HABER

Nadia Boulanger'den Nisan Ak'a kadın şeflerin mücadelesi

08.06.2020


Paylaş:

Klasik müzik icrası alanında çalışan kadın çalgı sanatçılarından bahsederken isimlerinin başına ‘kadın’ sözcüğünün getirilmesine insanlık epeyi bir süredir aşina değil (siz hiç ‘kadın piyanist’, ‘kadın obuacı’ denildiğini duydunuz mu?). Ama ‘kadın’ sözcüğünün ismin başına hâlâ eklenmek zorunda hissedildiği bir alan var ki o da ‘orkestra şefliği’. ‘Kadın orkestra şeflerinin sayısının artması’ son on yıldır tüm dünyada mutlulukla gözlemlenen bir fenomen. Hatta olayın artık ‘zembereğinden boşalmış’ bir hale dönüştüğünü gözlemlemek mümkün. Demek ki, başta dinleyiciler olmak üzere klasik müzik camiası ‘kadınlardan orkestra şefi olamayacağı’ türünden yozlaşmış anlayışa yönelik içten içe tepki duyar hale gelmiş olmalı ki son dönemde ortaya çıkan kadın şefler klasik müzik camiasından ve toplumun diğer entelektüel kesimlerinden muazzam bir ilgi ve destek görmekteler.
 
Kadınların da orkestra şefliği yapmalarının Fransız besteci ve pedagog Nadia Boulanger (1887-1979) ile ciddi anlamda başladığı söylenebilir (İdil Biret’in de hocalığını yapmış olan Boulanger Nisan 1912’de Société des Matinées Musicales Orkestrasını yöneterek şeflik kariyerine adım atmıştı). Onun ardından 20. yüzyılın ikinci yarısında podyuma çıkan Jane Glover, Sian Edwards, Veronika Dudarova, Simone Young, JoAnn Falletta, Marin Alsop gibi sayıları bir elin parmağını geçmeyen kadın orkestra şeflerinin her biri alanlarında parlak başarılara imza atmakla birlikte klasik müzik endüstrisinin karar alıcı mevkilerinde görev yapanların şef podyumuna yönelik cinsiyetçi bakışını maalesef kıramadılar.


Kadınların da orkestra şefliği yapmalarının Fransız besteci ve pedagog Nadia Boulanger (1887-1979) ile ciddi anlamda başladığı söylenebilir

Kadın şeflerin geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı boyunca arzu edilen patlamayı yapamamış olmalarını erkek şeflerin zaten yeterince büyük olmayan pastalarını bir de kadın şeflerle paylaşmama inadından ve tabii konser/temsil endüstrisinin (orkestralar, operalar, menajerler, organizatörler, kayıt firmaları) erkek egemen yapılarından kaynaklandığı rahatlıkla söylenebilir. Klasik müzik endüstrisinin tepe mevkilerine ‘çöreklenmiş’ erkek egemen anlayışın bu son derece cesaret kırıcı tavrı yüzünden dünyanın pek çok köşesindeki dinleyiciler kim bilir kaç yetenekli kadın şefi podyumlarda izleyemedi…
 
Ama artık devir değişti. Son yirmi yıl içinde ortaya çıkan başarılı kadın şeflerin sayısında ciddi bir yükselme olduğunun herkes farkında. Alondra de la Parra, Laurence Equilbey, Mirga Grazinyte-Tyla, Emmanuelle Haim, Barbara Hannigan, Susanna Mälkki, Anu Tali gibi şefler bugün yıldıza dönüşmüş durumda (Mälkki ve Tali görece kıdemli olmakla birlikte kadın şeflerin klasik müzik gündemine oturmalarıyla artık daha çok gündeme geldiklerini söylemek mümkün). Son saydığım isimlerin arasına genç kadın şeflerimiz Nil Venditti ve bu sayının kapağına taşıdığımız Nisan Ak’ı da artık yerleştirebiliriz (Venditti’yle Türkiye’de henüz bu kadar tanınmadığı dönemde geniş bir kapak söyleşisi yapmıştık hatırlarsanız).
 
Nisan Ak müzik alanındaki doktora eğitimini ve kariyerini ABD merkezli sürdürüyor ama fırsat buldukça Türkiye’ye de gelip konserler veriyor, çeşitli projelerde görev alıyor. O da aynı Venditti gibi gayet sempatik, işine âşık olduğu belli ve sosyal tarafı güçlü bir kişi. Son özelliğinden dolayı sosyal medyada da gayet aktif, örneğin şahsi YouTube hesabında klasik müzikle ilişkisi olmayanlara yönelik bilgilendirici videolar hazırlayıp paylaşıyor. Bu sayede kısa sürede hatırı sayılır bir kitle edindi kendine. Onu podyumlarımızda yeterince göremiyoruz zira kendisinin de söylediği gibi ülkemizde senfoni orkestrası yok denecek kadar az (Sadece yaşadığı bölgede ülkemizdeki kadar orkestra bulunduğunu söylemesi şaşırtıcı değil).


Nisan Ak YouTube hesabında klasik müzikle ilişkisi olmayanlara yönelik bilgilendirici videolar hazırlayıp paylaşıyor.

Nisan Ak’la söyleşen yazarımız Ahmet Makal ‘ülkemizin kadın bestecileri ve orkestra şefleri’ üzerine hazırladığı dosyasını Nisan Ak’la bitirdi. Makal’a geleceğe kalacak ve bugün olduğu gibi ilerde çok istifade edilecek söyleşilerini hazırladığı için okurlarımız adına teşekkür ederim (Yazarımızın yeni yayımlanan ‘Toplumsal Cinsiyet Açısından Müzik ve Kadın’ başlıklı geniş makalesini de konuyla yakından ilgilenen herkese hararetle tavsiye ederim).
 


Andante’yi destekleyen okurlarımıza teşekkürüm ve bir ricam
 
Değerli okurlarımız, Covid-19 salgınının tüm dünyayı olumsuz etkilemeye devam ettiği şu günlerde Andante’nin yeni bir sayısını daha hem dijital hem de fiziksel ortamda sizlere ulaştırabilmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. İşimiz günden güne fevkalade zorlaşmakla birlikte karşımıza çıkan tüm engellere rağmen Andante’yi basılı olarak sizlere ulaştırmaya kararlıyız. Bu çabamızda yalnız da hissetmiyoruz kendimizi zira okurlarımızdan son haftalarda artan bir destek görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ama bu desteğin yeterli olmadığını, ülkemizde hâlâ ulaşmamız gereken çok büyük bir kesim olduğunun bilincindeyiz. Andante’yi bu ülkede biraz klasik müzik sevgisi, tutkusu olan herkes biliyor, tanıyor ama iş dergiyi fiilen edinmeye, ona abone olup düzenli temin etmeye geldiğinde ihmal ediliyoruz, öncelikler listesinin sonlarına düşebiliyoruz. Dergimizi düzenli takip eden, yayınımızı destekleyen okurlarımızdan ricamız, Andante’yi takip etmelerinin gerekli olduğunu düşündükleri dostlarına, tanıdıklarına, yakın çevrelerine dergimizi arada bir ‘hatırlatmaları’. Bu hatırlatmalar ve ‘Andante’ye abone olmayı düşünmez misin’ yollu küçük ‘dürtmeler’ sayesinde başka yeni okurlar kazanacağımıza ve bu badireyi de kazasız belasız atlatacağımıza kuşkum yok.
 
Geçen sayıdaki yazıma gelen tepkiler üzerine
 
Geçtiğimiz sayıda bu köşede yazdığım ‘Klasik müziğin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden birinin ne olduğunu size söyleyeyim mi?’ başlıklı yazım beklediğim gibi sizlerden ilgi gördü. Yalnızca yazının sonunda duyurduğum e-posta adresimize değil yazıyı online ortamda paylaştığım sosyal medya sayfalarımıza da tepkiler geldi. Ama yazıma en zengin içerikli ve özenli yazılmış tepkilerin e-posta adresimize gönderilenler olduğunu söylemeliyim. Gündeme getirdiğim sorunun başka müzikseverlerce de hissedilmesi ve çözüm önerileri getirilmeye çalışılması beni elbette memnun etti. Gelen yanıtları elden geçirip önümüzdeki sayıda okurlarımızla paylaşmayı planlıyorum. Sanırım bu sayfalarda okuyacağınız görüşlerin de tetiklediği yeni görüşler olacak ve böylece bu sorunsal daha da zengin bir tartışma ortamına sahip olacak. İstediğim de zaten buydu.
 
Serhan Bali

Bu yazı Andante'nin Haziran 2020 tarihli sayısının İncir Çekirdeği adlı köşesinde yayımlanmıştır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20