HABER

Rossini'nin komik opera şaheseri Sevil Berberi Ankara'da

11.12.2019


Paylaş:

Opera repertuvarının sık sahnelenen eserleri sıralanacak olsa, Rossini’nin Sevil Berberi operasının ilk on arasına gireceğinden eminiz. Ülkemizde Devlet Operası sahnesinde ilk kez 2 Nisan 1949 günü, Ankara’da sahnelenen Rossini’nin 2 perdelik, bu çok sevilen komik operası (opera buffa) daha sonraları farklı illerimizdeki operalarda da sıklıkla seyirciyle buluştu. Müziksel olarak da, Rossini’nin teatral açıdan buluşları bakımından da, kanımca çok özel bir yere sahip olan bu yapıtı Ankara Opera ve Balesi uzun bir aradan sonra genç rejisörlerimizden Ayşe Dağıstanlı Parlar’ın rejisiyle sezon programına aldı.

Sevil Berberi’ni 4 Aralık akşamı ikinci kez izledik. Ayşe Dağıstanlı Parlar operayı klâsik bakış açısıyla ele almış. Diğer bir ifadeyle, şimdilerde alışıldığı üzere örneğin günümüze çekip, konunun geçtiği Sevil’den alıp, başka ülkelere taşımamış. Operanın komik (buffo) havasını iyi vermiş Parlar. Bestecinin komik operalarının başlıca müziksel ve oyun özelliği olan kıvraklığı korumuş; hareketli, neşeli bir yapım çıkmış ortaya. Hareketli dedik, daha bile hareketli olmayı rahatlıkla kaldırabilecek bir eser Sevil Berberi. Lâkin sahnenin mevcut şartları altında, olabildiğince hareket sağlamış.

Dekor (Gülden Sayıl) yalın sayılabilir, klâsik; Bartolo’nun evinin içi ve dışı 18 veya 19. yüzyıl, daha çok Fransız stilinde. Kostümler (Gülden Sayıl) de abartısız, iyi tasarlanmış, dönem kılıklarına uygun, sade. Burada dönem perukaları sayesinde önce sarışın, sonra esmer olarak karşımıza çıkan uçarı Rosina’nın kostümleri ise rengârenk, dikkat çekici; 18. Yüzyıl Fransa’sında olduğu gibi, iç kısma giyilen jüponla, etekler balon etek haline getirilmiş; aynı dönemin makyajıyla Rosina, rejisörün program kitapçığında da açıkladığı gibi, güzel bir “porselen bebeğe” dönüştürülmüş. Tüm dikkatleri onun üzerine yoğunlaştırmak için, herhalde. Işık tasarımı Fuat Gök’e ait. Pembe, eflâtun renkleri görünce, tasarımcıyı tahmin etmek güç değil.

İkinci temsil akşamı Figaro’yu Faik Mansuroğlu seslendirdi. Mansuroğlu büyük, yuvarlak hatlı, tatlı bir bariton sese sahip. Gerek sesi, gerek oyunuyla iyi bir Figaro çıkardı. Kavatini enerji ve keyif, neşe doluydu. Artikülasyon ve telâffuzuna biraz daha önem verirse, tarz olarak da uyum sağladığını düşündüğümüz Rossini’nin –şayet sahnelenirse- diğer operalarında da çok başarılı olacaktır. 


Faik Mansuroğlu ve sessiz roller


Rosina’yı seslendiren Aslı Kıyıcı da iyi bir oyuncu; düzgün bir entonasyonu var; şan olarak, yorumuna biraz daha ince ayrım katması beklenebilir.


Aslı Kıyıcı ve Faik Mansuroğlu

Üçüncü önemli karakter olan Kont Almaviva’yı İstanbul Operasından Ahmet Baykara seslendirdi. Ahmet Baykara Rosina’ya serenat yapmak için sahneye ilk girdiği andan itibaren insana, ‘işte bir Rossini tenoru’ dedirten bir sese sahip: ışıltılı, doğal, tizleri rahatlıkla yakalayan, hafif bir tenor ses (tenore leggero). Opera ilerledikçe ses ile birlikte kendi de rolüne daha ısındı. Başlangıçta karşımızda daha çekingen, suçlu gibi bir Almaviva vardı. Oysa o bir soyludur, kendinden daha emin olması beklenirdi. Ajilite ve İtalyanca telâffuza daha önem verdiği takdirde, başarılı bir bel canto sanatçısı olarak bu güzel repertuarda yerini sağlamlaştırabilir.


Ahmet Baykara

Rosina’nın vasisi ama aynı zamanda talibi olan Dottor Bartolo’da Umut Kosman vardı. Kosman da kocaman bir bariton ses. Huysuz, açgözlü Bartolo’yu çok başarılı biçimde seslendirdi. Rossini’nin insanın neler yapabildiğini ispat etmek istercesine bestelediği, zorlayıcı aryaları vardır; Bartolo’nun 1. Perdedeki, operanın zirve noktalarından sayılabilecek aryası (A un dottor della mia sorte) virtüozite gerektirir; Kosman aryanın ortasındaki çok hızlı bölümü, sözcükleri yutmadan; aynı aryanın diğer bölümlerini de legatolara dikkat ederek, nüanslarıyla seslendirdi. 


Umut Kosman


Bir diğer önemli karakter olan şan hocası Don Basilio’yu Özgür Savaş Gençtürk de başarıyla seslendirdi. Komik aryaların önde gelen örneklerinden, top sesiyle sona eren muhteşem aryasını (La Calunnia) derin bas sesiyle ve yerinde vurgularıyla güzel yorumladı. Bartolo’nun hizmetçisi Berta’da mezzosoprano Evren Gökoğlu operadaki tek aryasını düzgün seslendirdi; biraz daha vurguya, daha ifadeli bir yoruma gereksinimi vardı. Almaviva’nın uşağı Fiorello rolünde Mert Özdemir; Subay rolünde de Bahadır Noyan Coşgun kısa partilerini layıkıyla seslendirdiler. Özdemir oyununda da kendini gösterdi.


Özgür Savaş Gençtürk

Bel cantonun incelikli tekniklerine hâkim beş şancıyı bir araya getirmek kolay değil; ikinci temsil için şunu söylemek mümkün: bir bütün olarak bakıldığında gerek ses, gerek oyun, aynı zamanda Rossini’nin tarzına ayak uydurmak bakımından, çok uyumlu, beş şancıyı izlemiş olduk. Bununla birlikte bir nokta vardı ki, bütün şancıların üzerinde düşünmeleri gerektiğine inanıyoruz: resitatifler. Resitatiflerin üzerinde daha fazla durulması; kelimelerin ağırlığının yeterince ortaya çıkartılması, bir tiyatro oyunundaki gibi diksiyon ve söyleme daha fazla önem verilmesinin gerektiğini düşünürüz.  

Antonio Pirolli’nin yönetimindeki ADOB Orkestrası Uvertüre biraz ağır, hantal başladıysa da, sonraları Rossini’nin insanın içini kıpır kıpır harekete geçiren canlı müziğiyle buluştu ve sonuna kadar çok başarılı bir icra dinledik. Giampaolo Vessella’nın çalıştırdığı erkekler korosu da iyiydi.

Operada bir komik karakter daha vardır, Ambrogio, Bartolo’nun uşağı; konuşma rolü veya sessiz rol olarak yapıtın içinde Marcellina’nın karşıtıdır; miskin, sürekli aksıran, komik bir karakterdir. Rejisör bu karaktere önem vermemeyi tercih etmiş. Buna karşılık rejisör, yine sessiz rol olarak, önce Figaro’nun dükkânında; sonra, 2. Perdedeki şan dersi sırasında ve Marcellina’nın aryası sırasında beliren, oyunu destekleyen hareketleriyle anlamlı, çok hoş, beş genç karakter yerleştirmiş. Bu beş gencin adlarının program kitapçığının içindeki rol dağılımı sayfasında yer bulmasını arzu ederdik.

Konu program kitapçığından açılmışken, ADOB program kitapçıklarının ne yazık ki çok zayıf kaldığını görmekteyiz. Bazı ülkelerde olduğu gibi, kalın bir kitap beklemeyiz ama operanın konusu daha ayrıntılı hale getirilebilir; incelemeler eklenebilir; hatta libretto bile arka sayfalara sığdırılabilir. Fotoğraflar da sadece bir kast değil, diğer kastlardaki şancıları da kapsayacak şekilde düzenlenebilir.

Dileriz bu yeni yapım önümüzdeki aylarda da sıklıkla sergilenerek, gerek ses, gerek oyun, yapım bakımından tam olarak oturması sağlanır. Ama özetleyecek olursak, genel hatlarıyla başarılı olan Sevil Berberi’ni Ankara’lı opera severlere tavsiye ederiz.

Ayşe Öktem

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20