SÖYLEŞİ

Özlem Asiltürk ile küçük dostlarımızın müzik eğitimi üzerine...

19.12.2018


Paylaş:

Bireysel gelişimin en önemli yapıtaşlarından birisi olan okul öncesi müzik eğitiminin, çocuklarımızın gelişimine olan katkıları üzerine eğitmen Özlem Asiltürk'e merak edilen soruları yönelttik...

 

Öncelikle okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

1980 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokul birinci sınıftan itibaren okul bandosu, okul korosu, şarkı yarışmaları gibi aktivitelere katılmış olmak ilk müzikal deneyimlerim oldu. Çocukluk yaşlarından itibaren keyboard, bağlama, ve flütle başlayıp ilerleyen yıllarda gitar, akordeon, piyanoyla devam eden ve müzik eğitimciliğine uzanan bir hikayem var...

 

İlkokuldaki müzik derslerinde öğretmenimiz şarkıları öğretirken sınıfa çalgılarımla eşlik eder, sene sonu dinletilerinde çalgımla koronun başında yer alırdım. Yine çocukluk yıllarında bir süre tiyatro eğitimi alıp çeşitli oyunlarda sahne deneyimi yaşayınca sanırım bu etkileşimden olacak, okulda piyesler yazar, sınıf arkadaşlarımdan seçmeler yaparak okulumuzda oyunlar sergilenmesine öncülük ederdim. Bu oyunlar çoğunlukla müzikal olurdu. Sanatsal girişimlerin yanında okuldaki ilk çocuk gazetesini çıkaran, çevre kirliliğine karşı imza kampanyaları düzenleyen, okuldaki arkadaşlarımın “küçük kardeşleri” arasında şarkı yarışmaları düzenleyen bir çocuktum.

 

İlerleyen yıllarda müziğin yanı sıra, farklı alanlara da ilgi duymaya başladım ve yine müzik kadar sevdiğim bir başka alan olarak yabancı diller, farklı ülke kültür ve etkileşimleri ilgimi çekince üniversite hayatıma İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı bölümü ile adım attım. Üniversite öğrencilik yıllarımda amatör bir müzik grubunda gitarist olarak yer aldım. Çeşitli kültür sanat kuruluşlarında çocuk koroları çalıştırdım. Aynı zamanda yabancı dillerle de ilgilenen bir amatör müzisyen olarak çocuk korosunda seçtiğim şarkılar da çocuklara hem müzik, hem de evrensel bir dünya kültürü kazandırmak amacıyla dünyanın farklı coğrafyalarından ve dillerinden çocukların söylediği şarkılardan oluşuyordu. Ayrıca tiyatro gruplarına amatör düzeyde besteler yapıp müzikal oyunlarda müzisyen olarak yer aldım. Üniversite sonrası hobi düzeyinde müzikle birlikte çevirmenliğin yanı sıra, çoğunlukla MEB bünyesindeki devlet okullarında ve özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklara yönelik öğretmenlik deneyimlerim oldu.

 

Aktif bir çocukluk ve gençlik sonrası iş hayatının monotonluğuna çareler ararken üniversite yıllarımda gönüllü olarak çalıştırdığım çocuk korosundaki öğrencilerimle seneler sonra görüştüğümüzde o yıllar çalıştığım çocukların hayatlarındaki olumlu ve ilerletici sonuçlara tanık olduğumda asıl mesleğimin müzik öğretmenliği olması gerektiğine karar verip o yıllar çeviri dersleri verdiğim üniversitedeki görevimden ayrılıp Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Müzik Eğitimi bölümünde akademik eğitimime devam ettim. Her ne kadar akademik anlamda müzik eğitimim olmasa da geçmiş yıllarda edindiğim müziksel becerilerden dolayı öğrenciliğimin ilk yılından itibaren çeşitli müzik eğitim kurumlarında ağırlıklı olarak 4-10 yaş gruplarıyla çalışmalarım oldu. Ağaç yaşken eğilir diyerek müzik eğitimi yönelimim de bu yaş gruplarıyla oldu.

 

Gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerine baktığımızda müziğe eğitimine okul öncesi, hatta bebeklik döneminden başlayarak büyük bir yer verdiklerini görüyoruz, bu durum için neler söylemek istersiniz? Sizce ülkemizde okul öncesi müzik eğitimi ne durumda?

 

Müzikle ilk etkileşimin anne karnından itibaren başladığı gerçeğinden yola çıkılacak olursa, müzik eğitimin yaşı konusunda “ne kadar erken, o kadar iyi” diyebiliriz. Bu anlamda gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bebeklik döneminden itibaren ebeveynlerin de yer aldığı müziksel çalışmaları, hem çocukla aile bireyleri arasındaki iletişimin güçlenmesi, hem de bireysel olarak çocuğun başlangıç düzeyinde bile olsa müziksel yetenek ve farkındalıklarının geliştirilmesi açısından ilerlediğini, ebeveynlerin de bu konuda geçmiş yıllara nazaran daha bilinçli olduğunu düşünüyorum.

 

Ülkemizde son yıllarda daha yaygınlaşmaya başlayan okul öncesi müzik eğitimi uygulamalarını umut verici buluyorum. Bu konuda en büyük pay ise eğitimcilerin yetiştirilmesi konusunda elbette... Özellikle Batı modelli oyun, dans, müzik eğitimi yaklaşımlarıyla temellendirilerek planlanmış, gerek müzik gerek okul öncesi eğitimcilerine yönelik düzenlenen sertifikalı seminerler yaygınlaşmaya başladı. Uluslararası düzeyde kullanılan yöntem ve yaklaşımlara paralel müzik eğitimi uygulamalarıyla eğitimcilerimizin dağarcıkları gelişiyor. Sertifika alan eğitmenler ise, çoğunlukla bireysel çabalarıyla çeşitli kurumlarda uygulamalar yapıyor.

 

Bu tarz çalışmaların sınırlılığı, seminerlerin belirli merkezi bölgelerde ve sınırlı kontenjanlarla ücret karşılığında veriliyor olması, eğitimciler açısından fırsat eşitsizliklerini de beraberince getiriyor. Eğitim ve seminerlerin eğitim fakülteleri bünyesinde, gerek okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde gerekse müzik öğretmenliği bölümlerinde teorik bilgiler düzeyinden kurtarılarak, daha pratik uygulamalarla müfredatlarda yer almasının daha faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Tüm bunların haricinde, anaokulu olarak adlandırılan okul öncesi eğitim kurumlarının pek çoğunda eğitim fakültesi mezunu olmayan, lise düzeyinde çocuk gelişimi üzerine eğitim almış kişilerin eğitmen olarak görevlendirildiklerini hesaba kattığımızda dengelerin değişiyor. Müzik eğitimi konusu okulların ve öğretmenlerin inisiyatifine bırakılıyor. Bu tarz kurumlarda çocuklarla vakit geçiren, onların eğitimlerinden asıl sorumlu olan sınıf öğretmenlerini incelediğimizde ise pek çok yetersizliklerinin olduğunu görebiliyoruz. Böyle bir kurumda branş öğretmeni olarak görev alan bir müzik öğretmeni, yeterli akademik bilgi ve deneyime sahip olsa dahi, çocukların müziksel olarak hazır bulunuşluklarının, ön öğrenmelerinin ve tanışıklarının eksik olmasından dolayı beklenilen düzeyde müzik eğitimini maalesef veremiyor. Okulların kendilerinden beklediği sene sonu gösterilerinde ise, günü kurtaracak eğlenceli müzik ve danslarla sınırlı, yetersiz bir tablo ortaya çıkabiliyor.

 

Eğitim kurumları ve eğitimciler açısından durumu bu şekilde değerlendirmekle birlikte ebeveynlerin okul öncesi müzik eğitimi konusunda bilinçlendirilmesi ve bu konuda farkındalık düzeylerinin geliştirilmesi de en önemli konu başlıklarından birisi...


 

Okul öncesi müzik eğitimi küçük yaştaki çocuklara ne gibi faydalar sağlıyor?

 

Erken dönem müzik eğitiminin bireyin gelişimiyle ilgili sonuçlarına dair sayısız bilimsel araştırma ve makale yazılmıştır. Hem bu çalışmalardan, hem de gözlemlerimizden yola çıktığımızda, okul öncesi dönemde alınan müzik eğitimi sayesinde en başta çocukların bilişsel becerileri ve zeka düzeyi, eğitim almayan çocuklardan daha fazla ve daha erken geliştiği bilinmektedir. 
 

Her insan dil öğrenme ve konuşma yeteneğiyle doğmakla birlikte, yine erken dönem müzik eğitimi alan çocukların konuşma ve dil becerileri de olumlu yönde etkilenmektedir.

 

Müziksel çalışmalar sayesinde çocukların sosyal gelişimleri daha sağlıklı olmakta, özgüven, sosyal sorumluluk, disiplin, adaptasyon gibi özellikler kazanmaktalar. Ayrıca müziksel çalışmalar yapan çocukların sosyal iletişim becerileri ve paylaşımcılık yönleri daha gelişkin, rekabet düzeyleri daha düşüktür.

 

Şarkı söyleme etkinliklerinin yapılabilmesi için kullanılan ses-nefes teknikleri akciğerlerin sağlıklı gelişimini destekler.

 

Müziğe ve ritme uygun, fiziksel aktiviteler ve çalgılarla yapılan çalışmalar sayesinde çocukların psiko-motor becerileri daha sağlıklı ve erken gelişmektedir.

 

Müzik eğitimi yoluyla özellikle dikkat ve konsantrasyon düzeylerinde önemli artışlar sağlanmaktadır.

 

Fiziksel ve somut faydalarının yanı sıra, müzik eğitimi alan çocuklar daha girişken, sosyal, özgüvenli, çok yönlü, sorumluluk sahibi, disiplinli, soyut düşünme becerileri gelişkin bireyler olmakta...


 

Eğitimlerinizde yer alan yöntemler nelerdir?

 

 

Günümüz modern müzik yöntem ve yaklaşımlarının temeli olan ve halen çok yaygın olarak kullanılan Dalcroze, Kodaly, Carl Orff’un yöntem ve yaklaşımlarından faydalanarak oyun, dans ve müzik etkinlikleri uygulamaktayım.Bu yaklaşımların yanısıra, kendi öz kültürümüzün korunarak müzik eğitimi verilmesi anlamında Mahiye Morgül’ün kaynaklarını da mümkün olduğunca uygulamaktayım.

 

Eğitimlerde her çocuğun potansiyel olarak belirli bir müzik yeteneğiyle doğduğundan yola çıkarak, yaşantıların unutturduğu ama gerek hayatın, gerek insan doğasının temelinde var olan müziksel potansiyelleri açığa çıkartıcı uygulamalara yer veriyorum.

 

Eğitimlerimizin en başında ritim çalışmaları yer alıyor. Çalışmalarımız gündelik hayattaki en temel nefes alma, kalp atışımız, yürüyüşümüz, kullandığımız sözcüklerin ritimsel yapılarıyla bağlantılar kurularak temel bir farkındalıkla birlikte ritim çubukları, vurmalı çalgılar gibi basit düzeyde çalgılar eşliğinde nota tartım çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmalar aynı zamanda dikkat, algı ve konsantrasyon için de faydalı oluyor.

 

Dil ve ifade gelişimine yönelik olarak ise, yaş ve gelişim düzeylerine uygun şarkılar öğreniyor, müziğin ritmine ve şarkının sözlerine yönelik figürlerle eşlik ediyoruz.
 




 

Bu eğitimler esnasında hangi müziksel becerilerin geliştirilmesi amaçlanıyor?
 

Okul öncesi müzik eğitimi genel olarak en temel düzeyde müziksel becerilerin ve altyapının kazandırılması hedeflemekte... Eğitimlerimizde, öncelikle ritimsel farkındalıktan yola çıkarak ilerleyen aşamalarda şarkı söyleyebilme, marakas, ritim çubukları, vurmalı çalgılar, metalofon gibi basit düzeydeki çalgıları kullanabilme, müzik teorisinin en temel konularından olan gürlük terimleri, hız terimleri gibi konuları uygulamalı olarak keşfederek öğrenebilme, tiz-pes sesleri ayırt edebilme ve tanımlayabilme, majör ve minör tonları daha çok sezgisel ve dramatizasyonlar yoluyla farkedebilme gibi temel müzik bilgilerinin kazanılması hedeflenmektedir.

 

 

Milli Eğitim Bakanlığı'nın eğitimlerine katılarak zihinsel engelli çocuklarla ilgili eğitim sertifikası aldığınızı biliyoruz, zihinsel yetersizliği olan çocuklarımızın öğrenim gördüğü okullarda geçen eğitmenlik sürecinizde yaşadıklarınızı paylaşabilir misiniz? 

 

Zihinsel engelli çocukların öğrenim gördüğü Milli Eğitim Bakanlığıbünyesinde iki ayrı okulda deneyim yaşama şansım oldu. Bu okullarda öğretmenliğim süresince, zihinsel engelli çocukların normal gelişim seyreden yaşıtlarına göre çok duygusal olduklarını gözlemledim. Ne yazık ki pek çoğu hem ailelerin, hem öğretmenlerin, hem de toplumun çoğunluğunda dışlanan ve “işe yaramaz” saydığı çocuklardı. Özel eğitim alanında akademik eğitim almamış olsam da, kendi ilgim ve alanda akademik bilgi ve deneyimlerinden faydalandığım arkadaşlarım sayesinde daha bilinçli yaklaşabildim bu konuya. Her şeyden önce bu okullarda öğrenim gören, yetersizlikleri olan çocukların doğru yaklaşım, sevgi ve sabırla eğitilebilir olduklarını bilerek yaklaşmak gerekiyor. Pek çoğu müzik dinlemekten, şarkı söylemekten, dans etmek ve basit düzeyde ritim çalışmalarından hem keyif alıyorlar, hem de bu çalışmalar onların diğer alanlardaki gelişimlerini de olumlu yönde etkiliyor.

 

 

Okul öncesi müzik eğitiminde sizde yeterli olan bir süre var mı? Bu eğitimlere katılan minikler müzik eğitimlerine devam etmek istiyor mu yoksa belli bir zaman sonra doyum sağlayıp eğitimi bırakanlar da oluyor mu?

 

Hedeflediğimiz becerilerin kazanılması yaş grubuna ve bireysel farklılıklara göre değişkenlik gösteriyor. Ortalama olarak müzik eğitimine 4 yaşında başlayan bir çocuğun 6 yaşına kadar temel becerileri ve farkındalıkları kazandıktan sonra çoğunlukla çalgı eğitimine yöneldiği ve böyle bir ön eğitim almayan akranlarına göre daha başarılı olduklarını gözlemlemekteyiz.

 

Öğretmen-öğrenci-aile etkileşimi özellikle bu yaş gruplarında çok önemli olduğu için arada kurulan iletişim, kullanılan yöntemler, öğrencilerin bireyel ihtiyaç ve farkındalıklarının gözetildiği bir eğitim programında, istisnai bir durum olmadığı sürece, sıkılıp bırakan olmuyor.

 

KentSanat Akademi'de başlayan eğitimlerinizde hangi yaş gruplarıyla çalışıyorsunuz, öncelikli olarak hangi metodla eğitime başlıyorsunuz?

 

Temel müzik eğitimi, oyun-dans-müzik etkinlikleri çalışmalarımızı 3-6 yaş gurubuyla gerçekleştiriyoruz.

 

Bunun haricinde hazır bulunuşları yeterli düzeyde olan 5-10 yaş arasındaki çocuklarla temel piyano dersleri yapmaktayız. Bu öğrencilerimiz piyano eğitiminin yanında teori dersleri de almakta, bu şekilde daha hızlı ve etkili öğrenme deneyimleri yaşamaktalar.

 

Okul öncesi müzik çalışmalarımızda ağırlıklı olarak ülkemizde öne çıkan belli başlı hareket-müzik eğitimcilerimizin kaynaklarını, yaş grubuna uygun şarkıları kullanıyorum. İnteraktif ve web tabanlı kaynaklara, görsel uyarıcılık düzeyi yüksek olduğu için, eğitimlerimde sıklıkla yer veriyorum.

 

Temel piyano eğitimlerimizde yaşa ve bireyin ilgi düzeyine bağlı olarak kaynaklar değişebilmekte... Piyanoda bir şarkıyı öğrenirken şarkının öncelikle ritim ve form yapısını, soru-cevap ilişkilerini oyunlaştırarak, özellikle çocuğun çalmaya başlamadan önce parçadaki ifadeyi devinimsel olarak hissetmesini önemsiyorum. Dalcroze metodunu özellikle piyano derslerimde sıklıkla uyguluyor ve olumlu sonuçlar gözlemliyorum.


Ahu Ünalp

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20