HABER

Viyanalı bestecimiz Emre Sihan Kaleli'nin karantina günlüğü

22.07.2020


Paylaş:

Değerli Andante okurları, Serhan Bey'in dileği üzerine, size karantina sürecini nasıl geçirdiğimi özetleyen bir yazı yazmak üzere bilgisayarımın başına geçmiş bulunuyorum. "Bu dönem, bir yandan, üzerinde çalıştığım eserlere daha da yoğunlaşırken, öte yandan da uzun zamandır okunmasını ertelediğim kitapları okumak, müzikleri dinlemek ve dahası kendi iç sesime yakından kulak vermek için…" gibi bir giriş yapabilmeyi çok isterdim.

Fakat ilerleyen satırlarda göreceğiniz gibi hiç de öyle ol(a)madı. Aslına bakarsanız, şu anda da biraz acelem var, değerli okur, lütfen kusuruma bakmayın: Bu yazıyı gönderip, art arda bitirilip teslim edilmeyi bekleyen eserlerime dönmeliyim. Tabii Viyana’daki bir yeni müzik topluluğunda sanat yönetmeni yardımcısı olmam sebebiyle yapmam gerekenler de var. Şüphesiz evli olmamın doğal bir sonucu olarak eşime karşı ve ev yaşamımızı ilgilendiren sorumluluklarım da. Ve bu arada, biri 3,5 yaşında (Egon), diğeri 8 aylık (Hana) iki küçük çocuk babasıyım.

 
Birçoğunuzun malumu olduğu üzere insan yavrusu, en azından belli becerileri edinene kadar neredeyse mutlak denebilecek derecede bakıma ihtiyaç duyar. Dolayısıyla, şu an genel olarak hayatımızda olduğu gibi, Avusturya’da sokağa çıkma kısıtlamasının başladığı Mart ayı ortasından itibaren de - ve hatta bu dönemde daha da güçlü bir şekilde - çocukların bakım ve ihtiyaçları, günlük hayatımızı planlarken göz önüne aldığımız başlıca nokta oldu (Burada belki bir parantez açarak eklemeliyim ki eşim Aleksandra Hanımefendi - kendisi besteci, ses sanatçısı ve proje menajeri olmasının yanında halihazırda doktorasını da yapmaktadır - ile ortak yaşamımızda tüm sorumlulukları hemen hemen eşit paylaşmaktayız).



Yalnız, bahsettiğim planlama işi o kadar kolay ve akılcı biçimde gerçekleşmedi. Tam tersine; pandeminin hem bizi hem de yakınlarımızı ne denli yakından tehdit ettiğini anladığımız andan itibaren birçoğumuz gibi biz de derin bir kaygı duyduk. Bunlara hemen, ikimizin de büyük ölçüde sanatçı olarak çalıştığımız üzere hem sürekli evde ve çocuklarla olup hem de nasıl çalışmaya, üretmeye devam edebileceğimiz sorusu eklendi. Üstelik bu karantina döneminin ne kadar sürebileceği de hiç belli değildi: İki hafta, bir ay, üç ay?..

 
Yaklaşık bir hafta sonra eşimle şöyle bir plan yaptık: Haftada iki kez o, üç kez de ben evimize hayli yakın mesafede bulunan ve ikimizin de iş ilişkisi içerisinde olduğu Uluslararası Yeni Müzik Cemiyeti’nin bürosuna birkaç saatliğine çalışmak için gidecektik. Büroya bisikletle 10 dakikada ulaşabiliyorduk ve dahası mekân zaten hemen her zaman boş oluyordu. Yani yol boyunca ve orada bulunduğumuz zaman zarfında kimseyle temasta bulunmamızı gerektirecek bir durum yoktu ve bu plan işe yarayabilir gibi görünüyordu. Yaradı da.


 
Bana ayrılan büro saatlerinde, iki önemli yeni müzik topluluğundan almış olduğum eser siparişleri üzerinde çalışmalarıma devam ettim. Bunların haricinde, karantina dönemiyle direkt ilişkisi olan iki proje için iki küçük parça meydana getirme fırsatım oldu: İlki, Erivan’daki Ensemble Assonance isimli topluluğun çok ilginç bir buluşu olan ‘Karantina Meydan Okuması’ projesi kapsamında flüt ve viyola için yalnızca 24 saat içerisinde yazdığım minyatür. İkincisi ise, Önder Baloğlu’nun Gedik Sanat çatısı altında gerçekleştirdiği ‘Sözsüz Günlükler’ projesi için ‘den…’ isimli parça.
 
Bunların dışında yaptıklarım, sevgili okur, pek de kayda değer sayılmaz: Oğlumla - evden çıkmadan önce, dışarıda hiçbir şeye dokunmayacağımız, yalnızca bisiklet üzerinde olacağımız ve tüm parkların şu an kapalı olduklarını defalarca tekrarlayarak - bisiklet turları yaptım, eşimle beraber “yine akşam yemeği saati geliyor, bugün ne yapsak?” diye düşündüm, her gün defalarca Avusturya’da ve dünyada yeni vaka sayılarına baktım, orada yaşayan annemle Türkiye’deki durum hakkında konuştum, alışveriş sonrası pratik dezenfeksiyon yöntemleri hakkında önemli bilgiler edindim.
 
Yazımı burada sonlandırırken sizlere sağlık diliyorum, sevgili okur ve sormak istiyorum: Şimdi bu yazı, ‘deniz kenarına gidip esin bekleyen yaratıcı besteci’ klişesine indirilmiş bir darbe değildir de nedir?
 
Emre Sihan Kaleli
Viyana, 18 Haziran 2020

BENZER HABERLER

    1 YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20