MAKALE

Melankolinin müziğe dönüştürülmüş hâli: Pelléas ve Mélisande

09.10.2019


Paylaş:

Pelléas ve Mélisande Claude Debussy’nin tek operasıdır. Daha önce, sipariş üzerine Rodrique ve Chimène adlı bir opera üzerinde gönülsüz olarak çalışmışsa da, orkestrasyonunu yapmadan bırakmıştır. Besteci zihninde yarım düzine lirik eser şekillendirmiş (Axël ve ünlü İngiliz şair ve öykü yazarı Edgar Allan Poe’nun eserinden esinlenen Usher Evinin Çöküşü gibi); bunlardan bazılarının müziklerini tasarlamış; bazılarını ise libretto aşamasından ileri götürememişti. Belçikalı yazar Maurice Maeterlinck’in ilk oyununa dayanan Prenses Maleine de bunlardan biriydi. Maeterlinck Debussy’yi nazikçe geri çevirmişti.

 

Heyecan veren karşılaşma
 

Olgunluk döneminde Debussy’ye operanın şiire dönüştürülmesi çok cazip gelmekteydi. Başta Bir Faunus’un Öğleden Sonrası şiirinin ilk versiyonuyla yazar Stéphane Mallarmé olmak üzere, sembolistler daha önce bunu tiyatro için denemişler, ancak başaramamışlardı. Sembolizm akımının önde gelen yazarlarından Maeterlinck’in Mayıs 1893’te Bouffes Parisiens tiyatrosunda sahnelenen dramı Pelléas ve Mélisande ile tanışması besteci için bir dönüm noktası olur. Piyesin büyülü havasından etkilenir ve daha önce reddedilmiş olmasına karşın, romancı ve şair Henri de Regnier’i araya koyarak, opera bestelemek üzere izin ister. Artık ünlenmiş bir müzisyen de olduğundan, Maeterlinck “Bay Debussy’ye her türlü izni veriyorum ve (…) yapmayı düşündükleri için kendisine teşekkür ediyorum” şeklinde olumlu cevap verir. Üç ay sonra yazarı ziyarete gittiğinde aralarında anlaşırlar; yazar, Debussy’nin yapmayı arzu ettiği kesintileri onayladığı gibi, kendi de bazı kesintiler yapar.
 

Debussy heyecanla operayı bestelemeye hemen koyulsa da, başyapıtını 10 yıl süreyle tamamlayamayacaktır. Yaptığı bin bir değişiklik onu ümitsizliğe iter. Eylül 1893’te besteci arkadaşı Ernest Chausson’a gönderdiği mektupta, dördüncü perdenin dördüncü sahnesini bitirdiğini bildirir. Ama hemen farkına varır ki yapmak istediği bu değildir. Besteci mektupta, aynı zamanda, sessizlik kavramını bir ifade unsuru olarak gördüğünü açıkladığından, önem taşır. Daha sonra sessizlik Deniz (La Mer) adlı eserinde ele alınacak ve Debussy’nin yolunu izleyenler için de etken bir ilke olacaktır. Dördüncü sahnenin ikinci versiyonu korunmuştur. Debussy’nin başlangıçtaki düşüncesiyle, yaptığı sayısız değişiklikten sonra vardığı nokta arasında ritim, vurgu, vokal deklamasyon bağlamında ortaya çıkan büyük farkı göstermektedir.
 

İlk temsilden sonra eleştirmen Robert de Flers’le yaptığı söyleşide Debussy’nin söyledikleri, düşüncesini yansıtması bakımından önemlidir: “Aksiyonun durmamasını, kesilmemesini, kesintisiz olmasını arzu ettim. Gereksiz müzik cümlesi kullanmamaya çalıştım. Bir eseri dinlediğinde izleyici belirgin iki tür duygu yaşamaya alışıktır: müzikal heyecan ve sahnedeki karakterin heyecanı; genelde bu ikisini ardı ardına hisseder. Ben bu iki hissin kaynaşmasını istedim. Melodisi lirik değil. Hayatın ve ruhsal durumların devinimini yansıtmaktan aciz… Müziğimin, karakterlerin çalkantılı duygu ve tutkularını teknik nedenlerle hızlandırması, ya da yavaşlatmasına hiçbir surette izin vermem.” Bestecinin ilkeleri çok nettir ama uygulamaya geçildiğinde ortaya nasıl bir sonuç çıkacağından o kadar emin değildir ki henüz tamamlanmamış bile olsa, operasının arkadaşlarının huzurunda prova edilmesine izin verir, hatta kendi provalar düzenler.
 

31 Mayıs 1894 tarihinde yapılan ilk provada besteci piyanonun başına geçmiş ve çeşme sahnesiyle, saç sahnesinin bir bölümünü hem çalmış hem söylemişti. Operanın büyük bölümü Ağustos 1895’te bitmiş ama orkestrasyonu henüz tamamlanmamıştı. Bilinen çok sayıda el yazmaları arasında en önemlisi şan ve piyano için olan komple partisyondur. Bu belge, başlangıç heyecanından sonra bestecinin resitatifler arasında boşlukları ortadan kaldırma endişesi içinde olduğunu gösterir. 1893 ile1895 arasında ortaya çıkan partisyon, 1902 yılında prömiyeri gerçekleştirilecek eserin partisyonuyla aynıdır. Sadece ara müziklerin (intermezzo) süresi dekor değişikliklerini kolaylaştırmak için uzatılmıştır. Orkestra partisyonu 1901 yılında eserin Opéra Comique tarafından kabulünden sonra yazılmıştır.

 

İlk temsile ulaşma çabaları; skandallar
 

Şiirsel olsun, müzikal olsun, operanın konsepti geleneksel lirik tiyatrolar için o kadar farklıydı ki sahnelenmesi olanaksız gibi görünüyordu. Pelléas ve Mélisande 1902 de nihayet sahnelenmeden önce dört sahneleme denemesi geçirmiş, hepsi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 1895 yılında büyük umutlarla gittiği Londra’da sahneleme yerine Pelléas’tan bir senfonik süit çıkartması istenmiş ama besteci bunu reddetmişti. Bu tür uyarlamalara şiddetle karşıydı.
 

Bir sonraki yıl besteci şansını Bürksel’de denemeye karar verir ve yapıtını Ysaӱe’ye gösterir. Ünlü kemancının operasının Théâtre de la Monnaie’de (Brüksel Operası) sahnelenmesinde etkili olabileceğini düşünmektedir. Partisyonu iki piyanoyla deşifre ederler, Ysaӱe çok etkilenir. Lakin aşırı titiz yapısı onu ciddi eleştiriler yapmaya iter. Debussy o kadar üzülür ki, Paris’e dönüşünde yapıtı yakmayı düşünür. Neyse ki onu caydırırlar ve besteci bir revizyon yapmaya koyulur.
 

André Messager’in adı, besteci olarak oldukça karanlıklarda kalmıştır. Pelléas ve Mélisande’nin yaratılma süreci ise onun adıyla anılır. Debussy eserinin nihai şeklini ona ithaf etmiştir. André Messager Opéra Comique’in başlıca orkestra şeflerinden biri olarak, operayı direktör Albert Carré’ye dinletir, olurunu alır. Provalar 1902’nin başında başlar. Debussy’nin sıkıntıları burada bitmeyecek; Maeterlinck’ten kaynaklanan sorunlarla boğuşacak; davalar, düello davetleriyle uğraşırken, bir de partisyonda kopyacının yaptığı hata nedeniyle, orkestrasyon üzerinde yeniden çalışmak zorunda kalacaktır.
 

Pelléas ve Mélisande’nin 30 Nisan 1902 tarihindeki ilk temsili Fransız opera tarihinde az görülen bir skandala sahne olur. Önceden koşullandırılan seyirciler daha yerlerine yerleşirken, eserle alay etmek üzere hazırlıklıdırlar. Melodisiz, alışık olmadıkları bir müzikten, ritim ve tonaliteden sıkılınca, Maeterlinck’in metninin de katkısıyla, en ufak bir olayı bahane ederek gülmeye, konuşmaya başlarlar. Buna karşılık salonda Debussy’yi desteklemeye gelen, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu 50 kadar kişi vardır. Karşılıklı sataşmalar öyle bir hâl alır ki, polis müdahale için gelir. Orkestra şefi Messanger, her şeye rağmen eseri yönetmeye devam eder. Debussy ise direktörün odasına kapanmıştır.

Debussy’nin hayatıyla ilgili kitabında Jean Barraqué, bestecinin büyük yara aldığını; bununla beraber bu olayı bestelemeye ara verecek kadar da önemsemediğini; nitekim “20. yüzyıl çocuklarının torunları tarafından anlaşılabilecek eserler yazıyorum”dediğini belirtiyor; başeserinden son derece emindir ve bu değerli yapıtın çağdaşlarınca anlaşılamayacağının da bilincindedir. O akşamdan sonra eleştirmenler de bölünür. Lalo, D’Indy, Dukas, Carraud, Marnold gibi besteciler hayranlıklarını dile getirirken, diğerlerinin yersiz, anlamsız alayları kâğıt üzerinde kalmıştır. Yedinci temsilin biletleri çıkar çıkmaz tükenmiştir. Ve Pelléas ve Mélisande 1970 yılına kadar Opéra Comique repertuvarında kalmış, 437 temsil gerçekleşmiştir.



 

Konu ve yapı
 

Pelléas ve Mélisande operasının analizini veya müzikal bir özetini yapmak kolay bir iş değil. Debussy’nin başyapıtı Maeterlinck’in oyununun müziksel olanıdır diyebiliriz. Debussy’nin Maeterlinck’in piyesinden bazı sahneleri kestiğini belirtmiştik. Bazı sahnelerde ise ayrıntılarda değişiklik yapmayı tercih etmiştir. Oyundaki gibi, hayali bir ülkede, gerçek olmayan kişiler arasında geçer; çoğu kez de hiçbir olayın geçmediği bir operadır. Aslında konu basittir.
 

Yaşlı Kral Arkel, hasta oğlu; iki torunu, Pelléas ve Golaud; anneleri Geneviève; annesi ölmüş olan Golaud’nun oğlu Yniold ile düşsel bir ülke olan Allemonde’da, belirsiz bir zamanda, destansı bir şatoda yaşamaktadır. Bir gün ava çıkan Golaud, ormanda kaybolur ve orada, kendi gibi kaybolmuş, çok uzun saçlı genç bir kızla karşılaşır: Mélisande. Kardeşi Pelléas’a yazdığı mektupta şöyle der: “Ne yaşını ne kim olduğunu ne de nereden geldiğini bilmiyorum ve sormak da istemiyorum, çünkü büyük bir korku yaşadığını görüyorum. Mélisande Golaud ile evlenecektir ama Golaud’un küçük kardeşi Pelléas’a âşık olur. Karşılıklıdır aşkı. İki gencin yakınlaşmaları bir kıskançlık dramının yaşanmasına neden olur. Bir gün Golaud iki âşığı birbirlerine sarılmış bulunca, sorgulamadan kardeşini öldürür. Mélisande bir bebek dünyaya getirir. Golaud vicdan azabından kıvranmakta, gerçeği bilmek istemektedir. Mélisande Golaud’u affettiğini söyledikten sonra, ölür. Golaud iki sevgilinin gerçek bir yasak aşk yaşayıp, yaşamadıklarını öğrenemez.
 

Günümüzde piyes veya operayı izlemeye gidecek olan bir izleyici belki de bu melankolik aşkı, önemli bir simge olan gerçek dışı hafiflikte uzun saçları, aşk uğruna kardeşin kardeşi öldürmesini ve daha birçok simgeyi, unsuru demode bulacak, şarkıdan çok konuşmanın yer aldığı bu operayı yadırgayacaktır. 
 

Lakin Debussy’nin yapıtını özel kılan, konusundan çok karakterlerinin özel olması, yapıtın geçtiği ortamın sıra dışılığı ve simgeleridir. Pelléas ve Mélisandeoperası sembolist yorumun en güzel örneklerindendir. “Sembolizm, imgeler aracılığıyla ruhu kutsal sezişlere yöneltmek, ruhsal hayallere dönüştürmektir” der C. M. Altar. Oyunda olduğu gibi, operada da simgeler ağırlıktadır. Başka hiçbir operayla kıyaslanamayacak yapıdadır; besteci ne bir arya ne bir düet, trio ne de bir aksiyon; alışılagelen hiçbir form kullanmamıştır. Lirik dram olarak tanımladığı, beş perde, 12 sahnelik eserinde Wagner’in müzikal akış tekniğini kullanmış, numara, arya, ansambllar koymamıştır. Sahneler enstrümantal ara müzikleriyle bağlanarak, birbirini izler. Wagner’in laytmotif tekniğinden de yararlanan besteci, bu tekniği olduğu gibi kullanmamış, genelde temalara dayanan bir yöntem uygulamıştır. Örnek vermek gerekirse, temaların bazıları kişileri betimler; kaçamak biçimde duyulmaları bile bağlı olduğu karakterin varlığını çağrıştırır veya bir ima yansıtır. Giriş ve ilk sahnede üç tema duyulur: birincisi ortamı, atmosferi tanımlarken, diğer ikisi kişileri tanımlar: Golaud tonalite ve ahenk bakımından anlaşılmaz, kapalı; Mélisande ise suya yansıyan imajı gibi, kaybolmaya hazır, akıcı. Bu üç tema bütün sahneye egemendir. Pelléas’ın teması ikinci sahnede, genç adamın girişiyle duyulur. Ama bu temalar mutlak surette aynı kalmazlar, karakterlerin ruhsal durumlarına ya da dramda yaşanan gelişmelere göre değişirler. Mélisande sönmeyen aşkın, Golaud kıskançlığın, Pelléas ruhsal arınmışlığın, Kral Arkel akıl ve bilgeliğin sembolleridir.
 

Debussy’nin müziğinde doğanın seslerinin müzikleştirilmiş hâlleri de önemlidir: bestecinin müziği, suyun kıyıya çarpışı, rüzgâr esintisinin sesi, Mélisande’nin saçlarının çıkardığı hışırtı ve ayrıca hüzün dolu hıçkırmalar, acının nefes olarak yansıması gibi belli belirsiz seslerle doludur. Debussy’nin kullandığı dramatik efektler de şaşırtıcıdır; örnekleri buraya aktarılamayacak kadar çoktur. Bir başka dikkat çekici nokta da prozodidir. Debussy için metnin anlaşılabilir olması çok önemliydi; dolayısıyla da melodilerin birbirinden fazlasıyla ayrılmamasına, rejisterlerde ani sıçramalar ve şiddetli dinamik zıtlıklar olmamasına önem vermiştir. Şancılardan metnin anlaşılabilirliğini kaybettirecek bir tessiturada söylemelerini istememiştir. Debussy’nin doğal, günlük konuşma diline olan merakı da bilinir. “Bu dramın karakterleri eskimiş geleneklere dayanan soyut bir dil kullanarak değil, doğal kişiler gibi söylemeye çalışıyorlar”diye yazmıştır. Sessizlik kavramı onun için çok önemlidir. Sözün anlatamadığını müziğin anlatacağına inanır. Müzik, sözün bir şeyi anlatmaktan aciz olduğu yerde başlar; bu bakımdan müzik, ifadesi mümkün olamayacak duygular için mevcuttur. Pellèas ve Mélisande operasında sessizlik çarpıcı biçimde kullanılmıştır.

Pelléas’ın armonik dili son derece esnektir. Modülasyonların çokluğuna rağmen, eser baştan sona tonal kalır. Ama akılda tutulabilecek ezgisi olmayan bir operadır. Besteci dramatik akışla adeta rekabet içinde olan rafine bir orkestrasyona sahip eserde, esasen küçük olan orkestranın ölçülü kalmasını istemiştir.

 

Yenilikçi bir eser
 

Sonuç itibariyle, Pelléas ve Mélisande dönemi için olduğu gibi, bugün için bile alışılmışın ötesinde bir teknikle yaratılmış bir lirik dramdır. Maeterlinck’in piyesinde karakterler duygularını tam anlamıyla ifade etmemekte, mecazi anlam taşıyan kısa ve de belirsiz cümlelerle konuşmaktadırlar. Debussy bunu akıcı, saydam bir müzik besteleyerek, daha da ileri götürmüştür. Bu nedenle Pelléas ve Mélisande opera repertuvarında çok özel, ayrı bir yere sahiptir ve başarısı da eşsizdir. Çok sayıda besteci onu taklit etmek istemiş, ama tam anlamıyla başarılı olamamışlardır.

 

Kayıtlar:

CD:Stilwell, von Stade, van Dam, Raimondi, Denize, Barbaux; Berlin Filarmoni/Karajan (Emi,1979)

Ollman, von Stade, Brocheler, Ghiaurov, Linos, Pace; La Scala Orkestrası/Abbado (OPD, 1986)

Haefliger, Schwarzkopf, Roux, Petri, Gayraus, Sciutti; RAI Senfoni Orkestrası/Karajan (Membran Music, 1954)

DVD:Gilfry, Rey, Volle, Polgár, Kallisch, Liebau; Bechtolf (reji), Zürich Opera Ork. / Welser-Möst (TDK, 2004)

Degout, Tsallagova, Texier, Selig, Otter, Mathevet; Wilson (reji) , Orch. Opéra de Paris /Jordan (Naïve,2012)

 

Kaynakça:

Altar, Cevad Memduh: Opera Tarihi, Cilt 3, (Pan Y., 2001)

Barraqué, Jean: Debussy (Ed. Du Seuil “Solfèges”, 1962) 

Chantavoine, Jean: 100 Opéras Célèbres (Ed. Le Bon Plaisir, 1948)

Fénélon, Philippe: Histoires d’Opéras (Opera Hikâyeleri) (Actes Sud, 2007)

 

 

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20