HABER

Klasik müzik dünyası etik değerleri neden umursamıyor?

07.07.2020


Paylaş:

Haber gündeme bomba gibi düştü... Başı son dönemde cinsel taciz iddialarıyla ciddi biçimde belaya giren, Mart 2018'de New York Metropolitan Opera'dan kovulan, itibarı beş paralık olan Amerikalı orkestra şefi James Levine, Zubin Mehta'nın daveti üzerine Ocak 2021'de Floransa'da Maggio Musicale'de Berlioz'un La damnation de Faust adlı sahne eserini yönetecek. Levine'ın Berlioz eseriyle yetinmeyip Brahms'ın Bir Alman Requiem'ini de solistler Thomas Hampson ve Hanna-Elisabeth Müller'in katılımıyla yöneteceği açıklandı. 

Şimdi bu ne demek oluyor? Levine gibi bir yüz karası nasıl bu kadar rahat aklanabiliyor? Toplum vicdanı bu konuda henüz rahatlamamışken bu acele nedir? Levine'ın 77 yaşında olması, orkestra yönetmek için birkaç yılı kaldığı düşünüldüğünden mi? Mesele buysa şeflerin yüz yaşına kadar rahatça yönetebildiği örneklerin çok olduğunu söylememe gerek yok. 

Haklarında cinsel taciz iddiaları çıktıktan, isimleri yıprandıktan sonra podyumlara geri dönen Charles Dutoit, Daniele Gatti, Placido Domingo'dan sonra James Levine'ın nesi eksik ki podyumdan uzak tutuluyor diye sorulabilir. Zaten sorun da buradan kaynaklanıyor. Klasik müzik endüstrisi bu konuda etik ilkelere göre davranmaktan gayet uzak bir tavır sergiliyor. Ahlaki değerler ya küçümseniyor ya da görmezden geliniyor. Bir şef veya şarkıcının sanatı ne kadar yüksekse geçmişte yediği haltlardan dolayı o kadar rahat affedilebileceği türünden sakat bir anlayış hakim. İngiliz şef Robert King rezaletini de unutmamak gerekir. King küçük yaştakilere tacizden ceza yemiş, hapisten çıkınca şeflik yapmaya kaldığı yerden devam etmişti (İsminin üzerinde bugün büyük bir gölge olduğunu söylemeli).

Kabul etmeli ki, klasik müzik endüstrisi sinema endüstrisinin Harvey Weinstein ve Kevin Spacey olaylarında gösterdiği tepkinin binde birini kendi içindeki çirkefliklere yönelik olarak gösterebilmiş değil. Bu basiretsizlik ve iki yüzlülüğün arkasında iki neden görüyorum. Birincisi, klasik müzik endüstrisinin sinema endüstrisiyle kıyaslanamayacak kadar küçük, etkisiz, ahbap-çavuş ilişkileri üzerine kurulu, denetimin olmadığı bir endüstri olması. İkincisi de, endüstrinin küçüklüğünden kaynaklanan tüketici kitlesinin etkisizliği ve üretici (müzisyen) kesiminin mafyatik bir yapılanma içinde 'birbirini koruma-kollama' dengesi üzerine oturması. Bundan dolayı Zubin Mehta gibi 'şef mafyası'nın önde gelen ağababalarından biri ismine güvenerek mağdur olmuş Levine 'kardeşinin' imdadına koşup, onu aklatacak gücü ve cesareti kendinde bulabiliyor. Mehta ve şürekası şu anlayıştan da cesaret alıyor olmalılar: Levine'ın ABD kariyeri tartışmasız bitti ama Avrupa bu konuda 'etiği değil sanatı önceleyen' bir yaklaşıma sahip, diğer sabıkalı şefler bugün Avrupa'da rahatça ellerini kollarını sallayabiliyor, Levine'ın nesi eksik?

Zubin Mehta'nın
kariyerinin sonbaharında bu davranışından dolayı çok ağır bir kınamaya uğrayacağını, eğer bu konserler gerçekleşirse Levine'ın haklı olarak büyük protestolara maruz kalacağını, yukarıda yazdıklarıma rağmen yine de düşünüyorum zira Levine olayı öyle kolay yutulur bir lokma değil. Tabii, bu konserler hiç gerçekleşmeyebilir de...

Serhan Bali

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20