CD-DVD

En iyi Simon Boccanegra kayıtlarından biri

06.04.2020


Paylaş:

Verdi’nin Simon Boccanegra’sı ilk kez 12 Mart 1857 tarihinde Vendik’teki La Fenice Tiyatrosu’nda temsil edildi ve tıpkı La Traviata gibi son derece büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat La Traviata’nın tersine, ileriki yıllarda bile halkın kalbine girmeyi başaramadı. Verdi bu eserine karşı farklı bir bağlılık duymuştu ve Arrigo Boito’nun da yardımlarıyla operayı 1881 yılında La Scala için yeniledi. Orkestrasyon büyük ölçüde yeniden yazıldı. Paive’nin librettosu baştan sona elden geçti, karmaşa ve belirsizlikleri ortadan kaldırmak için yeni sahneler eklendi. Fakat eser bu hâliyle bile sadece uzman kişiler tarafından tutkuyla sevildi. Bunun nedenlerinden bazıları konunun çok karanlık olması ve kişilerin ve olayların ancak libretto dikkatli bir şekilde incelenince anlaşılabilir olmasıdır. 1950’li yıllarda Tito Gobbi’nin efsanevi karakterizasyonu ve 1970’li yıllarda şef Claudio Abbado’nun bu operaya olan inancı eserin günümüze kadar ulaşmasında büyük bir etken oldu.

 

Delos firması tarafından kayda alınan Simon Boccanegra çok genç yaşta hayata veda eden Rus bariton Dmitri Hvorostovsky’i kariyerinin ve sanatının doruğundayken dinleme fırsatı veriyor. Hem yorum hem de vokal olarak harika bir performans sergiliyor sanatçı. Ses rengi tıpkı ay gibi, gizemli ve asil; kendi içinde bir parıltısı, bir ışıltısı var tıpkı gümüş gibi. Bu ses rengi prologda bir savaşçıya, bir korsana, daha sonraki üç perdede ise 25 yıl daha yaşlanmış Cenova Cumhuriyeti yöneticisine mükemmel uyum sağlamış. Nefes kontrolü her zamanki gibi şaşırtıcı. Birçok yerde üç cümleyi tek nefeste söylüyor. Özellikle Fiesco ve Amelia ile olan düetlerinde ve eserin finalinde müzikalitesi ve müzikal nüansları gerçekten etkileyici. Baba-kız arasındaki bölümlerde yumuşak, sevecen, neredeyse naif ifade, konsül sahnesindeki otoriter, hatta Paolo ile olan yüzleşme sahnesinde adeta korkutucu olan ifade ile taban tabana zıt. Rolün çok yönlü oluşunu mükemmel irdeleyip sesine ve ifadesine uygulamış. Çok ender, ifade gereği tiz tonlara gereğinden fazla yüklenince vibrasyon aralığı dengesizleşiyor fakat karaktere öyle güzel bürünüyor ve belirli bir ifade için böyle yaptığına ikna ediyor ki bu durum herhangi bir rahatsızlık vermiyor.

 

Günümüz sahnelerinin önemli baslarından Ildar Abdrazakov müthiş imkânlı sesiyle Fiesco rolünün ne kadar önemli olduğunu bir anda dinleyiciye hatırlatıyor. Etkileyici sesi ve volümü, Verdi’nin notasyonlarını sadık bir şekilde uygulaması, doğru müzikalitesi dinleyiciyi bir anda etkisi altına alıyor. Özellikle Simon ile olan iki düetinde Hvorostovsky ile birbirlerini sürekli yükselterek kayıtlardaki en etkileyici iş birlikteliklerinden birini oluşturuyorlar. Sadece en pes notalar, örneğin “Il lacerato spirito”daki Fa Diyez, biraz daha volüm istiyor.

 

Şu anda çok büyük ve önemli kariyerine devam etmekte olan Stefano Secco, bu kayıt için çok doğru ve güzel bir seçim. Pırıl pırıl sesiyle, son derece müzikal söyleyişiyle şekillendirdiği frazlarıyla, genç, tutkulu ve gözü pek erkeği harika bir şekilde ortaya çıkartıyor. Gabriele Adorno rolü gösterişli bir rol sayılmayabilir fakat birçok zor frazı ve tesitür olarak yüksek ve zorlayıcı “Sento avvampar nell’anima” aryası büyük ustalık ister. Stefano Secco çok doğru tekniği ve müzikalitesiyle bütün bu zorlukların üstünden başarıyla geliyor; üstelik bize bu zorlukların hiçbirini hissettirmiyor. Kesinlikle daha çok opera kaydında yer alması gereken bir tenor.

 

Soprano Barbara Frittoli maalesef diğer sanatçılarla eş düzeyde değil. Orta tonları güzel ve yuvarlak fakat özellikle Fa ve üzerinde ses odağını kaybedip dağılıyor. Karakterizasyon olarak da oldukça tekdüze. Tenorla olan birinci perde düeti “Cielo di stelle orbato”da o kadar soğuk ki Gabriele’nin onun karşısında nasıl bu kadar tutkulu olduğuna hayret ediyorsunuz.

 

Paolo rolü her ne kadar yan rol gibi görünse de önemli ve etkili bir rol. Marco Caria gerek vokal gerekse ifade olarak çok başarılı bir Paolo.

 

Şef Constantine Orbelian orkestrayı dinamik bir şekilde yönetiyor fakat Verdi’nin çok renkli orkestrasyonundaki nüansları pek yansıtamıyor. Örneğin, Amelia’nın birinci perde aryası “Come in quest’ora bruna”nın orkestrasyonunda güneşin yavaş yavaş doğuşu, ışınları, deniz dalgaları, hepsi çeşitli enstrümanlar için bestelenmiştir. Abbado’da kusursuz olarak betimlenen bu manzara Orbelian’da aceleci bir şekilde adeta geçiştiriliyor. Ayrıca orkestra ve solistler arasında bir balans sorunu var. Sanki mikrofonlar orkestranın önüne, solistler ise orkestranın arkasına yerleştirilmiş gibi. Kayıt yapılan salonun akustiğinde de yankı var.

 

Tito Gobbi’nin efsanevi karakterizasyon dehası için EMI ve Abbado’nun müthiş müzikalitesi ve üst düzey şarkıcıları için Deutsche Grammaphon edisyonları ile birlikte Hvorostovsky’nin bu Delos kaydı da kesinlikle sahip olunması gereken birkaç Simon Boccanegra kaydından biri. Aynı yıl Hampson, Opalais, Calleja, Colombara ile yapılan Decca edisyonunu her bakımdan geride bırakan bir kayıt…

 

Güuseppe Verdi

Simon Boccanegra

Constantine Orbelian (şef)

Kaunas Şehir Senfoni Orkestrası

Delos, 2015

****

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20