MAKALE

Müzik eğitimi bir hobi midir, yoksa bir gereklilik mi?

25.07.2020


Paylaş:

Yeni Türkçesiyle “düşkü” olarak ifade edilen hobi kavramından anladığımız, hevesle başladığımız bir uğraşıyı, heves duyduğumuz müddetçe sürdürmekse şayet, müzik ne heves ne yetenek ne de başka bir koşula bağlı olamayacak kadar gerekli ve mühim bir uğraştır.

Bu sayıdan başlayarak müzik eğitimi konusunu sizlerle enine boyuna tüm ayrıntılarıyla irdeleyeceğiz. Yazı dizimizin ilk ayında, müzik eğitiminin hobinin ötesinde olan önemini, bilimsel buluşlar ışığında elde edilen bulgularla ortaya koyuyoruz. Müzik eğitiminin neden elzem olduğunu ve yetenek koşulu aranmaksızın neden bir öğrencinin eğitim ve öğretim hayatının vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini ele alıyoruz.

Beyin gelişimi ve müzik öğrenimi alanında eğitimci, araştırmacı ve yazar olan Dr. Anita Collins’in çok ses getiren, TED-Ed kanalında milyonlar tarafından izlenen çalışması, müziğin ve müzik eğitiminin önemi konusunda son derece önemli bulgular içeriyor.

Son 30 yılda beyin görüntüleme cihazlarının büyük ölçüde gelişmesiyle, nörologlar beynin işleyişini ölçen devrim niteliğinde buluşlar yaptılar. Pozitron Emisyon Tomografi (PET), Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (FMRI) gibi ileri düzey görüntüleme cihazları beynin görsel, işitsel, hafıza, akıl yürütme, problem çözme gibi bilişsel işlevleri esnasında, kan damarlarında değişen oksijen miktarını ölçerek ve metabolik değişiklikleri üç boyutlu görüntüleyerek, beynin hangi bölgelerinin uyarıldığını tespit ettiler. Müziğin beyin üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmacılar, deneklere müzik dinlettikleri an itibariyle, beynin birden fazla bölgesinin aynı anda parladığını görüntülediler.

Enstrümancılarla yapılan çalışmalarda ise bu kişilerin enstrüman çalmaya başladıkları esnada beyinlerinde, bütün bir vücut egzersizine eşdeğer, karmaşık verileri büyük bir hızla işleyen bir “şölenle” karşılaştılar. Bu kişilerin beyninde neredeyse tüm bölümler aynı anda çalışıyordu. Disiplinli ve planlı çalışmayla beynin işlevleri güçleniyor ve bu işleyiş enstrüman çalmak haricinde, günlük hayatta karşılaşılan farklı uğraşların yanında bilişsel çaba gerektiren diğer tüm eylemlere de yansıyordu. Peki bu nasıl mümkün oluyordu?

Araştırmanın sonuçlarına göre, bir enstrüman çalarken gerekli olan ince motor hareket becerileri, beynin her iki lobu tarafından aynı anda kontrol ediliyor. Muhakeme gerektiren ve mantıksal işlevleri yerine getiren sol beyin ile sezgisel, yaratıcı ve bütünsel olan sağ beyin, duyular aracılığıyla edinilen bilgiyi, aynı anda ve bir arada işleyerek birleştiriyor. Böylece doğru bir eğitim sürecinin neticesinde iyi enstrüman çalabilen kişilerde beynin her iki yarım küresini birleştirerek veri alışverişini sağlayan, sinir ağlarından oluşan corpus callosum bölgesinin hacminin ve verimliliğinin arttığı saptandı. Müzisyenlerin çok yönlü olmasının; hem akademik ve bilimsel hem de sosyal ve sanatsal alanlarda etkili ve başarılı olabilmelerinin sırrı, verileri daha hızlı ve farklı bir algıyla idrak edebilmeleridir.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, müzisyenlerin hafızalarının çok daha gelişmiş olması ve bilgileri ihtiyaç duydukları anda anımsayabilme becerileridir.

Hızlı ve kolay öğrenebilme yeteneğinin, keskin zekâ ve iyi bir hafızaya sahip olabilme koşulunun, beynimizdeki nöronların birbirleriyle kurdukları yüksek miktarda bağlantıyla ilişkili olduğu daha önceki çalışmalarla kanıtlanmıştı. Müzisyenlerin beyni müzik icra ederken; planlama, strateji geliştirme ve koordinasyonu sağlayan yürütme işlevlerini anlık bir zaman diliminde büyük bir hızla sürdürürken, aynı zamanda duygusal zekâ da özümsediği duygusal içeriği ifade eder. Öğrenmeyi kalıcı hâle getiren en önemli unsurların başında duygular gelir. Kalıcı öğrenme ise gelişmiş dikkat ve hafıza anlamına gelir. Bir enstrümanı iyi çalabilen müzisyenlerin birçok dili akıcı bir şekilde konuşabiliyor olmalarının altında yatan sebebin gelişmiş öğrenme ve hafıza becerileri olduğu böylece kanıtlanmıştır.

Tüm bu bulgular neticesinde akla şu soru gelebilir; “Bir enstrüman çalmak dışında beyne bu kadar ciddi ölçüde tesir edebilen başka ne var?” Araştırmayı yürüten uzmanların bu soruya buldukları cevap, oldukça çarpıcı ve dikkat çekici. Şimdiye kadar yapılan araştırmaların sonucuna göre ne sanatın diğer dalları ne spor aktiviteleri ne satranç ne zekâyı geliştirdiği iddia edilen bilgisayar oyunları ne de diğer etkinlikler, bir enstrüman çalmanın beyne olan muazzam etkisini geçemiyor.

Bir enstrüman çalmanın beynimize olan etkilerini tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; doğru yaşta başlanan iyi bir müzik eğitimi, bize öğrenmeyi öğreten sihirli bir zamk gibidir diyebiliriz.

Peki doğru yaş hangi yaştır? İyi müzik eğitimi nedir ve nasıl olmalıdır?
Bir sonraki sayıda tüm bu soruların cevaplarıyla tekrar buluşmak üzere…


Andante'nin Nisan 2020 tarihli 162. sayısında yayımlanmıştır.

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20