Konser-Opera

Ankara'da Turandot, yine, yeniden….

27.03.2019


Paylaş:

Giacomo Puccini’nin en güzel operalarından biri, tamamlayamadığı son operası Turandot, Ankara Operası’nın repertuvarına girişinden (28 Mart 1959) bugüne kadar Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından birkaç kez sahneye taşınmış. Son olarak bu sezon, İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini tarafından sahneye konuldu. Esasen halen Ankara Operası'nda sahnelenmekte olan yapım, geçtiğimiz yıl, 25. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin açılış eseri olarak izleyicilerin karşısındaydı. 
 

Vincenzo G. Travaglini Ankara izleyicisinin yabancısı değil. Çok sayıda başyapıtın altında imzası bulunan Travaglini ülkemizde daha önce de AidaTurandotDon Carlo ve Otello operalarının yönetmeni olmuş. Travaglini’nin tarzı son derece klâsik. Gösterişli, görkemli, renkli bir bakış açısıyla yaklaşıyor tarihe dayalı yapıtlara. Turandot operasını Aspendos Tiyatrosu'nun büyük sahnesi için tasarladığından (aynı Aida için olduğu gibi), sahne üstünde kalabalık bir kadroyla çalışmış ve Ankara Operası’na da aynı kalabalık kadroyu yerleştirmeye çalışmış. Lâkin ne yazık ki Başkent’in yegâne opera temsil mekânı olan tarihi binanın dar ve de derin olmayan bir sahneye sahip olduğunu oraya giden, gitmeyen herkes biliyor. Bu nedenle özellikle eserin cereyan ettiği Çin İmparatoru Sarayı'nın önünde bir meydana açılan ilk perde ile, yine aynı yerde geçen final sahnesindeki kalabalık, gözü rahatsız edici boyutlardaydı. Farklı kılıklarda muhafızların geçişi, saray erkânının girişi çıkışı, ilk perdede (dansçı) cellat grubu ve benzeri, olmasa olmaz mıydı dedirten figüranlar sahneyi öylesine doldurmuşlardı ki, arada önem taşıyan karakterler (Uzak Doğu kültürüne öz maskeli figüranlar, saray erkânından zarif genç kızlar, bilmecelerin yanıtını bilen sekiz bilge adam, vb.) kayboluyordu. Rejisörün bunların bir kısmından vaz geçmesinin yapımın gösterişinden fazla bir şey kaybetmeyeceğini düşünmeden edemedik. Ama Travaglini’nin deneyimli bir yönetmen olduğu, tartışılmaz; başrolleri yönetim şekli, dört önemli ana karakter dışındaki figüran veya ikincil karakterleri yerleştirmesi; sarayda görevli üç vekilin (Ping, Pang, Pong) aslında bitmez gibi gelebilen dertleşme sahnesini ele alışı, usta elinden çıkmaydı. 
 

Dekorlar (Özgür Usta) o küçük sahnede olması gerektiği kadardı. Ancak gerek dekorlarda, gerekse kostümlerde (Savaş Camgöz) fazlasıyla desen ve renk kullanılmıştı. Her ne kadar çok eski dönemlerde Çin’de çok farklı desen ve çok renk kullanımının olduğunu bilsek de, burada bu aşırı parlak renk, desen fazlalığı biraz göz yormaktaydı. Saray nedimelerinin, sekiz bilge adamın, Liu’nun, koronun göreli sadeliğine karşılık, diğer bütün kadro fazlasıyla pırıltılı yansıdılar gözümüze. Yapımla ilgili tarihi araştırmayı bir Uzakdoğulu ( Racivaddhana Monipong Sisowath) yaptığına göre, kostümlerin olayın geçtiği dönemlere uygun olduğunu var sayıyoruz.
 

Işık tasarımı (Fuat Gök) iyiydi, genelde ışık tasarımı başarılıdır Ankara yapımlarında. Fuat Gök burada da dramı, ışıkla daha da akılda kalıcı hale getirmiş; Calaf’ın Turandot’un sorduğu 3 bilmeceye verdiği yanıtların içeriğiyle ilintili olarak sahneye yeşil, mavi ve en son kan sözcüğüyle, kırmızının egemen olması, güzeldi.


Fotoğraf, Ayşe Öktem
 

Turandot operasının 20 Mart tarihli ikinci temsilinde adını esere veren karakteri İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) kadrosundan soprano Perihan Diana Nayır Artan seslendirdi. Perihan Diana Nayır Artan’ı dinlemeden önce, kendisi için “doğuştan Turandot” denilseydi, inanmakta güçlük çekebilirdik, ancak dinleyince bu tanımlamanın ne kadar doğru olabileceğine ikna olduk. Bir kere Perihan Nayır Artan role müthiş hâkim, her anı ölçülü, seste bir an olsun, en ufak bir kayma, detonasyon hissedilmiyor. Ses çok güçlü, ama son derece kontrollü, hiçbir zorlama hissedilmemekte. Rolün ses genişliği Nayır Artan’a hiç sorun yaratmamakta. Operanın en kritik, en gergin bölümlerinden olan 2. perdede Turandot’un, intikamını almak istediği büyük büyük ninesi Prenses Lo-u-ling’in öyküsünü anlatırken, yer yer lirik, yer yer forte-piano olan ses tonunun anlattıklarına göre yükselmesi, birden hafiflemesi, sonra tekrar tizlere tırmanması ve bunların kulakları tırmalamadan, büyük bir doğallıkla yapılması, sopranonun sesine ve de partisyona ne kadar hâkim olduğunu göstermekteydi. Çok büyük opera sahnelerinde kendini kolaylıkla duyuracak bir hazneye sahip bir Turandot. Nayır Artan’ın oyunu da rahat: başlangıçta vakur, gaddar ama sonra aşkına yenilerek yumuşayan bir kadın. 



Fotoğraf, Ayşe Öktem


Karşısında eski Tatar Kralı Timur’un oğlu Calaf rolünde yine İDOB kadrosundan tenor Efe Kışlalı vardı. Calaf, Puccini operaları arasında en ağır tenor rollerinden biri olarak bilinir. Efe Kışlalı’nın da bu rolü defalarca söylediğini biliriz. Koyuca, müzikalitesi yüksek bir gırtlak sesine, büyük bir vokal volüme sahip olan Kışlalı’nın 1. Perdede kayda değer birkaç çıkışından sonra, 2. ve 3. Perdede çok başarılıydı. Herkesin beklediği 3. Perde aryası Nessun dorma'yı son derece rahat, müzikal bir şekilde ve Ti voglio ardente d’amor son cümlesindeki tiz do’yu tartışmaya yer vermeyecek güzellikte tamamladı. Turandot ile 2. Perde düetinde de başarılıydı.



Fotoğraf, Y. Emre Turan


Timur’un yanından ayrılmayan, Calaf’a âşık Liu Seda Aracı Ayazlı tarafından seslendirildi. Seda Aracı Ayazlı teknik olarak partisine son derece hâkim bir soprano, Puccini’nin Liu için bestelediği üç aryayı kusursuza yakın şekilde seslendirdi. Bununla birlikte bu rolde biraz daha fazla kırılganlık, hissiyat beklediğimizi söylemek yanlış olmaz. Görme engelli Tatar Kralı Timur’da Antalya DOB kadrosundan bas Şafak Güç akıllardan kolay silinmeyecek bir performansla karşımızdaydı. Yıllar önce Bartolo (Figaro’nun Düğünü) olarak ve en son Troya operasında (Agamemnon) izlemiş, adını kaydetmiştik. Renkli, yuvarlak hatlı, güçlü, müzikal, yüksek nitelikte bir sese sahip olan güçlü oyunuyla da dikkat çekti.


Fotoğraf, Y. Emre Turan

 

Saray mensuplarından, kimine göre bakan, kimine göre farklı mesleklerden olan üç ilginç kişilik, Ping (Tuncer Tercan), Pang (İ. Halil Turgut) ve Pong’u (Barış Yanç) Puccini ilginç bir partisyonla ödüllendirmiş. Parti, üçünün de aynı anda söylemesini gerektirdiğinden, güç. Dolayısıyla da senkronizasyonun kusursuz olması önemli. Bu bakımdan bu üçlü arasında ses nitelikleri bakımından bir dengesizlik var idiyse de, bütün olarak başarılı performanslarını vurgulamak gerekir.
 

İmparator Altum’un (Cem Akyüz) buyruğunu okuyan Mandarin’de Umut Kosman da gür bariton sesiyle akılda kaldı. Cem Akyüz İmparator Altum’u, Serkan Sarıkaya da Pers Prensini seslendirdiler. Armağan Davran’ın koreografisini yaptığı danslar güzeldi.
 

Gecenin bir yıldızı da koroydu. Turandot operasında koronun yeri çok önemlidir, bir şahsiyet gibidir, etkin rol oynar. Bu bakımdan, söz konusu temsil akşamı dinlediğimiz Giampaolo Vessella’nın çalıştırdığı koro, uzun zamandır Ankara Operası'nda özlemini duyduğumuz koroydu, son derece etkileyici, incelikli, birlikteliğin kusursuz olduğu bir performans sergiledi. Bir başka başarılı koro da, çocuk korosuydu: Hülya Kazan ile Öykücan Yavşan’ın çalıştırdığı küçük şancılar çok başarılıydılar.


Fotoğraf, Ayşe Öktem

 

Murat Cem Orhan’ın yönetimindeki ADOB Orkestrası, ilk akorlardan itibaren Uzakdoğu atmosferini çok iyi verdi. Orkestra çukurundan yer yer fazla güçlü sesler (forte) başrol karakterlerini bastırır gibi olduysa da, sonra toparlanıldı. Puccini’nin müzikteki dramatizmi iyi verildi. Murat Cem Orhan’ı yeni yeni tanımaya başlıyoruz ve beklentimiz yüksek. 
 

Bir başka beklenti de ADOB’un eski günlerindeki gibi, büyük opera yapımlarına geri dönmesi. Telif haklarının sorun yarattığını bilsek de, desteğini esirgemeyen Bakanlığın buna da çözüm getireceğine inanırız.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20