HABER

Klasik müziğin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden birinin ne olduğunu size söyleyeyim mi?

05.05.2020


Paylaş:

Bana yıllardır şu soru sıkça yöneltilir: Klasik müzik neden ülkemizde daha fazla sevilmiyor? Bir şeyi sevebilmeniz için önce onu tanıyabilmeniz gerekir ama klasik müzik söz konusu olduğunda ülkemizde bu müzikle ‘tanışmak’ maalesef öyle kolay bir iş değil.

Son yıllarda düşüncelerimi klasik müziğin ‘terminolojisi’ üzerine yoğunlaştırdım ve düşüncelerim ‘terminoloji engelinin’ bu müziğin ülkede yaygınlaşamamasının ana gerekçelerinden biri olduğu görüşüne beni sevk etti. Sonra bir şey daha fark ettim. Bu müziğin aslında yalnızca ülkemizde değil dünyada da geçmişe kıyasla fazla bir karşılığının olmamasının, diğer müzikler ve tabii hepsinin ötesinde popüler kültür tarafından baskılanmasının nedeninin de ‘terminoloji’ olduğu sorunsalını tartışmamız gerektiğini düşündüm.

Nedir bu terminoloji ve neden bence bu soruna yol açıyor? Terminolojinin içine allegro da giriyor majör de, inici akor da giriyor disonans da ve daha başka pek çok şey… Yirminci yüzyıldan itibaren yazılan eleştiri ve eser açıklama metinlerine bakın. Sanki bu işin tekniğine, terminolojisine vakıf bir avuç insan aralarında sohbet ediyorlar ve aralarına herkesi almamaya da niyetliler gibi bir görüntü vermiyorlar mı size de?

Eleştiriyi bırakalım, konser ve operaların program notlarına, CD kitapçıklarındaki eser açıklamalarına bakalım. Hiç düşündünüz mü, neden bu metinler bu kadar ‘teknik içerikli’ ve terminolojiyle bu kadar yoğrulmuş olmak ‘zorunda’? ‘Zorunda’ tırnak içinde çünkü yirminci yüzyılda gelişen ‘sakat’ anlayışın bizi getirip bıraktıktan sonra arkasına bile bakmadan kaçtığı nokta tam da bu.

19. yüzyılın müzik yazımına egemen olan ‘teşbihten yana zengin romantik eleştiri geleneği’ ürünü olan metinler emin olun günümüzün sade müzikseverinin okumak zorunda bırakıldığı teknik jargon yüklü metinlerine kıyasla okuması, anlaması daha kolay.

Dikkatinizi çekiyor mu, örneğin günümüzde majör ve minör tonalitelerin insan ruhunda uyandırdığı duygular üzerine hemen hiç yorum yapılmıyor. Oysa 19. yüzyılda yaşamış C.F.D. Schubart adında çok etkili olmuş müzik adamı, örneğin Si bemol majör veya Fa minör gibi her tonalitenin ruhunu ve dinleyende uyandırdığı duyguları anlattığı önemli bir kitap yayımlamış.

Gerçek şu ki 19. yüzyılın edebi sanatlardan yana zengin olan romantik değerlendirme üslubu bir sonraki yüzyılın klasik müzik dünyasında tamamen devreden çıkartıldığı ve o yöntemde ısrar edenlerin modası geçmiş görülüp damgalanmasından dolayı klasik müziğin dili gel zaman git zaman teknik jargona boğulmuş.

Günümüzün klasik müzik eleştirmenlerinin, müzikologlarının klasik müzik dergilerinde ve internet sitelerinde, CD kitapçık notlarında, konser broşürlerinde yazdıkları eser ve yorum açıklamaları, eleştirileri ne yazık ki çoğunluğun anlayamadığı, anlayamayacağını bildiği için de okumadığı, ‘laf salatasından’ ibaret bir hal almıştır.

Maalesef bu yazıları çok ama çok küçük bir azınlık layıkıyla anlayabilmektedir. İstenen bu mudur? Yani klasik müzik tıpkı geçmişte olduğu gibi günümüzde de çok küçük bir azınlığın malı olarak mı kalsın isteniyor? Bunu isteyen varsa şu noktayı gözden kaçırıyor demektir. 18. ve 19. yüzyıllarda dünya nüfusu günümüzdekinden çok daha azdı ve bu az nüfus içinde bugünküne kıyasla çok daha yüksek bir nüfus klasik müzikle uğraşıyordu. Ama günümüzde hem dünya nüfusu çok arttı hem de klasik müziğe rakip olan bir sürü müzik ortaya çıktı. Bu sebepler yüzünden klasik müzik zemin kaybede kaybede bugün çok küçük bir azınlığa hitap eder duruma geldi.

Durum ortadayken, bu marjinal kitleyi büyütme peşinde koşmak yerine neden daha geniş kitlelere ulaşabilmenin anahtarı sayabileceğimiz açılımları yapmaktan çekiniyoruz? Vazgeçelim artık şu lüzumsuz teknik jargonu, öncelikli amacı halka hitap etmek ve onu aydınlatmak olan yazılarda yoğun biçimde kullanmaktan! Klasik müziğin teknik jargonunun artık tamamen ‘akademik sınırların içine çekilmesi’ gerekiyor. Halkı ilgilendirmeyen, insanı müzik üzerine okumaktan soğutan ve dinleyeceği eser hakkında bilgilendirmekten onu alıkoyan, sayısız insanı bu müziğin kapısından girecekken geri döndüren şu jargondan artık vazgeçilsin!


Bu konuda klasik müziğin tiyatro, sinema, heykel, edebiyat, resim sanatları üzerine yazılan eleştiri ve açıklama metinlerinden öğreneceği çok şey var. Klasik müzikle edebiyat sanatlarında tercih edilen eleştiri metinlerinin teknik dilini kıyaslayan George Bernard Shaw’un çok komik bir yazısını hatırlıyorum. Büyük eleştirmenin ustalıklı kıyaslaması bu iki sanattan hangisinin halka daha yakın ve halkın da o sanatın içine girmesini samimiyetle talep eden, bu konuda istekli bir anlayışa sahip olduğunu mükemmel biçimde örnekliyordu.


Bu yazımda bahsettiğim konu yüz yılı aşkın bir geçmişe sahip, kemikleşmiş bir anlayış. Bu anlayışı sarsmak, ortadan kaldırmak o kadar kolay değil ama anlayamadığım nokta, şikâyetçi olunduğunu yıllardır gözlemlediğim bu konu hakkında hiç kimsenin kılını kıpırdatmaması, herkesin ‘absürt’ olarak gördüğüm bu durumu kanıksaması.

Teknik dilin ve açıklamaların yerine nasıl bir dil ve açıklama yöntemi getirileceği konusu ayrıca tartışılması gereken bir konudur ama klasik müziğe daha fazla insanı çekmek, girmek isteyeni eli boş döndürmemek için artık bir yerlerden başlamanın gerekli olduğunu düşünen acaba bir tek miyim?

Bu yazımda gündeme getirmek istediğim konu hakkında olumlu veya olumsuz görüşlerinizi almayı çok isteriz. Görüşlerinizi info@andante.com.tr e-posta adresine yazarsanız bu konuda bir tartışma başlatmış oluruz. Görüşlerinizi ayrıca dergimizde yayımlamak da isteriz. Görüşler olgunlaştığında bu konuyla ilgili önümüzdeki sayılarda bir dosya hazırlamamız da söz konusu olabilir. Kalın sağlıcakla ve de müzikle…   

Serhan Bali

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20