SÖYLEŞİ

Çağdaş müziğin genç ismi: Emre Sihan Kaleli

28.02.2019


Paylaş:

Serhan Bali’nin, Antalya’da başladığı müzik yolculuğunu Özbekistan, Hollanda ve son olarak Avusturya’da devam ettiren genç bestecimiz Emre Sihan Kaleli ile Viyana’da yaptığı samimi sohbeti sizlerle paylaşıyoruz…

 

Müzik eğitimine nerede, nasıl başladığından bahseder misin biraz?

Liseyi Antalya Devlet Konservatuvarı’nın lise seviyesinde, Piyano bölümü öğrencisi olarak bitirdim. Ardından Kompozisyon alanında üniversite öğrenimi görmek üzere Özbekistan’a geçtim.

 

Nasıl böyle bir karar aldın?

Kompozisyon okuma düşüncesi benim kafamda bir hayli şekillenmişti. Bu durumda yapılabileceklerden biri Avrupa’ya gitmekti. O sırada ortaya çıkan bir takım ailevi olaylar ve maddi olanaksızlıklar neticesinde Avrupa mümkün olmadı benim için. Türkiye’yi de nedense ben çok istemedim. Okulumuzda görev yapan obua hocası Bayram Bayramoğlu bir Özbek bestecinin obua konçertosunun prömiyerini yapmıştı. Özbekistan’ı bana o tavsiye etti.

 

Hiçbir fikrin yoktu değil mio sıralarda Özbek sistemi hakkında?

Özbek sistemi diye bir şey zaten çok mümkün değil, Sovyet sisteminin devamı olarak düşünülebilir. Antalya Devlet Konservatuvarı’nda piyano hocam olan Samir Mirzayev’le de konuştum, o da başlangıç için gayet iyi olacağını düşündü.

 

Ama Türkiye’de istemedin…

Belirli bir sebebi yok, ortamdan uzaklaşma isteği de değil, olumsuz bir şey de yaşamadım. Sadece istemedim. O dönem Moskova Çaykovski Konservatuvarı’ndan bir hocam vardı, onunla yoğun bir şekilde armoni çalışma imkânım olmuştu. Biraz o sebeple Rus ekolüne sempatim oldu sanırım. Onun da rolü olmuş olabilir. Böylece kendimi Özbekistan’da bulmuş oldum. Açıkçası gittiğim konservatuvarı kimseye tavsiye etmem. Ama şu açıdan iyi oldu: Özbekistan’da bir yeni müzik topluluğu var (Omnibus Ensemble) ve ben onlarla tanışıp birlikte çalışmaya başladım. Dolayısıyla ben yazdığım her müziğin icrasını dinleme şansına sahip oldum. Bu açıdan benim için çok faydalı oldu.

 

Hollanda’yla bağlantıyı da Özbekistan üzerinden kurdum. Bahsettiğim topluluk her sene ustalık sınıfları düzenliyordu ve Hollanda’daki çok ciddi eğitim kurumlarından hocaları davet ediyordu. Lisanstaki dördüncü senemde Hollanda Kraliyet Konservatuvarı ve Amsterdam Konservatuvarı’ndan iki hoca gelmişti. Ben ikisiyle de tanıştım. İkisi de çok olumlu baktılar benim yaptığım işlere. İkisi de kendi okullarına davet etti. İkisinin de yüksek lisans sınavlarına girdim, ikisini de kazandım ve Amsterdam’ı tercih ettim.

 

Özbekistan’daki konservatuvarı neden tavsiye etmiyorsun?

Çok ideolojik ve politik yönelimleri var müziğe dair. “Müzik böyle yazılır” gibi değişmez fikirleri var. Beni yabancı olduğum için beni çok sıkboğaz edemediler ama… Açıkçası hocamdan da çok bir şeyler öğrendiğimi söyleyemem. Modern akımlarla ilgilenen birisi değildi. Sovyet klasikleriyle ilgileniyordu yalnızca.

 

Sen o zaman modern müzik anlamında aradığını bulamadın…

Evet. Benim o zamanlar daha modern akımlar ilgimi çekiyordu. Aslına bakarsanız, sonuç olarak orası bana çok faydalı oldu. Bahsettiğim topluluğun artistik direktörünün çok sayıda yeni müzik partisyonları vardı. Onları okuyarak kendi kendimi geliştirdim.
 


 

Peki, yeni müziğe ilgi duymayan gençlere de mi önermezsin Özbekistan’ı?

10-20 yıl önce sorsaydınız bu soruyu belki önerebilecek pek çok şey olabilirdi. Fakat gittikçe gerileyen ekonomik koşullar ve ideolojik koşullar nedeniyle okulda zaten pek fazla iyi hoca da kalmadı. Herkes kaçabildiği yere kaçtı. Ben 10 sene evvel Özbekistan’daydım. Benim okuduğum zamanlar bile çok iyi müzisyenler vardı, şu anda onlar da kalmadı. Benim birlikte okuduğum arkadaşlarımın bile bir kısmı ilginç bir şekilde Kazakistan’a gitti. Herkesin maaşı zaten çok düşüktü ama müzisyenlerin durumu çok daha kötüydü.

 

Bahsettiğin modern müzik topluluğu ilgimi çekti. Sivil bir inisiyatif mi bu?

Evet, okul desteklemiyordu, hatta karşıydı. Tamamen benim gibi modern müziğe gönül vermiş genç müzisyenlerden oluşan bir topluluk. Topluluğun artistik direktörü de oradaki konservatuvardan mezun olmuş ama yurt dışına gidip geldikçe bu akımlar daha fazla ilgisini çekmiş.

 

Sen topluluğa nasıl katkı sağladın?

Ben topluluğun resmi olarak bir parçası değildim. Hem insani anlamda hem de sanatsal anlamda uyuşuyorduk. Onlar sürekli yeni projeler yapıyorlardı. Ben de yeni eserler yazıyordum, seslendiriyorlardı.

 

Kaç besten seslendirildi topluluk tarafından?

Dört veya beş bestem seslendirilmiştir sanırım. Bir tanesini kendi CD’lerine kaydettiler hatta. Hâlâ imkânları el verdiğince devam ediyorlar çalışmalarına.

 

Peki, Amsterdam Konservatuvarı’na dönelim. Amsterdam yıllarından bahseder misin biraz da?

Özbekistan’da yeni akımlar anlamında beni çok fazla besleyen bir şeyin olmadığını söylemiştim. Fakat Hollanda’ya gittiğim zaman müthiş bir özgürlük ortamında buldum kendimi. Daha önce hiç duymadığımız şeylerden bahsediliyor ve insanlar hiç duymadığımız şeyler yapıyorlar. Form, biçim, ses gibi en temel bileşenlere çok farklı yaklaşımlar vardı.

 

Böyle bir ortama ilk olarak girdiğinizde, öncelikle daha önceden kalıplaşmış düşünce tarzınızı kırıp başka bir şeyler denemeniz gerekiyor. Bu da çok kolay ve bir anda olacak bir şey değil. İlk zamanlarım biraz bunlarla geçti. Çalıştığım hoca olan Richard Ayres de gerçekten çok iyiydi. Aslına bakarsanız kendisi tonal müzik yazıyor ama müthiş yazıyor. Kendisi bana kendime has şeyleri bulma yolcuğumda çok yardımcı oldu. Bu iki seneden sonra iki sene daha kaldım Hollanda’da.

 

İlk iki sene Richard’la çalıştın, değil mi? Daha sonra neler yaptın?

Evet, Richard’la çalıştım ve bitirdim okulu. Daha sonra da serbest olarak bestecilik yaptım bir süre.

 

Eğitimine neden devam etmedin? Bir konservatuvara “kapak atamaz” mıydın?

Hollanda’da -aslına bakarsanız genel olarak Avrupa’da- öyle şeyler çok zor. Hele hele benim gibi genç bir besteci için… Herhangi bir okulda bestecilik alanında ders verenlerin sayısı zaten benim parmaklarımın sayısını geçmez. Onlar da çok büyük kariyerler yapmış ve belli bir olgunluğa erişmiş kişiler. Dolayısıyla 27-30 yaş aralığında birinin bir eğitim kurumunda hoca olarak bir pozisyon bulması neredeyse imkânsız bir şey.

 

Hollanda’da geniş ve zengin bir modern müzik icra potansiyeli vardı ve ben buna “göz diktim” diyorsun…

Öyle de denebilir. O süre içinde zaten sanat direktörü yardımcısı olarak birlikte çalıştığım ve müzik de yazdığım bir topluluk vardı, Nieuw Ensemble; Hollanda’nın en ünlü ansambllarından biri… Onun dışında, bir de daha genç bir ansamblla tanıştım daha sonra. Ayrıca, Hollanda’daki son senemde, 2014’te bir ödül kazandım uluslararası bir yarışmada. Onun sayesinde başka bir ansamblla irtibatım oldu. Daha sonraonlarlaHollanda Sanat Fonu’na bir proje sunduk. Çok zorlu bir süreçti. Daha çok dans ve tiyatro topluluklarına verilen bir fondu bu. O zamana kadar hiçbir besteciye verilmemişti bu fon. Ensemble Modelo62 isimli yeni müzik topluluğuyla biz bunu modern müzik alanında almayı başardık. 45.000 avroluk bir ödenekti. Bu ödenek yardımıyla fona sunduğumuz projeyi üç önemli festivalde seslendirdik. Bundan sonra da seslendirileceğini düşünüyoruz.



 

Peki, Hollanda gibi modern müzik cenneti bir ülkeyi nasıl bıraktın?

Şöyle oldu… Şu anda eşim olan hanımefendiyle tanıştım Hollanda’da. Kendisi zamanında Viyana’daki Slovenya Büyükelçiliği’nde diplomatik staj yapmış. O zamandan beri de Viyana’da yaşamak gibi bir hayali vardı. Benim de Viyana’yı denememek için de bir sebebim yoktu açıkçası.

 

Onun mesleği ne peki?

O çok yönlü bir insan. Amsterdam Konservatuvarı’ndan Caz-Şan lisansı var. Ayrıca Amsterdam’da Uluslararası İlişkiler okudu. Daha sonra Fransa’da Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yaptı. Şu anda Linz’de Kompozisyon okuyor. Aynı zamanda Sosyoloji doktorası yapıyor. Ben de takip edemiyorum artık. Şu anda her ne kadar doğum izninde olsa da, Avrupa Ulusal Gençlik Orkestraları Federasyonu’nda (European Federation of National Youth Orchestras) çalışıyor.

 

Ne zaman geldin Avusturya’ya? Daha sonra neler yaptın?

2014’te geldim buraya. Geldikten sonra Graz Sanat Üniversitesi’nde Kompozisyon alanında lisans sonrası bir yıllık bir programa kabul edildim ve onu tamamladım. 2015 yılında İTÜ MİAM’ın bir yarışması vardı, oradan ödül almıştım. Geçen sene o eser seslendirilince Bilkent Senfoni Orkestrası Müzik Direktörü Nusret İspir çok eseri beğendiğini ve birlikte bir şeyler yapmayı istediğini dile getirdi. Daha sonra Ufuk ve Bahar Dördüncü’yle tanışma fırsatım oldu ve onlar da benimle birlikte bir projede yer almaktan zevk duyacaklarını söylediler. Daha sonra Bahar beni arayarak Nusret Bey’in yeni bir konçerto sipariş etmek istediğini söyleyerek fikrimi sordu. Çeşitli sebeplerle bu proje gerçekleşmedi. Bundan bir süre sonra Nusret Bey beni arayarak 10 Kasım’da Atatürk anısına seslendirilmek üzere bir eser yazmamı istedi. Neyse ki bunu gerçekleştirdik.

 

Peki şimdi burada tam olarak ne yapıyorsun?

Bir süre önce Avusturya Federal Şansölyeliği’nden kompozisyon bursu kazandım. Bu, uzunca bir süre yalnızca kompozisyona odaklanmak adına önemli bir imkân. Kompozisyona ilk başladığım yıldan itibaren düzenli sipariş alan bir besteciyim fakat son zamanlarda müziğime gösterilen ilgi daha da artıyor. Şu an, beni 2020 yılı sonuna kadar meşgul edecek sayıda eser siparişimin olduğunu söyleyebilirim. Viyana’da bulunan ensemble XX. Jahrhundert isimli yeni müzik topluluğunda Sanat Yönetmeni Yardımcılığı görevini de yürütüyorum. Bunların yanında, yakın zamanda kompozisyon alanında bir sanatsal doktora programına kabul edilmek için başvurular yapacağım.
 


 

Geçmişte tonal müzik besteleyen modern müzik bestecilerine karşı ciddi bir önyargı vardı biliyorsun. Fakat günümüzün “açık” toplumları artık tonal müziği de modern müzik dairesinde değerlendiriyorlar sanırım. Senin gözlemlerin nasıl?


Kesinlikle öyle. Her şeyi belli bir tarihsel bağlam içerisinde ele almak gerekiyor. Mesela Darmstadt Ekolü’ndeki katı geleneklerin hep belirli sebepleri vardı. İkinci Dünya savaşı ve beraberinde gelen sosyal yıkımla sanatçılar da geçmişi reddetme yoluna gittiler. “Geçmiş bizi buraya getirdi, dolayısıyla bunu reddetmeliyiz” diye düşündüler. Ama bence artık bunların pek bir önemi yok. Şu anda ne yaptığınızdan ziyade nasıl yaptığınız daha önemli. Teknik olarak yeterliyse, ifadesi güçlüyse… Bir besteci iyi tonal müzik yazıyorsa, çağdaş müzik dünyasından da hiç kimsenin buna bir itirazı olamaz, olmamalı.


 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20