SÖYLEŞİ

Flütün yükselen ve üretken ismi: Aslıhan And

26.12.2019


Paylaş:

Eğitmenliğinin yanı sıra orkestra üyesi, solist ve Duo Anda üyesi olarak verdiği konserlerle üretken bir müzisyen olarak adından söz ettiren, Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın birinci flütçüsü Aslıhan And’ı okurlarımıza daha yakından tanıtmak istedik.

 

Lisans eğitiminizi İtalyan flütist Vieri Bottazzini’nin sınıfından mezun olarak tamamladıktan sonra Yüksek Lisans eğitiminizi Almanya’da Prof. Juergen Franz ile Hochschule für Musik und Theater Hamburg’da tamamladınız. Her iki ekol arasında nasıl farklar gördünüz ve bir akademisyen-yorumcu olarak bu iki ayrı tarz size nasıl yansıdı?

 

Evrensel standartlara sahip değerli hocalarla çalışmak başından beri en büyük şansım oldu. Vieri Bottazzini’nin uluslararası bir solist ve akademisyen olarak, teknik ve müzikal anlamdaki engin bilgisi, uzun yıllar verdiği tüm emekler flüt hayatıma yön vermiştir. Juergen Franz ise solist, oda müziği kariyerinin yanı sıra Almanya’nın önemli orkestralarında görev alan çok değerli bir orkestra sanatçısı kimliği ile bana çok yönlülüğün özgün bir müzikal dil yaratmadaki önemini göstermiştir. Bu iki flütist çağımızın en önemli flütistleri olan Maxence Larrieu ve Sir James Galway gibi aynı hocalarla çalışmışlardır. Ayrıca uzun yıllar öğrencisi olma fırsatına eriştiğim, bana bugünkü vizyonumu kazanmamda ve iyi bir müzisyen olma yolunda en büyük yol göstericilerimden Sir James Galway, başlı başına bir ekol olan değerli Fransız flütist ve öğretmen Marcel Moyse’un öğrencisidir. Tüm bu ortak noktaları göz önünde bulundurarak benim hedeflediğim ise, öğrendiğim bu değerli bilgilerle bana ait renkleri birleştirip kendi sentezimi oluşturmak oldu.

 

Bugün dünyada klasik müzik ekol anlayışı çok ilerlemiş durumda. Bazı teknik ve müzikal değerler ekollerin çok ötesinde. Günümüzde birçok değerli flütistin eğitim gördüğü Paris Konservatuvarı Fransız flüt ekolunun kalesi ise, Almanya’nın birçok orkestrasında bu konservatuvardan mezun flütistleri görebiliyoruz. Fransa’nın orkestralarında ise Portekizli, Güney Amerikalı flütistler görev almakta. Eskiden sanatçıların meslektaşlarını dinlemeleri, bilgilerini paylaşmaları kolay değildi. Ama günümüzde, bilginin kolaylıkla paylaşılabildiği bir zamanda bilgi artık gizli değil. Bu nedenlerle artık ekol farklılıkları eskisi gibi keskin sınırlarla ayrılmıyor.

 

Bilindiği kadarıyla sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Ailenizde bir sanatçının olması sizi kariyer yolculuğunuzda nasıl etkiledi?

 

Ailemin geniş bakış açısının bana bir derinlik kazandırdığı düşüncesindeyim. Sanata bakış açımın şekillenmesinde, aydın fikirli sanatçı bir babaya ve sonsuz desteği ile emeği olan bir anneye sahip olmanın avantajını hep yaşadım. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın kurucusu Muhsin Ertuğrul tarafından göreve kabul edilen babam Emin And, 46 yıldır İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçısıdır. Küçüklüğüm tiyatro ile iç içe ve duayen sanatçıların yanında onları gözlemleyerek geçti. Bugün, bu değerli büyüklerimin karşısında sahneye çıkmak ve müziğimi paylaşmak benim için çok büyük bir onur. İlk defa bir tiyatro oyununda yakından duyduğum flüt sesi ise o zamanlar ilk öğretmenim olacağını bilmeden dinlediğim değerli hocam Özlem Noyan’a aitti.

 

Dünyanın en önemli flütistlerinden sayılan Sir James Galway’in 2012 yılında İsviçre’de düzenlenen Uluslararası Flüt Festivali’nde Rising Star (Yükselen Yıldız) seçilerek festival kapsamında İsviçre ve Almanya’da birçok solo konser verdiniz. Festival’deki başarılarınızdan dolayı Sir James Galway tarafından altın flüt ağızlığı ile ödüllendirildiniz. O dönemin sizin kariyerinizde neleri değiştirdiğini anlatabilir misiniz?

 

Öğrencilik hayatımda beni ileriye taşıyan altın ağızlık ödülünü aldığımda Türkiye’deki eğitimimi henüz tamamlamıştım. Ardından gelen Almanya’daki lisansüstü eğitimim sürecinde Hamburg Elbphilarmonie’nin genç yeteneklere ayırdığı konser serisine tek nefesli çalgı olarak seçildim. ‘Yeni bir konser konsepti’ tasarlayıp Almanya genelinde yapılan yarışmayı kazanarak çeşitli konserler verme şansına eriştim. Bu süreç içerisinde NDR Elbphilharmonie Orkestrası’nda misafir sanatçı olarak yer aldım. Daha sonra ise Sir James Galway Uluslararası Flüt Festivali’nin 2012 yılının Rising Star (Yükselen Yıldız) ödülünü kazandım.

 

Mezuniyetimin ardından M.S.G.S.Ü. İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda eğitimci olmam ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde solo flütist olarak görev almam ise bana, her zaman devam edecek olan öğrenme yolculuğumda bu zamana kadar biriktirdiklerimi deneyimleme şansını verdi. 

 

Yıllarca öğrenci olarak katıldığım ve geçtiğimiz yıllarda misafir sanatçı olarak konser vermek üzere davet edildiğim Sir James Galway Uluslararası Flüt Festivali’nde Orkestra repertuvarı ve flüt tekniği adı altında ayrı yıllarda iki atölye çalışması düzenledim. Bununla birlikte, Denis Bouriakov (Los Angeles Philharmonic Orchestra), Kersten McCall (Royal Concertgebouw Orchestra Amsterdam), Lorna McGhee (Pittsburgh Symphony Orchestra) gibi dünyanın önde gelen orkestralarının solo flütçüleri ile aynı festival kapsamında konserler vermek ise benim için büyük bir onurdu.

 

Sir James Galway ile çalışmak çocukluğumun en büyük hayallerinden biriydi. Öğrencisi olma şansını kazandığımda sonraki yıllarda yol göstericim, mentorum olacağını bilmiyordum. Değerli eşi Lady Jeanne Galway ile bana olan inançları ve destekleri her zaman güç verdi. Ayrıca, benimle sadece flüt hakkında değerli bilgilerini paylaşmakla kalmayıp, iyi bir müzisyen olma yolunda bilgi ve ilgilerini hiç esirgemediler. Teşekkürümü ve minnetimi hayatım boyunca onların öğretilerini paylaşarak devam ettireceğim.

 

Bu büyük başarınızın yanı sıra ulusal ve uluslararası yarışmalarda aldığınız dereceler de kariyerinizde önemli paya sahip. Yarışmalar size ne kazandırdı? Öğrencilerinize yarışmalarla ilgili neler önerirsiniz?

 

Yarışmalar klasik müzik eğitiminin bir parçası. Eğitimin bir parçası olarak elbette destekliyorum. Ancak yarışmaları tabulaştırmadan kibar bir şekilde normalleştirmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Kısa sürede repertuvar toparlamak, farklı jüriler ve farklı fikirler görmek kişiyi çok daha esnek kılıyor. Özellikle küçük yaştaki öğrencilerin yarışmalarından doğru çıkarımlar yapılması ve bu çıkarımlarla öğrencinin isteğini pozitif bir algıda tutmak hem eğitmen hem de öğrenci için büyük kazanım. Ancak böyle olduğu zaman yarışma bir amaç değil bir araç olabiliyor. Ben de öğrencilerimi yarışmalara hazırlarken bunları göz önünde bulunduruyorum.

 

Avrupa’nın birçok ülkesinde ve yurtiçinde solist sanatçı olarak konser verdiniz. Halen İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde solo flüt, Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda Flüt Grup Şefi ve MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda akademisyen olarak görev yapıyorsunuz. Bu kimlikler birbirlerini nasıl besliyor ve aralarında nasıl bir ilişki ve/veya farklılıklar var?

 

Orkestracılığın içinde aktif ve canlı kalmak, yeni donanımlara sahip olmayı ve kendini sürekli yenilemeyi beraberinde getiriyor. Bilgiyi taze kılan bu aktif hayatın verimi, öğrenci yetiştirerek ve öğrencileri bu pozisyonlara taşımaya çalışarak daha da anlam kazanıyor. Geçtiğimiz on yıllardaki solistik yaşantıyı bugünün şartlarında yaşamak pek mümkün değil. Bunun yanı sıra artık günümüzün çoğu başarılı flütisti dünyanın en iyi orkestralarının solo flütistleri. Sahneye icracılar yetiştirirken sahneden örnek olabilmek, mesleğimizin yaşayan bir iş olduğunu göstermek ve orkestra ve oda müziği deneyimleri ile dolu bir hayata hazırlamak çok önemli. Öğrencilerimle beraber oda müziği konserleri vermek ise bana öğrencilerin heyecanlarını nasıl kontrol etmeleri gerektiğini ve sahnede karşılaştığı zorluklarla anlık olarak nasıl baş etmeleri gerektiğini paylaşma fırsatı veriyor.

 

Orkestra deneyimlerinizin yanı sıra MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı’nın akademisyenlerinden oluşan Diskant Çağdaş Müzik Topluluğu’nun flütistisiniz. Topluluğun bir üyesi olarak çağdaş müziğe yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

 

Müzik dinleyicisi konser salonlarında hep geçmişten seçilmiş bestecilerden oluşan bir repertuvarla karşılaşıyor. Kültür endüstrisinin ve sanat piyasalarının daha çok dinleyiciye seslenmek, daha çok bilet satmak, sanatçıların da daha çok tanınmak ve alkış almak gibi bir kaygıları var. Bu kaygılar doğal olarak daha çok alışıldık müziklerin çalınması sonucunu doğuruyor. Halbuki günümüzde bu yaşadığımız dünyayı betimleyen, seslerle yansıtan, hepimizin yaşadığı sevinçleri, üzüntüleri, kaygıları, umutları kendi özgün ses dünyasıyla aktaran çok iyi çağdaş besteciler var. Biz de Diskant olarak çağdaş dünya müziğinin önemli yapıtlarını repertuvarımıza almayı hedefliyor, müzik dinleyicilerinin, yorumcuların ve bestecilerin müziğin yeni teknikleriyle ve estetik yönelimleriyle tanışmalarını amaçlıyor, konservatuvardaki öğrencilerimizin de yeni müziğe ilgilerini, bilgilerini arttırmak için atölye çalışmaları düzenliyoruz.

 

Solist ve akademisyen kimliğinizin yanı sıra, sizin gibi akademisyen olan Ayça Aytuğ ile Duo Anda flüt piyano düosunu oluşturdunuz. Konser repertuvarlarını nasıl seçiyorsunuz ve önümüzdeki dönemler için planlarınız nelerdir?

 

12 yılı aşkın çalışmalarımızı, geçtiğimiz dört yıldır Duo Anda ismi ile birleştirdik. İsviçre ve Almanya’da verdiğimiz resitallerdeki deneyimlerimiz bize yeni konser fırsatları yarattı. Önümüzdeki yıl Amerika’nın çeşitli konser salonlarında ve Çin’de düzenlenecek 10. Shengqi He Uluslararası Flüt Festivali’nde gerçekleşecek konserlerimizde standart flüt ve piyano repertuvarının yanı sıra, Özkan Manav, Ahmet Altınel gibi değerli hocalarımızın Duo Anda için besteledikleri eserler de yer alacak. Flüt ailesinin üyeleri alto flüt ve piccolo tınıları, bu enstrümanlar için yeniden düzenlenen eserlerle repertuvarımızı renklendiriyor. Flüt ve piyanonun uyumunu hem standart repertuvarın hem de yeni müziğin yelpazesinde tüm renkleri ile sunmak bize keyif veriyor.

 

Tüm bu yolculuğunuz boyunca sizi motive eden nedir?

 

Ülkemi yurtdışında en iyi şekilde temsil etme isteğim, sonsuz bir öğrenme süreci olan eğitmenlikte her gün daha verimli olma çabam, tüm konserlerim, yeni projelerim için duyduğum heyecanım beni daha üretken, çalışkan ve faydalı olmak için motive ediyor.

Berna Başaran

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20