Konser-Opera

Verona fatihi Karahan'dan muhteşem Don Jose yorumu

13.05.2020


Paylaş:

2000 yıllık Verona Arenası’nda 1913’ten bu yana her yıl düzenlenen Verona Arenası Festivali, bu yıl yine dünyanın dört bir yanından gelen opera tutkunlarını dünyaca ünlü sanatçıların boy gösterdiği görkemli yapımlarla buluşturdu. Yazarımız, 2016’dan beri festivalde Turandot, Carmen, Aida, Tosca ve Il Trovatore operalarının baş tenor rollerini söyleyerek büyük beğeni toplayan, sokaklarda bile alkışla ve tezahüratla karşılanan tenor Murat Karahan’ın Don Jose rolünde parladığı Carmen ile Zeffirelli’nin rejisiyle sahnelenen görkemli La Traviata yapımlarından izlenimlerini paylaşıyor.

 

İlk kez 1913 yılında Verdi’nin doğumunun 100. yılını kutlamak için yapılan Aida temsiliyle düzenlenmeye başlayan Verona Arenası Festivali, kuşkusuz opera severlerin rüyalarını süsleyen bir festivaldir. Festivalde başından beri opera dünyasının en önemli sanatçıları burada çeşitli roller üstlenmiştir. Maria Callas’ın İtalya’da ilk sahneye çıkışı burada gerçekleştirdiği La Gioconda temsiliyle olmuştur. Franco Corelli en büyük başarılarını burada yaşamış, Renata Tebaldi, Leyla Gencer, Fiorenza Cossotto, Mario del Monaco, Giuseppe di Stefano, Piero Cappuccilli, Luciano Pavarotti, Placido Domingo, Giuseppe Giacomini, Nicola Martinucci, Ghena Dimitrova ve daha niceleri Verona’nın daimî sanatçıları olmuştur. İşte böylesi önemli bir festivaldir Verona Opera Festivali.

 

Her ne kadar Arena’nın 20.000 seyirci kapasitesi olsa da son yıllarda güvenlik nedeniyle bu sayı 15.000’e düşürüldü. Arena, seyircilerin arasındayken etrafınıza baktığınızda büyüklüğü ve ihtişamıyla sizi büyüler. Sahneden seyircilere baktığınızda ise adeta sonsuzluğa bakar gibi hissedersiniz kendinizi. Sık sık temsil seyrettiğim bu Verona’da ilk kez normalden fazla bir heyecan ve gurur yaşadım bu sene. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Sayın Murat Karahan değişik operalarda çok sayıda temsil veriyordu ve ben kendisini Carmen’de seyretme şansını yakalamıştım. 2016 yılından bu yana TurandotCarmenAidaToscaIl Trovatore operalarında baş tenor rollerini böyle önemli bir festivalde söylemesi bizler için “Ne kadar övünsek azdır” dedirtecek bir başarı. Bir sanatçı, önemli bir operada sahneye çıkabilir; ama önemli olan orada kaç temsil yaptığı, kaç ayrı eser için görevlendirildiği ve kaç kere tekrar çağırıldığıdır. Karahan’ın yalnız Verona Arenası’na değil, temsil verdiği diğer önemli operalara da tekrar tekrar çağırılması ve değişik roller için teklifler alması başarısının en büyük kanıtıdır.




Zefirelli'nin efsane La Traviata rejisi seyirciyi büyüledi


1 Ağustos’ta seyrettiğim La Traviata uzun zamandır özlediğim opera keyfini yaşattı bana. Franco Zeffirelli’nin dekor ve rejisini yaptığı bu muhteşem prodüksiyon, La Traviata gibi daha intim sayılacak bir operayı Verona’nın sahnesine kusursuzca adapte etmiş. Violetta’nın evi iki katlı yapılmış. Alt katta büyük ziyafet salonu varken üst kat Violetta’nın yatak odası, şömineli bir salon ve bir diğer odadan oluşuyor. Dolayısıyla üst katta Violetta ve Alfredo “Un di felice eterea” düetini söylerken alt katta eğlence devam ediyor. Evin içindeki muhteşem aksesuarlar; Violetta’nın dev boy portresi, şömine, vazolar, dökümlü perdeler, kısacası her şey mükemmel bir lüksü yansıtıyor. Seyirciler için tam bir görsel şölen! Aynı şekilde Flora sahnesi de müthiş zengin, müthiş görkemli. Kostümlerin renk seçimi alışılagelmiş tonlar değil fakat zevkli, modelleri döneme sadık ve uyumlu. Franco Zeffirelli’nin adını opera dünyasına neden ve nasıl altın harflerle yazdırdığının ve neden ölümsüz olacağının bir başka kanıtı bu prodüksiyon.



 

Amerikalı soprano Lisette Oropesa şu anda opera dünyasının revaçta olan sopranolarından biri. Güzel fiziği ve rol kabiliyetiyle sahnede Violetta olarak inandırıcı bir görünüşe sahip. Fakat Violetta karakterini bizlere pek yansıtamadı. Birinci perdedeki önce neredeyse bıkkın, sonra bu aşka kapılmakta kararsız, daha sonra da çılgınca bir coşkuyla hayata tutunma kararı veren; ikinci perdedeki önce umutlu, daha sonra bir anda tüm umutları yıkılan kadını, “Amami Alfredo” gibi duygunun, tutkunun maksimuma ulaşacağı yerleri son derece sıradan söyledi. Karakterin bin bir yönü maalesef tek boyutlu olarak kaldı. Oropesa’nın sesindeki vibrasyon aralığı oldukça sık. Ajilite ve ritmi oldukça sağlam fakat “Sempre libera” kabalettasını ve tiz notalarını oldukça temkinli ve adeta marke eder gibi söyledi.

 

Alfredo rolündeki Vittorio Grigolo ise tam tersine müthiş tutkulu, genç, ateşli bir âşıktı. Sahne üzerindeki tavrı seyirciyi bir anda avucunun içine aldı. Ses rengi güzel; tizlerde zorlanmayan, Alfredo rolünde günümüz sanatçıları içinde ideale en yakın tenorlardan biri Grigolo. “Oh mio rimorso” kabalettasının zorluğunun üstünden başarıyla gelip oktav yukarı Do ile finale ulaşması seyircilerden haklı olarak büyük alkış aldı. Bazı yerlerde tona alttan girip sonra notaya ulaşması umarım sadece bu temsillik bir durumdur ve şancıların zaman zaman farkında olmadan edindikleri kötü alışkanlıklardan biri hâline gelmez. 

 

Gecenin şüphesiz en çok beklenen ve merak edilen solisti Germont rolündeki Placido Domingo’ydu. Şu anda 78 yaşında olan (Bazı eski İspanyol kaynaklarında 83 yaşında olduğunun yazıldığı söylenir!) dünyanın en çok temsil yapmış ve en çok sayıda değişik eseri yorumlamış efsanevi tenoru sahneye çıkar çıkmaz bütün arena seyircisi coşkun bir alkışla karşıladı. Ses renginde en ufak bir değişiklik veya yıpranma belirtisi yok, 20 sene önceki renginden hiçbir kayıp yok ve ses hiçbir şekilde sallanmıyor. Ses rengi, bariton rolleri söylemesine rağmen hâlâ tenor. Nefes ve tiz problemleri yaşaması, kimi yerde sözleri karıştırması ve vücut yorulması sonucu ritmi bazen itip bazen çekmesi opera sanatına bunca yıl üst seviyede hizmet eden ve etmekte olan biri için normal görülüyor. O yaşta hâlâ başrole yakın bir parti söyleyebilmek ancak büyük bir müzisyenlik ve engin bir tecrübenin sonucu.

 

Yan rollerden sadece Flora rolündeki Clarissa Leonardi ve Baron rolündeki Gianfranco Montresor’dan bahsetmeye değer. Diğer küçük roller, özellikle Grenvil rolündeki Alessandro Spina ise hayal kırıklığı… Yan rol dağılımının bu kadar zayıf olması sorununa, ilerleyen paragraflarda Carmen incelemesinde daha detaylı değineceğim. Bu arada, merak ettiğim bir başka konu, ikinci perdede Giuseppe rolündeki Max Rene Cosotti’nin neden sahneye girip “Per voi” demediği. Bu sözü Annina söyledi. Acaba bu değişiklik bilerek mi yapıldı yoksa antre kaçırdığı için Annina mı durumu o anda kurtardı?



 

Flora sahnesindeki Giuseppe Picone tarafından yapılan koreografi biraz daha coşkulu ve canlı olabilirdi. Ne de olsa Zeffirelli’nin film versiyonunda Ekaterina Maksimova ve Vladimir Vassilev, Alberto Testa’nın koreografisiyle dans ediyorlardı.

 

Orkestra şefi Marco Armiliato deneyimli bir şef fakat muhteşem orkestra ve korodan çok daha başarılı bir yorum çıkarabilirdi. Özellikle birinci perde sahne gerisindeki orkestra ve solist-korist uyumu bir türlü sağlanamadı. Müzikal olarak sıradan, nüans ve notasyonlara yaklaşımı fazla özellikli olmayan bir şeflik yaptı Armiliato.


Kariyerinin doruğundaki Karahan müthiş bir Don Jose idi

 

2 Ağustos’taki Carmen’de, Hugo de Ana eserin dönemini İspanya iç savaşına, diktatör Franco dönemine çekmiş. Opera bir flashback ile başlıyor. Prelüd sırasında, Don Jose’nin kurşuna dizilmesini gösteriyor bize. Daha sonra Michaela bisikletle sahneye giriyor. Sahnede eski püskü bir kamyon ve araba var. Üçüncü perde, kaçakçılar sahnesi, demir tellerle çevrili bir alanda geçiyor. Dördüncü perde sahnede mini bir arena kuruluyor. Final düeti esnasında arenada olanlar gösteriliyor. Don Jose, Carmen’i arenanın içinde bıçaklıyor. Carmen kanlar içinde arenanın dışına çıkıp orada ölüyor. Tüm bunlar reji açısından çok çarpıcı değil, fikirler çok yeni değil, görsel olarak etkileyici değil, (belki tahta çitlerle oluşturulan arena hariç) üstelik sahne üzerinde sürekli bir karmaşa var. Don Jose, Carmen’in eski bir kamyonetin üzerinde söylediği Habanera’sı boyunca bozuk bir arabanın motorunu tamir ediyor. Escamillo “Votre toast” a başladığı zaman uzun bir süre nerede acaba diye aramak zorunda kalıyorsunuz.

 

Carmen rolündeki Ksenia Dudnikova benim için hayal kırıklığı oldu. Maalesef kaba, seksilikten uzak, neredeyse basit bir kadına dönüştürdü Carmen rolünü. Oysa ki bu rolün bin bir çeşit yönü vardır. Carmen ne tam budur ne de tam odur. Hepsinden, her şeyden oluşan bir karışımdır. Onu elde tutmak, gizemini çözmek mümkün değildir. Ses rengi çok güzel olan, gerçek mezzo tınılı, sıcak bir sese sahip Dudnikova. Zaman zaman tonlara düz başlıyor ve vibrasyon sonradan geliyor. Segudilla’da Si bemol’ü tradisyonel olarak oktav yukarı alıp tona hâkim olamayınca finaldeki Si’nin gelmeyeceğini tahmin etmek zor olmadı. Özellikle üçüncü perde kart aryasında hem göğüs tonlarını miks bir şekilde almak yerine orta tonlardan kopup bir anda göğüs sesine geçmesi hem de entonasyon problemleri oldukça barizdi. Sahne üzerindeki duruşuyla ve orta tonlarının güzelliğiyle belki Rus repertuvarında daha etkileyici temsiller vereceğini düşünüyorum.

 

Yazımın başında da belirttiğim gibi Murat Karahan gerçekten övünülecek bir Don Jose sundu bizlere. Sahne hakimiyeti olan, Don Jose’nin uzun süre kontrol altında tuttuğu fakat patlamaya hazır öfkesini seyirciye yansıtan, oyunculuk açısından etkileyici bir Jose’ydi seyrettiğimiz. Hem teknik hem de vokal açıdan kusursuzdu. Zaten rahat olduğu bilinen tiz tonlarını, orta ve pes tonlara bağlaması, dinlerken kendinizi Jose’nin müziğine en ufak bir tereddüt yaşamadan bırakmanızı sağlıyor. Temsil esnasında değerli sanatçı ve eğitimci Sabahat Tekebaş’ın yıllar önce karşılıklı konuşurken söylediği sözler geldi aklıma: “Şan yapmak forte ile bağırma arasındaki farkı anlayınca başlar.” Arena’da söylemesine rağmen bu farkı çok iyi yansıttı Karahan. En önemlisi ise güzel müzik yaptı. Fransız stiline uygun cümle yapması, bağ içinde söylemesi, “La fleur que tu m'avais jetée” aryasında sayısız nüans yaparak seyircilerden uzun süre kesilmeyen haklı alkışını aldı. Karahan hem ses hem teknik hem de sahne olarak kariyerinin doruğunda.

 

Carmen operasında çok alkış alan ve akıllarda yer eden isimlerden biri de Michaela rolündeki Ruth Iniesta’ydı. Yuvarlak sesi, prıl pırıl tiz tonları, sempatik sahnesi, bağ içinde, uzun nefes gerektiren frazlarda zorlanmaması ve stile uygun müzikal nüanslarıyla bezediği Michaela karakterini hem seyretmesi hem de dinlemesi büyük bir keyifti.

 

Escamillo rolündeki deneyimli bariton Alberto Gazale sanırım en iyi gecelerinden birinde değildi. Sesinde bir parça yorgunluk, frazlarında bazı kopukluklar hissedildi. Fakat deneyimi, sahne hakimiyeti ve güzel ses rengi önemli bir bariton olduğunu hissettiriyordu.

 

Yan roller, La Traviata’da belirttiğim gibi, Carmen’de daha da kötüydü. Neden bu kadar önemli baş rol sanatçılarının olduğu bu derece önemli festivalde yan roller bu kadar sıradan sanatçılardan oluşturuldu, anlamak mümkün değil. Geçen yıllardaki temsillerde böyle sorunlar yoktu. Yan rollerden sadece Dancairo rolündeki Gianfranco Montresor bahsetmeye değer. Mercedes rolündeki Mariangela Marini ve Remendado rolündeki Roberto Covatta hemen hemen hiç duyulmazken Frasquita rolündeki Elisabetta Zizzo neredeyse bütün partisini sivri subret sesiyle bağırarak söyledi. Eserin müzikal olarak en zor bölümlerinden biri olan kuintette Frasquita ve Mercedes temponun sürekli gerisinde kalırken Remendado ve Dancairo doğru ritimde gidince neredeyse bütün bölüm boyunca bir uyum yakalanamadı. Hele Morales rolündeki Krzysztof Bączyk ne karakter olarak oturmuştu ne de entonasyonu sağlamdı. Üstelik sözleri hatırlamakta zorlandı, hatta Carmen’le olan birinci perdedeki bölümünde “Reponds” (Cevap ver!) demeyi unutunca Carmen durduk yere ona cevap vermek zorunda kaldı. Umarım önümüzdeki sezon kast seçimlerinde daha titiz davranılır.

 

Son olarak, ne kadar övülse az olan şef Daniel Oren’den bahsetmek istiyorum. Uzun ve saygın kariyeri boyunca ne büyük bir müzisyen ve ne kadar usta ve disiplinli bir şef olduğuna bir kez daha şahit olduk bu temsilde. Bulduğu sayısız nüans, orkestra ve koroya olan mükemmel hakimiyeti ve yaptığı müzik hayran bıraktı. Adeta kimi yerlerdeki Carmen orkestrasyonunun güzelliğini yeniden keşfettirdi bize. Eline aldığı her eser ışıldıyor. Onu seyretmek, onunla beraber çalışmak paha biçilemez bir şans.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20