MAKALE

Rossini'ye mesafeli duranları bile hemen içine alıveren bir "komik opera' başyapıtı

27.11.2019


Paylaş:

Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından 30 Kasım, 4 ve 23 Aralık 2019 tarihlerinde sahnelenecek olan Sevil Berberi, Rossini'ye mesafeli duranları bile hemen içine alıveren bir “komik opera” başyapıtı.
 

Eserin doğuşu
 

Gioacchino Rossini (1792-1868) 22 - 30 yaşları arasında bir yandan ardı ardına operalar yaratırken, diğer yandan Napoli’deki Kraliyet Tiyatroları’nın müzik direktörlüğünü yapmaktaydı. Bununla beraber, başka şehirlerdeki tiyatrolar için de beste yapmasına ve bestelerini yönetmesine izin veriliyordu, zira o dönemde İtalya’da besteciler ünlü şarkıcılar için eserler üretmekle kalmayıp, ayrıca onları yönetmek zorundaydılar. 15’inci operası Elisabetta, Regina d’Inghilterra ile San Carlo (Napoli) operasına ilk adımını atmasından birkaç hafta sonra Rossini’nin karşısına Sevil Berberi’ni yaratma fırsatı ortaya çıkar. Torvaldo e Dorliska operasının prömiyeri için Roma’da bulunduğu sırada, Argentina Tiyatrosu ile bir komik opera bestesi üzerinde anlaşır. Fakat Ferretti’nin librettosu Tiyatro’nun yöneticisi Dük Cesarini’nin hoşuna gitmez ve Karnaval’a kadar operayı yetiştirme görevi Torvaldo’nun da libretisti Cesare Sterbini’ye verilir; Cesarini de Rossini’ye Giovanni Paisiello’nun (1740-1816) çok beğenilen ve Avrupa sahnelerinde sıklıkla seslendirilen Sevil Berberi operası için Petrosellini’nin (1) yazdığı librettoyu önerir. Rossini, ünlü Fransız yazar Beaumarchais’nin (1732- 1799) üçlemesinden (Sevil Berberi, Figaro’nun Düğünü ve Suçlu Ana) ilk kez 1775 yılında Paris’te sahnelenen Sevil Berberi veya Yararsız Önlem adlı, çeşitli ülkelerden 9 besteciye ilham kaynağı olan komedisi (2) üzerinde çalışmaya başlamadan, Paisiello’dan izin ister. Paisiello Elisabetta’nın olağanüstü başarısını kıskanmasına rağmen, operanın başarısız olacağına inandığından, izin verir. (3) (Beaumarchais’nin üçlemesinden Mozart’ın Figaro’nun Düğünü operası, konu olarak Sevil Berberi’ndeki olayları izlemesine karşın, Mozart tarafından Sevil Berberi’nden 30 yıl kadar önce bestelenmişti.)
 

Kontratın 17 Ocak 1816 da imzalanmasından sonra gerek librettist, gerek Rossini akıl almaz bir hızla eseri tamamlamışlardır. Rossini ilk perdeyi 6 Şubat’ta, ikinci perdeyi ise, kesin olarak bilinmemekle beraber, bu tarihten çok kısa süre sonra teslim etmiş olmalıdır ki, ilk temsil 20 Şubat 1816 da gerçekleştirilebilmiştir. Partisyonun tamamının 600 sayfa olduğu ve bir iki resitatif ve bazı ansambl parçaları ve partisyonda yer almayan Uvertür dışında, tamamının bestecinin el yazısı (halen Bologna Konservatuarı Kütüphanesi’nde saklanmaktadır) olduğu dikkate alındığında, Rossini’nin bir nota kopyacısı kadar hızlı çalıştığı ortadadır. (Bir söylentiye göre Rossini operayı 13 günde bestelemiş. Anlatıldığına göre, Donizetti’ye eserin on üç günde çıkmış olabileceğine inanıp inanmadığını sormuşlar. 19 yaşında, henüz hiçbir eser vermemiş ve biraz da kendini beğenmiş olan Donizetti’nin cevabı şöyle olmuş: “ Neden olmasın? O kadar tembeldir ki!" (4))
 

20 Şubat 1816’daki prömiyer çok büyük bir başarısızlıkla sonuçlanır. Bunda biraz Paisiello taraftarlarının payı, biraz eserin iyi icra edilememesinin etkisi, fakat en çok da izleyicinin operanın içerdiği çok sayıdaki yeniliğe henüz hazırlıklı olmamasının katkısı vardır. (5) (6) Ama ikinci temsilden itibaren ve onu izleyen temsillerde büyük başarı elde etmiş olan Sevil Berberi, 10 dile çevrilmiş, “opera buffa”nın tartışmasız en güzel örneklerinden biri olarak defalarca dünyanın çok sayıda şehrinde sahnelenmiş, Rossini “düşmanı” olarak bilinen Berlioz ve Schumann gibi bestecilerin bile takdirini kazanmıştır.



Yapılan Değişiklikler
 

Bununla birlikte, bu başarı operaya çok ağır bedeller de ödetmiş, zaman içinde istekleri artan seyircinin ve belcanto’dan uzaklaşan şancıların zevkine göre değişikliklere uğramıştır. Eleştirmen, müzikolog Fedele d’Amico’nun (1912-1990) “deformasyon” olarak gördüğü bazı değişikliklere biraz değinelim. Rossini operayı ilk kez seslendiren primadonna Righetti-Giorgi’nin alto olması nedeniyle Rosina rolünü, dönemin terminolojisine uygun olarak, bir “mezzokontralto” için bestelemişti. Sonraları ajilite sahibi mezzosopranoların azalmasıyla, Rosina, önce soprano, sonra da koloratur sopranolar tarafından seslendirilmeğe başlamış, bu da, bestenin orijinal hali dikkate alınmadan, partideki çok sayıda parçanın değiştirilmesini gerektirmiş (kavatinin mi’den fa majör’e uyarlanması gibi); şarkıcılara kendilerini gösterebilmeleri için ses sıçramaları, kadanslar yerleştirilmiştir.
 

Buna ilâveten 20.yüzyılın başlarına kadar uygulanan bir alışkanlık da, Almaviva’nın Bartolo’nun evinde Rosina’ya verdiği “müzik dersi” aryasının, şarkıcının arzu ve beğenisine göre, her hangi bir başka parçayla değiştirilmesi olmuştur. Librettoda Rosina’nın aryasını ad libitum ( arzuya göre) söyleyebileceği yazıldığından, koloratur sopranolar sadece bazı cümleleri değiştirmekle yetinmeyip, aryanın yerine tamamen farklı parçalar koymuşlardır. (7) Bartolo’nun partisinde ve karakterinde de değişiklikler yapılmıştır. Kasım 1816’da Bartolo’yu seslendiren bas, “A un dottor della mia sorte” aryasını güç bulunca, La Pergola Tiyatrosu müzik direktörü Romani aryayı, kendi bestelediği “Manca un foglio” parçasıyla değiştirmiş, 1940 yıllarına kadar bu arya söylenmişti. Bu değişiklik, rolü, ikinci plândaki sanatçıların seslendirmelerini sağlaması bakımından tercih konusu olmuşsa da, müziksel açıdan muhteşem bir inceliğe sahip bu karakterin önemini azaltmıştı. “Staccato”lar, “legato”ya dönüşmüş, komple müzik cümleleri ve melodi çizgisi değişikliğe uğratılmıştı. Orkestrasyonda da değişiklikler yapılmış, örneğin küçük flütler çıkartılarak yerlerine başka tahta üflemeliler konmuş; Almaviva’nın aryası “Se il mio nome…” ye eşlik eden gitarların yerini arp almış; parlak bir hava yaratmak hevesiyle Rossini’nin hiç öngörmediği çalgılar, timbal ve trombonlar eklenmiştir. Bunlara dönemin şarkıcılarının virtüoziteye, özellikle de komikliğe ağırlık vererek, işi soytarılığa dönüştürmelerini de eklemek gerek.
 

Uvertürün hikâyesi
 

Sevil Berberi operası Uvertürü’nün hikâyesi de ilginçtir. Rossini’nin Sevil Berberi için yazdığı Uvertür özyazılı partisyonda bulunmamaktadır. Çok önemli bir Rossini biyografisi (1927-29) kaleme alan müzikolog Giuseppe Radiciotti’ye göre besteci, önce ilk Almaviva olan Manuel Garcia’nın ısrarıyla (8) İspanyol temalarına dayanan ve bugün kayıp olan bir Uvertür bestelemiş. Philipp Gossett'e (9) göre ise bu varsayım doğru değildir. Alberto Zedda’ya (10) göre, Rossini’nin 1813’te bestelediği Aureliano in Palmira operasının uvertürünü Sevil Berberi’ne aktarmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bununla birlikte, bestecinin burada orkestrasyonda yaptığı birkaç değişiklikle, Elisabettaoperası uvertürünü kullanmış olduğu da bilinmekte. Aslında daha sonraları her yerde Sevil Berberi Uvertürü diye icra edilen de bu sürümdür. Aureliano operasının bulunmasından sonra, benzer yapıda iki uvertürün varlığı ortaya çıkmıştır. Zedda’ya göre, bu iki versiyondan Aureliano uvertürünün otantik versiyon olması ihtimali daha güçlüdür. 



Yeniden Doğuş
 

Uzun yıllar sahnelerden çok uzak kalmaları sayesinde değişikliğe uğramayan La Cenerentola ve Cezayir’de bir İtalyan Kızı operalarının 1920’li yıllarda ünlü şefler Vittorio Gui ve Tullio Serafin tarafından yönetilmesiyle, Rossini’nin “el değmemiş” zarafeti ortaya çıkmış, bu operalar Sevil Berberi’ne model oluşturmuştur. 1932 yılında Ricordi Yayınevi bestecinin el yazmasına uygun bir baskı yayınlamış, bazı şefler bu yayını kullanmaya başlamışlardır. Ancak, bugün kabul gören kritik baskı A.Zedda tarafından hazırlanmış ve 1969 yılında yayınlanmıştır. Operanın Rossini’nin düşünce ve ruhuna uygun biçimde sahnelenişi ilk kez 1965 yılında, Roma Operası’nda, Eduardo De Filippo’nun rejisiyle, Carlo Maria Giulini’nin yönetiminde gerçekleştirilmiştir. 1968 yılında Claudio Abbado’nun Salzburg Festivali’nde yönettiği temsil ise, eserin müziksel yorumu bakımından doruğa ulaştığı dönem olarak tarihe geçmiştir. 

 

Eserin özet konusu 
 

Sevil Berberi’nin libretisti Cesare Sterbini, Petrosellini’ye göre, daha serbest bir uyarlama yapmış, Beaumarchais’nin piyesini dört perdeden ikiye indirmiş, dönemin Napoli opera zevkine yaklaştırmıştır. Olay 17. yüzyıl İspanya’sında, Sevilla’da geçer. Kont Almaviva, Doktor Bartolo’nun himayesindeki Rosina’ya âşıktır. Bartolo ise Rosina ile evlenmeyi hayal etmektedir. Herkesin işine koşmakla övünen berber Figaro’ya sırrını açıklayan Kont Almaviva Figaro’ya para teklif eder ve desteğini alır. Bartolo’dan kurtulmak isteyen Rosina, her gün kendisine serenat yapan gençten yardım talep eder. Aslında bu genç Figaro tarafından Rosina’ya “Lindoro” adıyla tanıtılan Kont’tur. Rosina entrikacı, karaktersiz bir kişi olan Basilio adında bir müzik hocasından şan dersleri almaktadır. Rosina’nın davranışlarından şüphelenen Bartolo Basilio’ya Rosina ile bir an önce evlenmek istediğini açıklar. Basilio Rosina’ya âşık olduğunu bildiği Kont Almaviva’nın şehre geldiğini duymuştur; Bartolo’ya Kont’a iftira atmak suretiyle bir skandal yaratmasını önerir. Bunları duyan Figaro, Almaviva’nın Rosina’nın yanına girebilmesi için oyunlar düzenler: önce sarhoş bir asker olarak içeri giren Almaviva/Lindoro, çeşitli olaylardan sonra, sözde Basilio yerine müzik dersi vermek üzere yeniden konağa gelir. Figaro Bartolo’yu traş ederken, iki genç de kaçacaklardır. Bartolo yavaş yavaş şüphelenmeye başlar. Çeşitli komik olaylardan sonra, Figaro’nun da yardımıyla, Rosina ile Almaviva’nın nikâhı, tehdit ve şantajla, hem de entrikacı Basilio’nun şahitliğinde kıyılır. Olan bitenin farkına varan Bartolo Almaviva’yı tevkif ettirecekken, Kont’un Rosina’nın çeyizini ve servetini kendisine bırakacağına dair söz vermesiyle opera mutlu sonla biter. 
 

Birinci perdede, opera tarihinin en önemli aryalarından bir dizi ünlü sayfa birbirini izler. Rolü ilk seslendiren Garcia için bestelenmiş olan Kont’un kavatini, nefeslilerin parlak eşliğinde, muhteşem süslerle donatılmıştır. Figaro’nun hemen sonra gelen kavatini “Largo al factotum” ise gerek ritmindeki hız ve tınısındaki şiddet (burada orkestranın çok büyük bir ağırlığı vardır), gerek karmaşık yapısıyla (başlangıç ve bitişleri itibariyle hiçbir geleneksel şema izlemeyen 7 temaya dayanan bir yapıdır bu), opera tarihinde bir ilki gerçekleştirmiştir. Bu kavatiniyle Figaro, biraz tizlere kaçan bir “buffo nobile”, ya da “buffo cantante” özellikleri gösterir. Bununla beraber, zaman zaman, tekrarlanan notalara dayanan artikülâsyonları vardır ki, bunlar da çok hızlı tempoları nedeniyle virtüozite gerektir. Müthiş bir canlılığa sahip olan Figaro için operanın en önemli rolüne sahiptir demek, yanlış olmaz: berberdir, eczacıdır, simsardır, her işi yapandır (“factotum”). Sterbini’nin librettosundaki güzel buluşlar sayesinde Rossini parlak bir “ müzikli portre” çizmiştir.
 

Rossini Beaumarchais’nin karakterlerini, Rosina hariç, az çok oldukları gibi ve komik operalardaki karakterlere ait ses özelliklerini de muhafaza etmek suretiyle, operasına yansıtmıştır. Tek fark, alışılmışın dışında, kadın başrol karakterini, genç ve âşık Rosina’yı bir sopranoya değil, bir kontralto (Bununla birlikte, tessitura’sı biraz daha tizdir.) için düşünmüş olmasıdır. Rosina’nın ünlü kavatini “Una voce poco fà” genç kızın karakterini çizer; kararlı, girgin ve çekici. Rossini’nin Hayatı (11) adlı kitabında Stendhal Rosina’nın bu aryasında fazla öz güven ve çok az sevgi hissedildiğini vurgular. Gerçekten de, 18. yüzyılın gözü yaşlı, zavallı genç kızı geride kalmış, istediğini elde edebilecek güçte bir karakter ortaya çıkmıştır (“Lindoro mio sarà… Una vipera sarò”- (Lindoro benim olacak… bir yılan olacağım). Rosina’nın portresi çok sayıda vokal süslemelerin yer aldığı, Figaro ile düetiyle tamamlanır. 
 

Dönemin kurallarına göre karakterlerin birden fazla aryası yoktur. Oysa bu operada Bartolo’nun, müzik dersinden önce, Rossini’nin bir zamanların müziğiyle alay ettiği, 18. yüzyıl stilinde, birkaç mezürden oluşan bir arietta’sı da vardır. Ama önemli istisnayı Kont’un partisi oluşturur; Kont’un operanın başında iki serenadı vardır. Sonunda ise, şimdi icra edilmeyen, büyük virtüozluk gerektiren, üç zamanlı büyük bir aryası mevcuttu [ rolün yaratıcısı Manuel Garcia’nın teknik gücüne göre bestelenen “Cessà di più resistere”, zorluğu ve uzunluğu nedeniyle terk edilmişken, ünlü ABD’li tenor Rockwell Blake bu “rondo finale”yi önce Metropolitan’da, sonra da birçok sahnede seslendirmiştir]. Basilio’nun top sesiyle nihayetlenen muhteşem aryası (“La callunnia”) tam bir opera buffa örneğidir. Bartolo’nun birinci perde aryası “Signorina un altravolta” o kadar efsanevî değilse de daha güçtür. Aryanın ortasındaki “allegro vivace” bölümüyle birçok şarkıcının “ölüm fermanı” (P.Kaminski) olabileceği gibi, virtüozlar için, komik operanın zirvesini oluşturur.
 

Ansambl parçaları da partisyonda çok önemli yer tutar. Kısım kısım, çeşitli karakterleri tanımamıza yardımcı olurlar. Bazen de herkesi birden kapsarlar ve o zaman, temponun da tedricen hızlanmasıyla ansambl’in sonunda, bir patlama duyar gibi oluruz. Bunun güzel örneklerinden biri birinci perdede, Almaviva’nın serenadından sonra, müzisyenlerin bahşişi toplamak için yarattıkları kargaşa; en güçlü anlarından biri de muhteşem birinci perde finalidir. Beş parçadan oluşan bu bölümün sonunda, Almaviva’nın kimliğini askerlere bildirmesiyle yaratılan “şaşkınlık” tablosu “Andante” – “Freddo ed immobile/come una statua…” müziksel açıdan harikadır. Figaro dışında herkes (Rosina, Bartolo, Basilio, Berta, Kont) bu cümleyi tek tek söyler; Figaro ise, onlara hükmedercesine, donmuş kalmış bu kişilerle âdeta alay eder “Guarda Don Bartolo/Sembra una statua” . Birkaç mezür sonra beşinci ve son bölüm, “stretta”, gelir. Müzik ile sözler burada tam bir uyum içindedir; ton yükselir, yükselir, orkestra kreşendo ilerler, sahne çılgın bir hale gelir. Rossini burada, şimdiye kadar kimsenin düşünemediği yenilikler getirmiştir. 
 

Stendhal kitabında “Rossini’nin müziği hiçbir zaman sıkıcı değilse bile, insanı çabuk usandırır.” demektedir. Bu söylemin yerinde olup olmadığı elbette tartışmalıdır. Rossini’nin müziğinin en önemli özelliklerinden ve Mozart’tan en önemli farklılıklarından biri, karanlık duyguları insan ruhundan uzaklaştırmasıdır. “Rossini her zaman eğlendirir, Mozart asla.” diye devam etmiş. “Mozart ciddî ve çoğu kez hüzünlü bir metres gibidir; hüznü nedeniyle sevilir.” diye de eklemiş. Ne olursa olsun, süslemelerle dolu opera türü kaybolsa da, Sevil Berberihâlâ önemini korumaktadır. Bu, operanın müziksel zenginliğinden olduğu gibi, komik unsurlarının gücünden de ileri gelir. 

 

Sevil Berberi ülkemizde ilk kez 2 Nisan 1949 yılında, Ankara’da, Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi’nde, U.C.Erkin ve N.K.Akses’in çevirisiyle sergilenmiş; Renato Mordo’nun sahnelediği, Dr.Hans Hörner’in orkestrayı yönettiği eserde, Uğur B.Pars (Almaviva), Fikret Kuntay (Figaro), Atıfet Usmanbaş (Rosina), Hilmi Girginkoç (Basilio), Vedat Gürten (Bartolo) söylemişlerdir.

Sevil Berberi’nin çok sayıda kaydı mevcuttur. Burada sadece referans olarak anılan kayıtlardan seçki yapılmıştır.


Andante dergisinin Ocak 2011 tarihli 54. sayısında yayınlanmıştır.


CD 

  • Callas, Alva, Gobbi, Ollendorff, Zaccaria, Philh. Orch./ A.Galliera (EMI, 1957)

  • Berganza, Alva, Prey, Dara, Montarsolo, Londra SO/C. Abbado (DG, 1971)

  • Baltsa, Araiza, Allen, Trimarchi, Lloyd, Acad. Of St.Martin in the Fields/ N.Marriner (Philips, 1983)

DVD 

  • Berganza, Alva, Prey, Dara, Montarsolo, Londra SO/C. Abbado (DG, 1971)

  • Bayo, Florez, Spagnoli, Raimondi, Praticò, Madrid Teatro Real/G.Gelmetti (Decca, 2006)

  • DiDonato , Florez, Spagnoli, Furlanetto, Corbelli, Londra Covent Garden/A.Pappano (Virgin 2010)

 

 

 

1Giuseppe Petrosellini (1727-1797) libretto ve oyun yazarı, Cimarosa, Salieri, Paisiello, Mozart gibi bestecilerle çalışmıştır.
 

2Piyes Rossini’den sonra da 6 besteciye opera/singspiel/zarzuela için esin kaynağı olmuştur. 
 

3İlk temsilinde Rossini, Paisiello’ya olan saygısından, eserineAlmaviva ossia l’Inutile precauzione adını vermiş; opera bugünkü adını Paisiello’nun Ağustos 1816’daki ölümünden sonra almıştır. 
 

4G.Kobbé: The Complete Opera Book[Tout l’Opéra- R.Laffont(1980)]
 

5Örnek vermek gerekirse: tenor, sahneye girer girmez kavatinini söyler, sonra ilk “buffo” şarkıcının (Figaro) kavatini gelir; seyirci prima donna’nın kavatinini beklerken, tenor solosunu söyler, prima donna’nın ona cevap vermesi beklenirken, iki mezür sonra susar.
 

6Prömiyer gecesiyle ilgili olarak Castel-Blaz, G.Carpani gibi müzik kritikleri ve ilk Rosina olan Righetti-Giorgi tarafından anlatılan çok sayıda ve çok eğlenceli hikâyeler mevcuttur. 
 

7Yıllar içinde yapılan çok sayıda değişik yorum ve eklentileri burada sıralamak mümkün değil; ancak şancıların tercihlerinin ne kadar ileri gidebildiğini göstermek bakımından örnek vermek gerekirse: ünlü koloratur soprano A.Patti, bir defasında I Vespri Siciliani’den “Helene’in Bolero’sunu”, bir başka kez Auber’in Manon Lescaut’sundan “Kahkaha” aryasını seslendirmiştir. ( Kobbé) 
 

8Manuel Garcia (1775-1832): döneminin en ünlü ses virtüozlarından, aynı zamanda şef, besteci ve tiyatro kumpanyası sahibi, İspanyol tenor. Tenor olduğu kadar bariton partileri de başarıyla söylemesiyle de ünlü. Kızları Maria Felicia (Malibran) ve Pauline Garcia-Viardot da dönemlerinin en ünlü mezzo’larındadı.
 

9 Philipp Gossett : müzikbilimci, “Rossini Eserleri” ve “Verdi Eserleri” Genel Editörü. 
 

10 Alberto Zedda (1928) : Müzikbilimci ve orkestra şefi. Pesaro Rossini Festivali Müzik Direktörü ve Alman Rossini Cemiyeti Onursal Başkanı, Rossini konusunda otorite olarak tanınmaktadır.
 

11Marie-Henri Beyle Stendhal (1783-1842) : Vie de Rossini (Rossini’nin Hayatı), Folio,1992

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20