ELEŞTİRİ

Ankara'dan dünyaca ünlü bir kontrtenor geçti

26.10.2017


Paylaş:

Barok müziğe artarak gösterilen ilgi ve bu çerçevede, kaybolduğu düşünülen 18. Yüzyıla ait çok sayıda eserin yeniden ortaya çıkmasıyla, bu dönemde kastrato veya bugünün tabiriyle kontrtenorlar için bestelenmiş olan eserlerin icrası da çoğalıyor; buna paralel olarak, kontrtenor sayısında da belirgin bir artış olduğu görülüyor.

Zagreb doğumlu Max Emanuel Cencic bugün dünya sahnelerinde olduğu kadar, kayıt endüstrisinde de kendinden sıklıkla söz ettiren bir kontrtenor. Geçtiğimiz yıl rahatsızlığı nedeniyle Bilkent Senfoni Orkestrasıyla vereceği konseri iptal eden sanatçı, bu yıl kısa ama sanatını sergilemesine fırsat tanıyan bir programla karşımızdaydı. İlk olarak Mozart’ın onbeş ve ondört yaşlarında bestelediği operaları Ascanio in Alba’dan (1771) iki, Mitridate’den (1770) bir arya (Venga pur) söyledi. Arkasından, araya sıkıştırılan bir Rossini Uvertüründen (Hırsız Saksağan operası) sonra, bestecinin Tancredi operasından, dünyaca ünlü “Oh, patria!....Di tanti palpiti”yi kendine özgü renklendirmeleriyle seslendirdi.

Alto veya kastrato için bestelenmiş olan, eşlikli bir resitatifi izleyen bu kavatina ve cabalettayı şancılar, konserlerde sanatlarını teşhir için sıklıkla seslendirirler. Konserin Cencic ile olan bölümü bundan ibaretti. Lakin bu dört parça bile bu olağanüstü sanatçının tekniğe olan hâkimiyetini melodiyle kolaylıkla, içtenlikle buluşturabildiğini; melodiye olan sadakatini; tizlerdeki rahatlığını; peslerinin dolgunluğunu, kadife gibi tatlı, renkli sesini kullanmadaki ustalığını göstermesi bakımından yeterli oldu. Bu güzelliklere sahip bir sesin büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Ancak, Almanya’nın çok sayıdaki orkestrasını yönettiği anlaşılan şef Christian Schumann, Mozart’ta fazlasıyla güçlü ve enerjikti. Orkestra daha “küçük” olsaydı belki özellikle Mozart aryalarında Mozart’a daha yakın, daha “hafif” bir tını elde edilmiş olunurdu. Diğer taraftan, Cencic’ten, başka ülkelerde olduğu gibi, daha zengin bir program beklerdik; sesin esnekliğini, ajilitesini bizlere konser salonunda gösterecek bir program. Belki bir dahaki sefere.



Programın ikinci yarısında Prokofiev’in çok az çalınan 6. Senfonisini icra eden Christian Schumann yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası, etkileyici, dengeli bir yorum sundu. Nefesli gurupları gerek beraber, gerekse solo icralarında (hemen hemen tüm nefeslilerin- tuba, fagot, korno, obua- solo partileri net, kusursuz öne çıkıyordu) temiz, derin ve ışıklı ( Vivace bölümü) yorumlarıyla dikkat çektiler. Özellikle ikinci (Largo) bölümde yaylıların yarattığı gergin atmosfer, program kitapçığında belirtildiği gibi, “2. Dünya Savaşı’na ağıt niteliğini taşıyan” senfoninin ağır, baskılı havasını  yansıtmakta başarılıydı.

Genç yaşına rağmen parlak bir geçmişi olduğu anlaşılan şef Schumann ile BSO’nun çok iyi çalıştıkları, aralarında çok iyi bir uyum oluştuğu senfoninin icrasındaki başarıdan anlaşılıyordu. 

Ayşe Öktem
Fotoğraflar: Aydın Ramazanoğlu

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20