HABER

İstanbul'un yeni bir barok orkestrası var

06.12.2019


Paylaş:

Keman sanatçısı ve orkestra şefi Orhan Avcı’nın kurucusu olduğu Otto Barok topluluğunun 4 Aralık Çarşamba akşamı All Saints Moda Kilisesinde verdiği konsere katıldım. Topluluk konserde Orhan Avcı (keman), Bilge Surlu (keman), Öykü Koçoğlu (viyola), Bike Öner (viyolonsel), Aydın Balpınar (kontrbas) ve Mustafa Baysal’dan (blokflüt) oluşuyordu. Konserin solisti, Donizetti Ödüllü kontrtenor Kaan Buldular’dı. Topluluk, J.P. Rameau’nun Şakon, J.B. Lully’nin Pasakalya ve G.P. Telemann’ın Les Nations (Ülkeler) adlı eserlerini seslendirmenin yanı sıra A. Vivaldi’nin La Notte (Gece) adlı konçertosunda, aynı zamanda topluluğun üyesi olan Mustafa Baysal’ın blokflütüne eşlik etti. Konserin merakla beklenen anları elbette Kaan Buldular’ın solist olarak sahneye çıktığı anlardı. Buldular G.F. Handel’in çok sevilen Lascia ch’io pianga adlı aryasının yanı sıra Handel’in Rompo i lacci, Vivaldi’nin Sol da te, mio dolce amore ve son olarak Hasse’nin Generoso risuegliati, o core adlı aryalarını seslendirdi.
 
Otto Barok henüz 2019 yılı Nisan ayında kurulmuş çok yeni bir oluşum. Kurucusu Orhan Avcı keman alanında başladığı öğrenciliğini viyolonsel ve daha sonra şeflik eğitimleriyle de sürdürmüş. Otto Barok kısa süre önce All Saints Moda adındaki güzel akustiğe sahip şirin Protestan kilisesi binasında düzenli konserler vermeye başladı. İlk konsere ilgi büyük olunca 4 Aralık’ta bir konser daha yapmaya karar vermişler. Benim katıldığım bu konsere de ilgi hayli yoğundu, öyle ki kilisenin her köşesine ek sandalyeler yerleştirilmişti. Daha yeni kurulmuş bir barok müzik grubunun konserine ilgi neden bu kadar yüksekti dersiniz? Sanırım üç neden öne sürülebilir: Moda’da oturan kültür düzeyi yüksek kitlenin klasik müzik konserleri yönünden büyük bir açlık hissetmesi, Modalı olsun veya olmasın tüm İstanbulluların otantik yaklaşımla yorumlanmış barok dönem eserlerini sevmesi ama dinleme olanağı bulamaması ve tabii konsere solist olarak katılan Kaan Buldular faktörü.
 
Kaan Buldular’ın her icrasından sonra kopan yoğun alkış ve tezahürat fırtınasını görünce değerli kontrtenorumuzun kiliseyi dolduran kitle tarafından çok sevilip takdir edildiğini anlamamak mümkün değildi. Kaan da üstelik 4 Aralık akşamı hayli formundaydı. Hem teknik hem de duygu bakımından etkili icralar ortaya çıkardı. Repertuvarın en sevilen aryalarından biri olan Lascia ch’io pianga’da Kaan dramatizmin doruklarına tırmandı ve özellikle 'ciddi opera'nın (opera seria) taçsız kralı Hasse’nin tam bir virtüözlük gösterisi sayılabilecek ajiliteden yana zengin Generoso risuegliati, o core adlı aryasında ise parlak tekniğine hayran bıraktırdı. Bu güzel gecede Mustafa Baysal’ın blokflütünü dinlemek de hoş bir deneyimdi. Ülkemizde icracısı nerdeyse olmayan (Aklıma bir tek Alper Maral geliyor), ortalama Türk vatandaşının aklında maalesef ilkokul yıllarının zorunlu çalgısı olarak kalmış blokflüt aslında barok dönemin en temel üflemeli sazlarından biriydi.



Devlet Çoksesli Korosundan tenor sanatçı olarak emekli olduğunu öğrendiğimiz Baysal teknik bakımdan son derece güç pasajlarla dolu olan partilerini gayet akıcı biçimde seslendirdi (Bu arada konser notlarında blokflüt alanındaki eğitimi ve kariyerinden de bahsedilseydi daha iyi olurdu). Baysal’ı dinlerken şunu düşündüm: ilkokuldan bu yana en iyi bildiğimiz (ama kabul etmeli ki aynı zamanda pek çok öğrencinin de kâbusu haline gelmiş) bir çalgı olan blokflüte yönelik bu aşinalığımız sonucunda zaman içinde biz de belki Giovanni Antonini, Dorothee Oberlinger gibi blokflüt virtüözleri yetiştirebilirmişiz. Peki neden yapamamışız? Çünkü otantik sazlarla ve otantik icra anlayışıyla barok dönem müziği icra etme geleneği maalesef bu topraklarda kök salmadı. İstanbul Barok, İzmir Barok gibi önemli topluluklar eliyle bu akıma yönelik farkındalık yeşerdi yeşermesine ama kök salabilmesi için daha başka faktörlerin de devreye girmesi gerekiyordu. 
 
Böyle bir ortamda Otto Barok gibi tamamen şahsi çabalarla ve arka planda bir sponsor desteği olmadan yeşertilen bir oluşum, 4 Aralık akşamı bizzat şahit olduğum dinleyicinin yoğun ilgisi ve alkışını elbette hak ediyor. Orhan Avcı icra aralarındaki esprili anlatımlarıyla süslediği konserde kurucusu olduğu oda müziği topluluğuna hâkim bir lider profili çizdi. Sahneye çok yakın oturmamdan dolayı tek tek tüm sazların tertemiz sesler çıkardıklarına şahit oldum. Bir otantik çalgı topluluğunun olmazsa olmazları arasında yaylılara bağırsak tel takılması başta gelir halbuki bağırsak tel şimdilik sadece Orhan Avcı’nın kemanına takılı. Diğer yaylılara da takılabilmesi için fon gerekiyor. Böyle olduğunda daha türdeş ve daha ‘Barok’ bir ses elde edilmesi mümkün olabilecek zira bağırsak tel daha cılız, gevrek, yumuşak bir tını üretiyor ama buna mukabil çelik tel daha parlak, daha gür yani daha iddialı bir tını demek ama Barok müzikle çok da uyuşmayan nitelikler bunlar.


 
Çok yeni bir grup olduğunu söylediğim Otto Barok’un bir başka ciddi eksikliği var ki o da bir klavsene sahip olmayışları. İstanbul’da klavsen sahibi birkaç sanat kuruluşu var ama bunlar -haklı görülebilir bir sebepten dolayı- (çünkü klavsen kırılgan bir sazdır) çalgılarını gruba kiralamaya yanaşmıyor. Otto Barok’un eksiksiz bir Barok tınıya kavuşmak için aşması gereken en büyük sorunlardan biri tez zamanda bir klavsene sahip olmak. Belki de, sahibi olduğu Liszt Müzik Evi'nin elinden gruba yedi adet kaliteli nota sehpası armağan eden keman hocası Cemaleddin Göbelez gibi bir başka sponsor çıkar da gruba ihtiyaç duyduğu bu önemli sazı temin eder.

4 Aralık akşamı Moda All Saints Protestan Kilisesinde şahit olduğum enerji, umut, coşku bu güzel grubun daha da doyurucu icralar ortaya koyması için yapılacak her türlü yardımın karşılığını güzel işler yaparak misliyle ödeyeceğini söylüyor.

Serhan Bali

BENZER HABERLER

    1 YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20