kendini bu şekilde adama isteği varsa, vazgeçmek mümkün değildir ve o halde bu uğurda çaba göstermek ve daima aynı duyguları paylaşan kişilerin de var olduğunu unutmamak gerekir.

Her sanatçı hayatı boyunca zor dönemden geçer, ben de geçtim, özellikle kariyerimin ilk yıllarında. Büyük hocam efsanevi piyanist Aldo Ciccolini bana II. Dünya Savaşı zamanında, kendisi henüz çok gençken Napoli’de kaldığı sırada, hayatını önce Alman sonra da Amerikan subayları için kulüplerde piyano çalmakla kazandığını anlatırdı.

Kendim, henüz genç bir Roma Konservatuvarı öğrencisi iken eğitim masraflarımı benzer şekilde ve özel derslerden kazandığım para ile ödeyebiliyordum. Elbette, daha sonra durumlar düzeldi, ancak ben müziğin bana daima para kazanma şansı da vermiş olduğunu burada vurgulamalıyım. Bu sebeple müzik için kutsal hevesi olan herkesin hayallerinden vazgeçmeden, zorluklara rağmen doğru bildikleri yolda ilerlemelerini kesinlikle tavsiye ederim.  

Müzik eğitimi, ya da daha genel bir ifadeyle, size göre sanat eğitiminin topluma etkisi nasıldır?

Müzik evrensel değerleri aktarmaktadır. Eşitlik, kardeşlik, özgürlük bunlardan bir kaçıdır. Bu değerler sadece Aydınlanma ve Fransız Devrimi tarafından ortaya atılmış olmakla kalmamalı her toplumun temeli olmaya devam etmelidir.

Bana göre, bir müzik formu olan fügde kontrpuan kullanması, eşitlik ve demokrasinin mükemmel bir örneğidir, böylelikle her bir ses aynı önem ve onura sahiptir, bu da özgün iki ya da daha fazla “karakter” arasında varoluşu mümkün kılmakta. Müzik, ses aracılığıyla duyguların matematiğidir. Bu sebeple, nitelikli bir müzik eğitiminin toplum ve insanoğlu üzerinde devasa bir etkisi olduğuna inanırım.

Dostoyevski “Güzellik dünyayı kurtaracaktır.” demiştir. Bana göre, insanoğlunun varoluşunun devamı için sanat ve bilgiyi el üstünde tutmaktan başka bir alternatif bulunmuyor. Ne yazık ki, müzik ve müzisyenlerin kendi toplumlarına ve böylelikle dünyaya neler verebileceklerine dair gerçek bir bilinç oluşmamıştır. Aslında tek başına doğa ve sanat güzelliği kendi potansiyeline dair daha bilinçli ve daha adil bir toplum inşa etmeye yeterli olabilir.  

Türkiye’de sahne alma planlarınız var mı?  

Türkiye’ye 2011 yılından beri profesyonel amaçla seyahatlerim oldu. Benim için Türkiye ziyareti, eski dostlarımı görmek, daima dinleyicilerin sıcak ilgisi ve masterclass ya da yarışmalarda karşılaştığım Türk piyano öğrencileri ile çalışma anlamına gelir. İlk ziyaretimden beri İstanbul, Eskişehir, Ankara ve Gümüşlük’te konserlerim oldu. Halen, sıradaki etkinliklere dair seçenekler üzerinde değerlendirmelerde bulunuyorum. Piyano için geleneksel repertuvarın yanında, resitallerimde İtalyan bestecilerin eserlerine yer vereceğim. Çoğunlukla İtalyan müziği denildiğinde opera akla gelir. Bu pek doğru değildir, 18 ve 19.yy enstrüman müziği geleneği yanında, İtalya’da zengin bir piyano müziği mirası vardır ve Giovanni Sgambati, Giuseppe Martucci, Ottorino Respighi, Alfredo Casella, Luigi Dallapiccola, Mario Castelnuovo Tedesco, gibi 19. ve 20. yy. gibi bestecilerin eserleri bu köklü mirasın geleneğine uzanır. Bu bestecilerin müziği pek icra edilmez. Dinleyici tarafından bilinmeyen müziğin çalınması, unutulmuş başeserlerin yeniden ortaya çıkarılması yanında herkes için cezbedici olabileceğine inanıyorum. 



 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20