SÖYLEŞİ

Rus piyano ekolünü en iyi tanımlayan şey çok çalışmaktır

07.04.2020


Paylaş:

Moskova’daki Çaykovski Devlet Konservatuvarı’nda lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Naum Shtarkman, Sergei Dorensky, Ruvim Ostrovsky, Pavel Nersessian, Andrei Pisarev ve Nikolai Lugansky gibi duayen isimlerle çalışarak tamamlayan, ulusal ve uluslararası çok sayıda festivalde dinleyiciyle buluşan, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Anasanat Dalı öğretim üyesi Gökhan Aybulus’la müzik eğitimi ve kariyeri üzerine söyleştik.



Tüm konuklarıma sorduğum ve artık benim için bir ritüel hâlini alan sorumla başlamak istiyorum. Müziğe olan ilginiz nasıl başladı? İlk müzik duyuşlarınız nelerdi?

Çok küçük yaşlarda babam duyduğum her şarkıyı tekrarladığımı fark edince bana yurt dışından küçük bir org getirdi. Her gün bu orgla çalıştığımı fark edince beni Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde bir org kursuna başlattı. Bir süre burada kursa devam ettikten sonra akordeon çalmak istedim ve Sezgin Ergül’den akordeon dersleri aldım. 1990 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın yarı zamanlı programına kabul edildim ve piyano eğitimime Prof. Zöhrab Adıgüzelzade’yle burada başladım. Ortaokulda konservatuvara tam zamanlı devam etmek istedim, fakat ailemin haklı olarak kaygıları vardı. İsteğimde ne kadar ciddi olduğumu göstermek için çocuk aklımla kendimi odaya bile kapattım. Bu kadar istekli olduğumu gören annem ve babam beni kırmadılar ve eğitimime tam zamanlı olarak aynı okulda devam ettim. 

“İyi bir öğrencinin tek bir öğretmeni yoktur” diye bir söz vardır… Siz de çok sayıda isimle çalıştınız. Eğitmenlerinizi sizden dinleyebilir miyiz?

Yukarıda da belirttiğim gibi, piyano çalmaya ilk olarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvar’ında Prof. Zöhrab Adıgüzelzade’yle başladım. Eskişehir’deki öğrenciliğimin ilk yıllarında Rahmaninov’u keşfettim, daha sonra dinlediğim kayıtlar sayesinde Richter, Gilels gibi büyük piyanistleri tanıdım. O andan itibaren en büyük hayalim eğitimimi Moskova’da sürdürmek olmuştu. 2000 yılında Moskova Çaykovski Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Naum Shtarkman’ın sınıfına kabul edildim. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Shtarkman’la tamamladım. Doktora eğitimimi ise aynı okulda Prof. Sergey Dorensky’le tamamladım.

Naum Shtarkman çok önemli bir piyanist ve eğitmen, Rus piyano ekolünün en önemli yapı taşlarından Konstantin İgumnov’un öğrencisi. Eminim sizin müzik yaşamınıza da pek çok şey katmıştır…

Shtarkman herkesin idolüydü. Kendisiyle altı yıl boyunca çalışma fırsatım oldu. Piyanodan nasıl ses çıkartmak gerektiğini, piyanoyla nasıl şarkı söylenebileceğini öğrendim ondan. Ben son mezunuydum. Kaldığı hastaneden özel izin alarak mezuniyet sınavıma geldi. Yaklaşık bir ay sonra da maalesef kendisini kaybettik.

Diğer eğitmenleriniz kimlerdi?

Moskova’daki eğitimim boyunca Mikhail Voskresensky, Ruvim Ostrovsky, Pavel Nersessian, Nikolai Lugansky, Andrey Pisarev ve Nina Kogan gibi isimlerle çalıştım.

Eğitmenlerimiz bize sadece müziği öğretmezler, yaşama dair de pek çok şey kazandırırlar; üzerimizde hassas dokunuşları vardır. Rusya’daki eğitimiz sizin yaşamınıza neler kattı?

Naum Shtarkman’ın beni en çok etkileyen ve bende en çok iz bırakan yanı insanlığıydı. Rusya’ya gittiğimde, hayranlıkla izlediğim o insanların aslında ne kadar mütevazı, ne kadar doğal ve hayatın içinden insanlar olduklarını gördüm. Açıkçası böyle şeylerle çok karşılaşamıyoruz. Bu, benim orada öğrendiğim en büyük dersti. Elbette piyanistliği muhteşemdi, onu dinlerken “Bu sesler bu piyanodan nasıl çıkıyor?” diye şaşırırdık.

Çaykovski Devlet Konservatuvarı size neler kattı? Rus bestecilerine olan özel ilginizin sebebi eğitiminizi burada almanızdan mı kaynaklanıyor?

Düşünebiliyor musunuz, sizin her gün kullandığınız asansörü Şostakoviç, Oistrakh, Rostropovich, Gilels, Richter gibi isimler de kullanmış! Onların yemek yediği yemekhanede yemek yiyor, dolaştıkları yerlerde dolaşıyorsunuz. Moskova’nın her sokağında Gogol, Bulgakov, Puşkin gibi isimleri hissediyorsunuz. Dokuz sene burada kalınca bazı şeyler ister istemez içinize işliyor.
Konservatuvarın bana kattığı en önemli şey, piyanoda şarkı söyleyebilmenin ne demek olduğunu öğrenmemdir. Oda müziğinin dışında çok yoğun içerikli bir eşlik dersimiz vardı, beş yıl boyunca şan eşliği yaptık. Unutmamalıyız ki biz enstrümancıların şancılardan öğreneceği çok şey var.





Piyano ekollerinden konuşalım biraz da…

Rusya’da dokuz yıl yaşadım ve Rus ekolü nedir sorusunu hep kendime sordum. İnanın Ruslar bile kendi içlerinde çok fazla ayrışıyorlar. Genç ve yaşlı hocalar, daha yenilikçi olanlar veya daha gelenekçi olanlar… Görüşleri ve müziğe yaklaşımları çok farklı. Ama hepsinin bir ortak noktası var, o da çok çalışmak ki Rus ekolünü en iyi tanımlayan şey de herhâlde budur.


Hem konser piyanistliği hem de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda eğitmenlik yapıyorsunuz. Eğitmenlik yönünüzle ilgili neler söylersiniz? 

Bildiğiniz gibi, bizim eğitimimiz usta-çırak ilişkisi gibidir. Her usta, çırağına bildiği her şeyi öğretmelidir ve onları kendinden daha iyi olacak şekilde geliştirmeye çalışmalıdır. Bizim işimizde usta bir eğitmen olabilmek için sadece araştırmak ve çalışmak yetmez, bolca sahneye çıkmanız gerekir. Ne kadar çok sahneye çıkarsanız, o kadar çok şey keşfeder ve öğrenirsiniz. Ben de öğrencilerime ustalarımdan öğrendiğim bilgileri, sahnede öğrendiklerimle birleştirip elimden geldiğince aktarmaya çalışıyorum. Umarım onlar da bu geleneği sürdürüp benden öğrendiklerini sonraki nesillere aktarırlar.

Sanatseverlere bir mesajınız var mı?

Bizler bu işi; klasik müziği zor şartlarda yapmaya ve mümkün olduğunca fazla insana yaymaya çalışıyoruz. Sanatseverlerin de bizleri bu yolda yalnız bırakmamalarını diliyoruz. Unutmayalım ki sanat toplumu aydınlatır ve ancak aydınlanmış toplumlar ileri giderler.



Ayşe Yavaş
 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20