ELEŞTİRİ

Operanın "mabedinde" rüya gibi bir akşam

04.03.2020


Paylaş:

 “Opera sanatının mabedi neresidir?” sorusunu duyan hemen herkesin aklına ilk olarak Milano’daki ünlü La Scala gelecektir diye düşünüyorum. Operayla ilk tanıştığım çocuk yaşlarımda, evde internete erişimimiz yokken, ansiklopedi sayfalarında gördüğüm fotoğraflarına takıntılı bir şekilde saatlerce baktığım bu “kutsal” mekâna bir gün gerçekten gidebileceğimi ve klasik bir reji anlayışıyla sahnelenen büyük bir yapım izleyebileceğimi o yıllarda hayal bile edemezdim elbette!
 
Nitekim 16 Şubat’ta, geçmişte hayal bile edemeyeceğim bu akşamı yaşadım. Amerikalı rejisör Bartlett Sher’in daha evvel New York Metropolitan Operası’nda sahnelenen Romeo ve Jülyet yapımı bir süredir La Scala’da sahneleniyordu. Ve öyle sanıyorum ki ben bu sezondaki son temsiline şahitlik etme fırsatı yakaladım bu pek çok açıdan kulaklarımı, zihnimi ve kalbimi fetheden yapımın…
 
Temsilin detaylarına gelmeden önce, buradan Andante’nin çok uzun sayılmayacak bir süredir Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı koltuğunda oturan, görece genç bir klasik müzik ve opera aşığı; iletişimci, gazeteci veya editör, ne derseniz, o kişi olarak İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) ile Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) yöneticilerine ve tüm emekçilerine teşekkür edeceğim. Neden mi? Opera sanatının dünyadaki en önde gelen platformunda o akşam izlediğimiz temsilin en tatmin edici unsurlarından genç İtalyan orkestra şefi Lorenzo Viotti ile Jülyet rolünde izlediğimiz meşhur Alman soprano Diana Damrau’yu, bizlere ülkemiz sınırlarının dışına hiç çıkmadan görme, izleme ve müzikal evrenlerine tanıklık etme olanağı sağladıkları için…
 
Sher’in yapımı; dekor ve kostümler oldukça klasik unsurlar taşıyordu. Başlarda biraz karanlık bulsam ve zamanla “Kimi görece eğlenceli sahnelerde ışık yardımıyla daha ‘canlı’ bir görüntü elde edilemez miydi?” diye düşünsem de zamanla buna alıştığımı ve böyle devasa bir sahnede, güzel bir dekor uygulamasıyla nasıl görkemli bir yapım sahnelenebileceğine şahit olduğum için kendimi şanslı hissettiğimi belirtmeliyim. Rejiyle ilgili değinme gereği hissettiğim bir diğer nokta ise perde kapanmadan ve asla izleyenin gözüne batmadan, konunun bir parçasıymış gibi gerçekleştirilen sahne geçişlerinin mükemmelliği…
 
Andante’nin Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali, 11 Ocak 2018’de BİFO’yu yönettiği konserde tanıma fırsatı yakaladığımız genç İtalyan şef Lorenzo Viotti’nin gelecekte çok çok iyi yerlerde olacağına dair öngörüsünü benimle paylaşmıştı. Viotti’nin bugün La Scala Orkestrası’nı yönetiyor olması, Serhan Bey’in öngörülerinde çok da yanılmadığını gösteriyor. Ancak eserin kimi yerlerinde, özellikle Jülyet’in ilk perdedeki meşhur aryası “Je veux vivre” esnasında Viotti’nin tempo seçimlerinin biraz aklımızı kurcaladığını söyleyebilirim.
 
Bundan 17 yıl evvel Londra’daki Kraliyet Operası’nda sergilediği Gece Kraliçesi performansıyla operayı az veya çok seven hemen herkesin zihnine kazınan Diana Damrau’nun bugün sesi doğal olarak eskisi kadar esnek, tizleri eskisi kadar rahat değil. Bu bir eleştiri değil; Damrau bugüne değin çok güzel bir kariyer yaptı ve hâlen pırıl pırıl bir sesi, çok müzikal bir yorum anlayışı var. Yine de ilk perdedeki aryasını söylerken çok temkinli davrandığını söylemeliyim.
 
Vittorio Grigolo elbette uzun zamandır bildiğim bir sesti ancak hiçbir zaman büyük hayranlık beslememiştim, en azından 16 Şubat akşamına kadar… Temsil boyunca sürekli kendime “Neden bugüne kadar Grigolo’ya hak ettiği ilgiyi göstermemişim?” diye sordum doğrusu. Sesi her perdede müthiş duyuluyor, tonu asla aksamıyor; piyanoları, piyanissimoları muhteşem; ses “cam” gibi âdeta!
 
Papaz Laurent rolünde Damrau’nun kocası, Fransız bas Nicolas Testé’yi izledik. Testé’nin derin, sert bir bas sesi var, enterpretasyonu da hayal kırıklığına uğratır cinsten değil… Ancak statik oyunculuk anlayışı nedeniyle kimi zaman sahneden kopup “Acaba Damrau’nun kocası olmasa bugün burada söyleyebilir miydi?” diye düşündürmedi değil.
 
Eh, La Diva Turca’mız Leyla Gencer’in de dediği gibi: “Scala’da sahneye çıkmak için çok, çok iyi olmak lazım.” Romeo ve Jülyet’te irili-ufaklı oldukça fazla sayıda rol var. Burada hepsi için “iyiydi, güzeldi” diye tekrar tekrar aynı şeyi yazmaktansa, tek akşamlık bu deneyimim neticesinde Gencer’e katıldığımı belirtmeliyim.

Fotoğraf: Ken Howard

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20