MAKALE

Operada gerçekçiliğe aralanan kapı: Verismo

13.05.2020


Paylaş:

Opera sanatına 25-30 yıl gibi oldukça kısa bir süre tesir eden gerçekçilik akımının etkisi adeta devrim niteliğinde olur ve günümüze değin azalmadan devam eder. Artık mitolojik karakterlerin, masal kahramanlarının ve soyluların yaşantılarının yerine kendi hayatını sahnede gören “sıradan” insanların da operayla tanışmasına vesile olan bu dönem bambaşka bir algıya yol açar. Artık sahnenin ortasında durup güzel sesiyle notaları tam olarak verebilen şancılar yerine, anlatılan hikâyeye sesinin yanı sıra, tüm varlığıyla hâkim olabilen oyuncu-şarkıcıların dönemi başlamıştır. Sahneye de seyirci koltuğuna da halk hâkimdir…
 

Gerçekçilik ve tarihi altyapısı

Operada gerçekçilik akımı İtalyanca ‘vero’ (gerçek) kelimesinden türeyen verismo kavramıyla tanımlanır. Aynı adı taşıyan İtalyan Edebiyat Hareketi, Fransız natüralizminin öncülerinden Gustave Flaubert ve Emile Zola’dan etkilenen Sicilyalı yazarlar Giovanni Verga ve Luigi Capuana tarafından 1870’lerde başlatılır. Fransız natüralistler kentsoylu sıradan insanın yaşam öyküsünü sosyal değişim arzusuyla birleştirirken, verist İtalyan yazarlar daha az idealist bir yaklaşımla kırsal ortama ya da alt-sosyal sınıfa ait kişilerin hikâyelerine odaklanırlar.
 

İtalya’da edebiyat ve operada gerçekçilik akımının başlamasında ülkenin o dönem içinde bulunduğu politik, ekonomik ve sosyal koşullar büyük önem arz eder. 1871’de İtalya’nın bir ulus devleti hâline gelmesiyle kurulan İtalya Krallığı, sanatçıları baskı altında tutan katı siyasi ve dini sansürlerin hafiflemesine olanak sağlar. Diğer taraftan bu birleşme, ülkenin ekonomisi tarıma dayalı ve sanayisi az gelişmiş olan güney bölgesi ile gelişmiş kuzey bölgesi arasında sorunlara yol açar. 19. yüzyılın son 10 yılında yaşanan politik ve ekonomik krizler köylü isyanlarına ve Kral Umberto’nun 1900’de anarşistler tarafından öldürülmesine neden olur. Tüm bu koşullar daha önceden aristokrasinin hâkim olduğu opera salonlarına daha az kültürel bilinci ve birikimi olan “sıradan” insanların da gitmesine yol açar.
 

Ülkede yaşanan çalkantıların yanı sıra, aynı dönemde tüm dünya büyük çaplı sosyal, kültürel, teknolojik ve politik bir değişim geçirmektedir. Modern sanayi, devletlerinin ve kentsel politikaların ortaya çıkışı, bilimsel ilerlemenin gelişmesi, icatların artması ve Avrupa’nın gücünün sömürgecilik ve emperyalizmle zirveye çıkmasının yanı sıra, sekülerizmin yükselişi ve doğaüstü iddiaların çöküşü artık “modern”, bambaşka bir dönemin başladığının göstergesi olur. Bu değişime cevap verme ihtiyacı duyan sanatçıların varlığı ve romantizmden bıkan halkın talebi gerçekçiliğin doğmasına vesile olur. Ortalama dinleyici artık kendisini yansıtmayan mitolojik figürler, masal kahramanları, krallar ya da kraliçeler yerine sıradan “çağdaş” insanın doğasında yer alan unsurları (şiddet ve vahşet de dâhil olmak üzere) görmeyi tercih etmeye başlar.
 

Dönemin en yetkin bestecisi Verdi’nin (1813-1901) son iki operası olan Otello (1887) ve Falstaf (1893) arasındaki uzun boşluk ve Milan Konservatuvarı kökenli Giovane Scuola (Genç Okul) olarak adlandırılan yeni jenerasyon besteci grubunun (Puccini, Mascagni, Leoncavallo, Giordano, Cilea, Catalani ve Franchetti) ortaya çıkışı bu akıma ivme kazandırır.

 

Gerçekçi operaların özellikleri

Operada gerçekçilik, aslında üzerinde tam olarak uzlaşı sağlanmış bir terim değildir. Kimi müzikologlar gerçekçiliğin “Yeni Okul” ve İtalyan operalarıyla sınırlandırılmaması gerektiğini ve gerçekçiliğin genel anlamda ilk verismo operası sayılan Cavalleria Rusticana’dan (1900) daha önce başladığını savunurlar. Bu yargıya göre Verdi’nin La Traviata’sı (1853) sadece mütevazı olmayıp, aynı zamanda ahlakı şaibeli bir kadın kahramanı sergileyerek verismonun yolunu açmıştır. Benzer şekilde Mussorgsky’nin Boris Godunov’unun (1874) prensler ve kilise liderlerinin yanı sıra köylülere odaklanması ve librettonun doğal konuşma diline yer vermesi nedeniyle akıma öncüllük sağladığı iddia edilir. Bunun yanı sıra Bizet’nin Carmen’inin (1875) sigara fabrikasındaki kadın işçileri, yerel polis memurlarını, kaçakçıları ve cinayeti yansıttığından, gerçekçi opera sayılması gerektiği düşünülür.
 

Daha çok rağbet gören karşıt görüş ise kahramanların “ortalama insan” olmasının yeterli olmadığını, verismo operalarındaki “günlük hayatın” çok daha grift ve karanlık olduğunu ve bunun çok daha yoğun ve baskın bir müzikal altyapıyla desteklenmesi gerektiğini öne sürer. Yine benzer mantıkla, verismo türünde ürünler veren bestecilerin her bestesinin bu akıma dâhil edilemeyeceğini, bu bestecilerin yeri geldiğinde bu janrın dışında da operalar ürettiğini iddia eder. Bu görüşe göre, gerçek verismo operalarında ilişkilerin en kaba tezahürlerle, yani şehvet, kıskançlık ve intikam hikâyeleri ve korkunç bir tutku suçuyla sunulduğu; müziğin bel canto’nun “güzel sesinin” hâkimiyetinden uzaklaşarak çığlıklar, gülüşler ve haykırışlarla beslendiği ifade edilir. Bu bakış açısıyla verismonun en gerçek örneklerinin Mascagni’nin Cavalleria Rusticana’sı, Leoncavallo’nun Pagliacci’si, Puccini’nin Tosca ve Il Tabarro’su, Cilea’nın Adriana Lecouvreur’ü ve Giordano’nun Andrea Chénier’i olduğu tereddütsüz kabul edilir. Bunun yanı sıra, Puccini’nin Madama Butterfly ve La Fanciulla del West eserlerinin de bu döneme ait olduğu bazı müzikologlarca öne sürülür.
 

Çoğu müzikolog Milan Konservatuvarı’nda Puccini ve Mascagni’nin eğitmenliğini yapan Amilcare Ponchielli’nin (1834-1886) La Gioconda (1876) vasıtasıyla Verdi stili ve verismo ekolü arasında bir köprü görevi yaparak verismonun öncülüğünü sağladığını öne sürer. Opera ihanet, intikam, tutku suçları ve intiharla adeta yeni bir akımı müjdeler.
 


 

Yeni bir dönem: Mascagni ve Cavalleria Rusticana

Verismo operalarının tarihçesi Edoardo Sonzogno (1836-1920) ve Sonzogno Yayınevi’yle yakından bağlantılıdır. 19. yüzyılda İtalya’da müzik yayıncılığında lider olan Ricordi’ye rakip olarak ortaya çıkan Sonzogno’nun 1883’te başlattığı tek perdelik opera yarışmasına konservatuvardan yeni mezun olmuş Puccini Le Villi isimli eseriyle katılır, ancak dereceye giremez.
 

1888’de Teatro Costanzi’nin ilk müdürü olarak atanan Sonzogno yarışmanın ikinci etabını düzenler ve 74 katılımcı arasından Pietro Mascagni (1863-1945) verist yazar Giovanni Verga’nın tek perdelik oyunundan bestelediği Cavalleria Rusticana ile zafere ulaşır. Prömiyeri 17 Mayıs 1890’da Roma’da Teatro Costanzi’de yapılan eser Paskalya gibi huşunun egemen olacağı bir günde insanın ilkel içgüdülerine aşk üçgeni nedeniyle yenik düşerek cinayete sebep olması seyirciyi büyülemiş, 1890 Eylül’ünün başında İtalya’da kırk bir şehirde sahnelenmeye başlamıştır. Eser çok kısa zamanda sadece İtalya’da değil, aynı zamanda uluslararası opera dünyasında da çığır açar ve Madrid, Viyana, Münih, Berlin, Buenos-Aires, Paris, New York ve Saint Petersburg gibi önemli platformlarda büyük ilgiyle karşılanır.
 

Bu büyük başyapıta imzasını atan Mascagni sonradan bambaşka tarzda eserler üretmiş ve bu tutumunu şu sözleriyle belirtmiştir: “Verismo müziği öldürüyor; sadece şiir, romantizm ilham kanatları sunabilir.”Pastoral bir komedi olan L’amico Fritz (1891), Japonya’da geçen sembolist bir çalışma olan Iris (1889) ile Orta Çağ romansları olan Isabeau (1911) ve Parisina (1913) besteciye o büyük başarısını tekrarlama imkânı sunmaz. Mascagni ömrünün son döneminde yaşadığı hayal kırıklığını şöyle ifade eder: “İlk once Cavalleria’yı yazmam çok yazık, kral olmadan taçlandırıldım.”




Cavelleria
'nın ikiz kardeşi: Pagliacci

Cavalleria Rusticana’nın sansasyonel başarısı birçok besteye ilham vermiştir, bunlardan biri de Ruggero Leoncavallo’nun (1858-1919) Pagliacci operasıdır. Bu ilk başarıdan iki yıl sonra Sonzogno’nun yeniden başlattığı opera yarışmasının galibi Puccini’nin konservatuvardan dönem arkadaşı, Fransa’da müzik kariyerini sürdürmüş ve besteci Jules Massenet’le arkadaş olmuş Leoncavallo olur.
 

Pagliacci operası konusunu Leoncavallo’nun babasının yargıçlığını yaptığı gerçek bir olaya borçludur. Calabria’nın bir köyünde gezici bir tiyatro kumpanyasının baş aktörü sahnede yine oyuncu olan karısını namusunu temizlemek için öldürür. Bestecinin Fransa’da yaşadığı dönem izlediği Carmen’in içerdiği cinsellik, aldatma, intikam ve cinayet öğelerinden etkilenerek yazdığı iddia edilen eser, o zamana kadar bestelenen türlerden tamamen farklıdır; seyirciye “commedia dell’arte” (sanatsal komedi) tarzında “oyun içinde oyun” sunulmaktadır. Seyirci önünde palyaçolar olarak Harlequin ve Colombine rollerini oynayan ikili, oyundan gerçek hayata döner ve aldatılan koca karısıyla sahnede yüzleşir, opera iki cinayetle ve “Komedi bitti!” sözleriyle sona erer.
 

21 Mayıs 1892’de ilk kez o zamanlar tanınmayan bir şef olan Arturo Toscanini’nin yönetiminde Milano’daki Teatro dal Verme’de sahnelenen eser 1895’te Metropolitan Operası’nda Cavalleria Rusticanaile art arda sunulmuş ve bu gelenek günümüze kadar uzanmıştır. Sahne ve yaşamı eşleştirerek alışılmadık derecede rahatsız edici bir şiddet trajedisi sunan opera, bestecinin tek başyapıtı olmuştur. Puccini’nin La Bohème’inden bir sene sonra prömiyerini yapan aynı adlı operası (1897) Pagliacci’nin gölgesinde kalmış, görece daha çok bilinen diğer operası Zazà (1900) ile de besteci eski şaşaayı yaşayamamıştır.

 

Fransız kahramanın gerçek hikâyesi: Andrea Chénier

Umberto Giordano’nun (1867-1948) verismoya başlangıcı Cavalleria Rusticana’nın birinciliği kazandığı yarışmada ilk operası olan Marina’nın altıncılık kazanmasıyla başlar. Müteakiben Edoardo Sonzogno tarafından sipariş edilen Mala Vita (1892) tüberkülozu tedavi edilirse bir fahişeyı ıslah etme sözü veren işçinin hikâyesini anlatır ve skandallara neden olur.
 

Giordano bu hayal kırıklığını Fransız İhtilali sırasında idam edilen şair André Chénier’in (1762-1794) yaşamına dayandırdığı operasının La Scala’da 1896 yılında başarıyla sahnelenmesiyle yener. “Her devrim önce evlatlarını yer” sözünü vurgulayan eser “büyük opera” janrı ile verismonun ilkel duygularını birleştirmiş, aristokrat sınıf ve proletarya arasındaki ihtilal öncesi uçurumun yanı sıra, gücün yanlış ellere geçince nasıl tehlike arz ettiğinin altını çizer.
 

Giordano’nun Fransız yazar Victorien Sardau’nun oyunu Fedora’dan esinlenerek yazdığı aynı isimli eserin 1898’de Milano Teatro Lirico’da yapılan prömiyeri büyük tenor Enrico Caruso’nun parlayışına neden olur.

 

Verismonun büyücüsü Puccini: Tosca ve Il Tabarro

Giacomo Puccini’nin (1858-1924) bestecilik kariyeri neredeyse tamamen verismo akımıyla çakışır, sadece Le Villi operası (1883) Cavalleria Rusticana öncesinde bestelenmiştir. Manon Lescaut (1893) ve La Bohème(1896) ile bestecilikteki yetkinliğini ispat eden Puccini’nin Tosca’sı (1900) Fransız yazar Victorien Sardau’nun tiyatro eserinden uyarlanmıştır. Eser kaçak bir siyasi mahkûm, devrimci bir ressam ve bir opera şarkıcısının acımasız bir polis şefi tarafından takibini ve iki sanatçı sevgilinin, politik gücünü kötüye kullanan polis tarafından birbirinden koparılmasını anlatır. Sahnede yaşanan işkence sözlü ve müzikal olarak kuvvetli bir şekilde tasvir edilirken, seyirci fiziksel ve ruhsal işkence, cinsel taciz, cinayetler ve intiharla dolu olay örgüsüyle sarsılır.
 

Puccini’nin birer perdelik üç operadan oluşan Il Trittico’sundan ilki olan ve librettosu Didier Gold’un La Houppelande adlı oyunundan uyarlanarak yazılan Il Tabarro, I. Dünya Savaşı sırasında hazırlandığı için prömiyeri savaştan uzak olan New York Metropolitan Operası’nda 14 Aralık 1918’de sahnelenir. 1890’ların Paris’inde tenekeciler ve rıhtım işçilerinin dahil olduğu bir arka planda, Seine nehri kıyısında geçen hikâyede mavnacı Michele karısı Giorgetta’nın aşığı Luigi’yi boğarak öldürür ve cesedini pelerinin altına saklar, sonra da vahşi bir şekilde karısını pelerinin altında ne olduğunu görmeye çağırır. Operaya iki aşığın “gerçek Paris” hayalini ve özlemini yansıtan düet dışında tamamen karanlık bir müzikal altyapı hâkimdir. Eşler arasındaki yaş farkı ve yaşam görüşlerindeki farklılık, kaybedilen bir çocuk, nehir kıyısında olmaktansa şehrin tam ortasında yaşamaya duyulan tutku, aldatma ve cinayetle birleşince ortaya versimo akımının en başarılı örneklerinden biri çıkmıştır.
 

Puccini, dönem arkadaşlarına kıyasla daha istikrarlı bir kariyer çizgisi takip etmiş ve besteciliğini Madama Butterfly (1904), La fanciulla del West (1910) ve Turandot (1926) ile taçlandırmıştır.


Tiyatro divasının hazin sonu: Adriana Lecouvreur

Francesco Cilea (1866-1950) Alphonse Daudet’in eserini adapte ederek bestelediği L’Arlesiana’nın (1897) başarısı üzerine Sonzogno tarafından sipariş edilen Adriana Lecouvreur ile asıl büyük başarısını yaşar. Komedi ve tradejinin hâkim olduğu, Massenet’nin müziğinden esintiler taşıyan ve Paris’te 1730 yılında Comédie-Française sahnesinde tiyatro divasının yaşadığı dramı anlatan opera, 1902’de Milano Teatro Lirico’da ünlü tenor Enrico Caruso’nun varlığıyla başarılı bir prömiyer yapmıştır. Besteci uzun yıllar çalışsa da aynı başarıyı yakalama imkânını bulamamıştır.


Verismonun son dönemi

Kimi müzikologlar verismonun bitişi için 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nı, kimileri de 1920 yılını işaret eder. Verismonun ikinci dalga bestecileri La Generazione dell’Ottanta (1880 Jenerasyonu) olarak adlandırılır ve Puccini’nin ölümü üzerine Turandot’u tamamlayan ve Cyrano de Bergerac ile Risurrezioneoparalarını besteleyen Franco Alfano’yu (1875-1954), L’Amore dei Tre Re’nin bestecisi Italo Montemezzi’yi (1875-1952), Ermanno Wolf-Ferrari’yi (1876-1948); Ottorino Respighi’yi (1879-1936), Francesca da Rimini’nin bestecisi Riccardo Zandonai’yi (1883-1944) ve neredeyse tamamen unutulmuş Primo Riccitelli’yi (1880-1941) kapsar.
 

Daha Cavalleria Rusticana tüm opera dünyasını altüst etmişken gelişen sembolizm ve ekspresyonizm hareketleri akıma darbe vurur. Akımın İtalya dışındaki izleyicileri arasında ise Gustave Charpentier (Louise), Eugen d’Albert (Tiefland), Ignatz Waghalter (Der Teufelsweg and Jugend), Leos Janácek (Jenufa), Jules Massenet (La Navarraise) ve Menotti’nin çağdaş eseri The Consul in America bulunur.
 

Önerilen kayıtlar

La Gioconda

1952, Warner Classics, Antonino Votto, Maria Callas, Gianni Poggi, Paolo Silveri, Fedora Barbieri

1957, Decca, Gianandrea Gavazzeni, Anita Cerquetti, Mario Del Monaco, Cesare Siepi, Giulietta Simionato

1967, Decca, Lamberto Gardelli, Renata Tebaldi, Carlo Bergonzi, Robert Merrill, Marilyn Horne

1987, Sony, Giuseppe Patane, Eva Marton, Giorgio Lamberti, Samuel Ramey, Livia Budai

 

Cavalleria Rusticana

1953, EMI Classics, Tulio Serafin, Maria Callas, Giuseppe Di Stefano

1966, Deutsche Grammophon, Herbert von Karajan, Fiorenza Cossotto, Carlo Bergonzi

1982, Decca, Georges Prêtre, Elena Obraztsova, Plácido Domingo

1991, Deutsche Grammophon, Giuseppe Sinopoli, Agnes Baltsa, Placido Domingo

 

Pagliacci

1953, EMI, Renato Cellini, Jussi Bjorling, Victoria de los Angeles, Leonard Warren

1968, Deutsche Grammophon, Herbert von Karajan, Jon Vickers, Raina Kabaivanska, Peter Glossop

1982, Decca, George Peretre, Placido Domingo, Teresa Stratas, Juan Pons

 

Tosca

1953, EMI, Victor de Sabata, Maria Callas, Giuseppe di Stefano, Tito Gobbi

1959, Decca, Francesco Molinari-Pradelli, Renata Tebaldi, Mario del Monaco, George London

1962, Sony, Kurt Adler, Leontyne Price, Franco Corelli, Cornell MacNeil

 

Il Tabarro

1971, Sony, Erich Leinsdorf, Leontyne Price, Placido Domingo, Sherrill Milnes

1991, Decca, Bruno Bartoletti, Mirella Freni, Giuseppe Giacomini, Juan Pons

1997, EMI, Antonio Pappano, Maria Guleghina, Neil Shicoff, Carlo Guelfi

 

Andrea Chénier

1960, Orfeo, Lovro von Matacic, Franco Corelli, Renata Tebaldi, Ettore Bastianini

1963, Warner, Gabriele Santini, Franco Corelli, Antonietta Stella, Mario Sereni

1985, Disky, Julius Rudel, Placido Domingo, Anna Tomowa-Sintow, Giorgio Zancanaro

 

Adriana Lecouvreur

1959, Opera D’oro, Mario Rossi, Magda Olivero, Franco Corelli, Giulietta Simionato, Ettore Bastianini

1961, Decca, Franco Capuana, Renata Tebaldi, Mario del Monaco, Giulietta Simionata, Giulio Fioravanti

1977, Sony, James Levine, Renata Scotto, Placido Domingo, Elena Obraztsova, Sherrill Milnes

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20