Konser-Opera

Antalya'da neler oluyor…

26.03.2019


Paylaş:

Yenilikçi ve titiz rejisör Yiğit Günsoy rejiyi yaparsa, Gülden Sayıl kostümleri giydirirse, Stradivarius sesli Nurdan Küçükekmekçi Cio-Cio-San olursa, sürpriz tenor Burak Pektaş iki gün kala Pinkerton’u üstlenirse, doyurucu ses tonuyla Suziki’yi Medine Tuganova canlandırırsa, Amerikan Konsolosu yakışıklı Serhat Konukman olursa, bana da bu renk skalasının keyfini sürmeye Bodrum’dan atlayıp Antalya ya gitmek düşer.
 

Tabi ki opera artık yalnızca ses ve fizik güzelliğiyle götürülen bir şey değil. Opera orkestrasının pırıl pırıl eşliği harika bir halı gibi tüm üst kattaki ekibi taşıdı. Tertemiz nefeslileri, sağlam yaylıları ve opera literatürüne hakim Alexandru Samuil’in titiz bageti bu muhteşem görsel eseri rahat rahat izlememizi sağladı.
 

Cio-Cio-San rolünde gerçek bir geyşa vardı. Kendi kimliğinden tamamen sıyrılmış, gencecik, incecik, zarif ve çok güzel bir Butterfly. Nurdan Küçükekmekçi oynamadı; o olmuştu. Çok iyi etüt edilmiş ayak ve el hareketleri, beden diliyle bütünleşen su gibi sesini dinlemeye, oyununu izlemeye doyamadık. Sanırım 9-10 defa seyrettiğim bu role en çok yakışan operacı şimdiye karar Küçükekmekçi’ydi. Sesinin tınısındaki tılsımla birlikte en zor sahnelerde bile kas hakimiyeti gerektiren, çocuğunu kucaklayarak müzikaliteden kopmadan söylemesi, o teferruatlı kostümlerle tüy gibi oturup kalkması zemininde çok iyi bir tekniği de sergiliyordu.
 

Aynası bir zarafeti, Suzuki rolündeki Medine Tuganova’nın bilge duruşu ve doyurucu sesinde de gördük. Cio-Cio-San ile saç örgüsü gibi aldıkları düetlerdeki güzel cümleleriyle de birleşince, operanın bir ensemble sanatı olduğu vurgusu daha da öne çıktı.
 

Hastalanan tenor Koray Damcıoğlu’nun yerine bir gün önceki provayla çıkan sözleşmeli sanatçı Burak Pektaş’ı tanımak yeni gelecek vaatleri veren bir enerji oldu içimize. Sanki 10. temsil Pinkerton’u oynuyormuşçasına rahat, kendine güvenli, sahne hakimiyeti tam, tatlı ve homojen bir renge sahip sesiyle tüm salonun coşkusunu kazandı. Yolu açık olsun. Tenorlarımızın kıymetini bilelim!


 

Yıllardır takdir ederek izlediğim Gülden Sayıl özellikle koro kadınlarına giydirdiği rengarenk kimonolarla bizi bir Japon masalının içine soktu. Özellikle ilk perde de Cio-Cio-San’a giydirdiği büyük kelebekli fantastik kimono hepimizi bir anda büyüledi. Hep arka dekor daha sade olsaydı diye düşündüm durdum, o vakit geyşa korosunun o rengarenk giysileri daha öne çıkacak, lüzumsuz bir göz kalabalığı olmayacaktı. Sahnenin sağındaki boyama krizantemlerle olan o üç panoya ne gerek vardı? Bunca görsel sade ve basit malzeme varken… Hele daha da arkada sitelerde olan plastik renkli çiçeklerle süslenmiş ahşap çardak? Zamanımızın sahne teknolojisi ışık ve daha basit malzemelerle yorucu teferruatları aza indiriyor. Pek âlâ böyle bir şey kullanılabilirdi diye düşündüm. Her şeyi seyirciye vermek yerine biraz da izleyicinin hayaline bırakmak gerekiyor bugün. Birinci perde hadi neyse, fakat ikinci perdenin üçüncü sahnesinde Japon evi iki-üç metre öne çekilseydi sesleri daha rahat duyardık. Tınılar evin içinde boğuluyordu. Zaten son sahnede önemli olan evdir, dansçılara zemin hazırlamak değil.


 

Titiz araştırmacı rejisörümüz Yiğit Günsoy, olayın ağır dramatik aksiyonunu hafifleterek adeta Kabuki / Noh Tiyatrosu geleneğini vurgularcasına dansçılarla acıyı epik hale getirmiş. Sanki Cio-Cio-San’ın ruhunu ve hayallerini temsil eden dört geyşa balerin eserin başından sonuna Butterfly’ı yalnız bırakmadılar. Tam harakiriye odaklanmışken tüm salonca, üzüntü “mış gibi” sunuldu. Ama gene de ağlamayı başardık!
 

Velhasıl, Puccini’ye Antalya Devlet Opera Balesi orkestrası ve korosuna, tüm sanatçılara, bu ekibi seçene, seçilenlere binlerce kez teşekkür ediyorum. Çok başarılıydınız.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20