HABER

Umut Sağlam'dan güzel haber

26.11.2018


Paylaş:

Viyolonsel eğitimini Berlin’deki Barenboim - Said Akademi’de sürdüren Umut Sağlam, geçtiğimiz aylarda iki önemli yarışmada birincilik elde etti. Önce Gaetano Zinetti Müzik Ödülü’nü kazanarak 2.000 avronun yanı sıra, İtalya ve İspanya’da toplam beş resital ve solistlik konserlerine hak kazanan, ardından 2. Tremplin Uluslararası Viyolonsel Yarışması’nda birinciliği elde ederek Christophe Schaeffer tarafından yapılmış 4.500 avro değerinde bir yay ve Aulnay Sous Bois Orkestrası eşliğinde 14 ve 15 Aralık’taki iki konsere solist olarak katılmaya hak kazanan Sağlam’la Andante okuyucuları için söyleştik.
 

 

Henüz 20 yaşındasınız ve 9 yıldır viyolonsel eğitimi alıyorsunuz. Bu kısa süreçte dünya çapında orkestra şefleriyle çalıştınız, önemli sahnelerde yer aldınız ve detaylarını birazdan soracağımız prestijli ödülleri kazandınız. Sizdeki ışığı ilk kim fark etti, ailenizde sanatçılar var mı? Viyolonsele yönelmenizde kimin etkisi oldu?
 

Benim annem ses sanatçısı ve o da Hacettepe Konservatuarı’nda şan eğitimi görmüş, ailemdeki diğer herkesin de çok büyük ilgisi olduğu için klasik müziğin eksik olmadığı bir evde büyüdüm. Küçüklüğümde evimizdeki piyano ilk oyuncağım oldu diyebilirim, ama viyolonselle tanışmam konservatuvar sınavını kazandığım zaman oldu.

 

Genç bir viyolonsel sanatçısı olarak, hangi sanatçılardan feyz alıyorsunuz? Viyolonselden sonra size en yakın gelen enstrüman hangisi?
 

Bana önemli derecede esin kaynağı olan sanatçılar ülkemizi dünyada temsil eden Güher & Süher Pekinel kardeşler ve Fazıl Say’dır. Kendime onları örnek almamın sebebi sadece dünya sahnelerindeki büyük başarıları değil, ayrıca Türkiye’nin klasik müzik gençliğine yaptıkları katkılardır. (Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler, ÇEV Sanat…) Bu konuda diğer örnek aldığım isim tabi ki öğrencisi olduğum okulun kurucusu olan Daniel Barenboim. Benim de en büyük hayalim bir gün Türkiye’ye Maestro Barenboim’in Berlin’de kurduğu okul gibi bir eğitim kurumu açmak. Hâlihazırda var olan projeler bana daha fazlasını yapabilmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Ama tabi bir çellist olarak bana, şu güne kadar çalışını ilk duyduğumdan beri yol gösteren ve motive eden sanatçı çok genç yaşta kaybettiğimiz çellist Benyamin Sönmez oldu. Kendimi ne zaman motive etmek istesem, ne zaman kayıp hissetsem hâlâ onun kayıtlarını dinliyorum. Ne yazık ki çok fazla kaydı yok ama olanlar da benim için eşsizler. Viyolonselden sonra en çok çalmak istediğim enstrüman piyano olurdu.

 

Ünlü şef Daniel Barenboim’le yaptığınız özel dersi takiben 2016 yılından beri Berlin’deki Barenboim-Said Akademisi’nde eğitiminizi sürdürüyorsunuz. Daha önce Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda gördüğünüz eğitimden yola çıkarak, ülkemizde ve yurtdışındaki klasik müzik eğitimi açısından fark ettiğiniz başlıca farklardan bahsedebilir misiniz?
 

Barenboim - Said Akademisi yurtdışındaki herhangi bir okuldan çok daha farklı bir eğitim kurumu. Okulda sadece müzik eğitimi verilmiyor, aynı zamanda felsefe, politika, tarih, edebiyat gibi kültür dersleri de alıyoruz. Kısacası okulun başarmaya çalıştığı şey, okuldan sadece müzisyenler değil tam anlamıyla sanatçılar mezun etmek. Ayrıca, okulun imkânları da çok daha üst düzeyde, okulla eş zamanda açılan Pierre Boulez Salonu sayesinde dünyanın en önde gelen müzisyenlerini izleme ve onlarla tanışma fırsatı yakalıyoruz. Maestro Barenboim’in özenle oluşturduğu eğitmen kadrosu da cabası. Konserlerini izlemenin hayalini kurduğum insanlardan bu okul sayesinde dersler alma şansı yakalıyorum ve bu da gelişimime büyük katkı sağlıyor.

 

Daniel Barenboim, Christoph Henkel, Peter Bruns, Maria Kliegel, Jens Peter Maintz Claudio Bohórquez, Johannes Moser, Alexander Hülshoff, Michael Haber, Jiri Barta ve Alexander Rudin gibi saygın isimlerle çalışma fırsatı buldunuz. Hangisi, sizi hangi açılardan etkiledi?
 

Bu isimlerden birçoğuyla Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) sayesinde çalışma fırsatım oldu ve çalıştığım bütün müzisyenler farklı bakış açılarıyla hem bana vizyon kattı hem de çalgıcılık konusunda çok yardımcı oldu. Bu konuda AIMA’nın kurucusu Sayın Filiz Ali’ye ve bu akademiye destek veren herkese çok teşekkür ediyorum.

 

Yurt içinde layık görüldüğünüz ödüllerin yanı sıra, 2015 yılından bu yana uluslararası yarışmalarda önemli dereceler aldınız. Hatta geçtiğimiz iki ay içinde iki birincilik derecesiyle (Eylül ayı sonunda İtalya’da gerçekleştirilen Gaetano Zinetti Müzik Yarışması Solist kategorisinde birincilik ve Kasım ayında Fransa’da gerçekleştirilen Tremplin Uluslararası Viyolonsel Yarışması’nda birincilik ödülleri) Türk klasik müziği camiasını büyük başarıyla temsil ettiniz ve geleceğin klasik müzik icracıları açısından umut oldunuz. Orkestra eşliğindeki ilk konserini 15 yaşında ünlü şef Gürer Aykal yönetiminde veren bir sanatçı olarak, konser performansları ile yarışmaların atmosferlerini ve size katkılarını nasıl karşılaştırırsınız? 
 

Bana kalırsa bizim yaptığımız işte yaşayabileceğimiz en önemli tecrübe konser vermek. Çünkü kendinizle ilgili olumlu ve olumsuz her şeyi fark edebilmenize çok yardımcı oluyor konser performansları. Tabi konser dediğimde aklınıza sadece bir salon dolusu insana çalmak geliyor olabilir ama bence çalabildiğimiz herkese her an çalmalıyız, bu beş kişiye verilen bir konser de olabilir, 500 kişiye verilen bir konser de… Önemli olan başka insanların önünde performans verebilme tecrübesini edinebilmek. Çünkü biz müzisyenler olarak çalışma odasında daha fazla çalalım diye çalışmıyoruz, sonunda herkes o odalarda geçirdiği yoğun çalışma saatlerini sahneye taşımak istiyor. Benim yarışmalardan önce verdiğim konserler yarışmalardaki gerginliğimi yenebilmeme her zaman çok katkı sağladı.

 

Klasik müziğin her alanında olduğu üzere, mesleğiniz büyük özveri ve uzun çalışma süreleri gerektiriyor. Özel hayatınızla kariyeriniz arasındaki dengeyi nasıl ayarlıyorsunuz? Müzik dışındaki en sevdiğiniz uğraşlar neler?
 

Klasik müzik hayatın kendisinden beslenen bir sanat dalı. Bu nedenle kendini bir çalışma odasına kapatıp saatlerce çalışmak müzisyenin psikolojisi açısından çok sağlıklı değil bana kalırsa. Bu yüzden ben kendime yeterli dinlenme süresi verdiğime de emin oluyorum. Aksi takdirde yaptığım çalışmadan bir verim alamıyorum zaten. Şanslıyım ki zamanımı geçirdiğim arkadaşlarım da benimle aynı meslekle uğraşıyorlar. Dolayısıyla özel hayatımda da kendi mesleğimden tam anlamıyla uzaklaşmamış oluyorum. Müzik dışında film ve dizi izlemekten çok keyif alıyorum.

 

İcra etmeyi en çok sevdiğiniz ve /veya repertuvarınıza almayı planladığınız eserlerden bahsedebilir misiniz?
 

Şu güne kadar kendimle en çok bağlantı kurduğum ve ayrıca çalarken en çok keyif aldığım eser Dmitri Şostakoviç’in 1. Viyolonsel Konçertosu oldu, ayrıca Elgar’ın ikonik Viyolonsel Konçertosu da benim için çok özel bir yerde. Gelecekte repertuvarımda bulunmasını istediğim eserler Ahmed Adnan Saygun’un Solo Viyolonsel İçin Partita’sı, Piyano - Viyolonsel Sonatı ve Viyolonsel Konçertosu, Fazıl Say’ın Piyano - Viyolonsel Sonatı, ayrıca modern viyolonsel repertuvarından Benjamin Britten, Witold Lutoslawski ve Henri Dutilleux gibi bestecilerin viyolonsel konçertoları ve diğer tarzda yapıtlarını çalışmak çok istiyorum. Umuyorum gelecekte bu eserlerin hepsini konserlerde seslendirme fırsatım olur.

 

Viyolonsel özelinde olmak üzere, müzik kariyeri yapmayı planlayan ve yolun başında olan küçüklere neler önerirsiniz?
 

Bu uzun soluklu yolda her zaman için sabırlı olmalıyız hepimiz, işler iyiye gitmiyor gibi hissetmek normal ama bunların hepsinin bir sürecin parçası olduğunu ve her ne kadar zorlu olsa da her durağın sizi hedefinize bir parça daha yaklaştırdığını unutmayın, tabi söz konusu müzik olduğunda hedef dediğimiz şey yaşamdan çok daha uzun. Çok okuyup, çok araştırmak bize çok şey katıyor sanatçı adayları olarak bunu hayat boyu sürdürmemiz çok önemli. Daha önce de dediğim gibi; konser vermek çok önemli, bu yüzden çevrenizdeki herkese performanslar verin, ailenize, arkadaşlarınıza ve hatta yeri geldiğinde vapurdaki yolculara. Shakespeare her ne kadar bu anlamda kullanmasa da kendisinden bir alıntı ile bitireyim: “Bütün dünya bir sahnedir.”Yolunuz açık olsun…


 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20