MAKALE

Son prima donna Freni'nin ardından

28.09.2020


Paylaş:

Opera dünyasının eşsiz sanatçılarından biri daha sessizce ve gösterişsiz şekilde dünyaya veda etti. Geçtiğimiz 9 Şubat’ta, 84 yaşında aramızdan ayrılan Mirella Freni, 50 yıl boyunca “tatlı”, genç kız sesiyle sahnelerden kulaklarımıza, oradan da kalplerimize ulaşmıştı.

27 Şubat 1935’te, Luciano Pavarotti gibi Modena’da, ondan altı ay önce doğmuş; aynı fabrikada çalışan annelerince aynı sütanneye teslim edilmiş; iki “çocuk” kardeş gibi büyümüşlerdi. Freni’nin Pavarotti’ye takılarak “Sütü kimin daha fazla içtiğini anlıyorum” dediği anlatılır.

Freni müziğe yatkınlığını daha beş yaşındayken, dönemin ünlü İtalyan koloratur sopranosu Toti Dal Monte’yi taklit ederek göstermiş. İlk kez 10 yaşında dinleyici karşısına çıkmış, 12 yaşında Madama Butterfly operasından “Un Bel di Vedremo” aryasıyla bir ulusal radyo yarışmasını kazanmış. Lâkin yarışma jürisinde bulunan Beniamino Gigli sesine zarar verebileceğini söyleyerek, onu beklemeye ikna edince, Freni de ciddi şan çalışmalarına 17 yaşında başlamış. Doğduğu şehrin tiyatrosunda Micaela (Carmen) rolüyle ilk kez sahneye çıktığında 20; Glyndebourne’da Zerlina (Don Giovanni) rolünde çıktığında ise 25 yaşına ulaşmıştır. Bunu Covent Garden’da Nanetta (Falstaff); Viyana’da Mimi (La Bohème) izler.

1963 yılında Herbert von Karajan’ın dikkatini çeken Freni, onun yönetimindeki La Bohème temsilinde çocukluk arkadaşı Pavarotti ile en çarpıcı Mimi-Rodolfo çiftlerinden birini oluşturarak, adeta bir marka yaratırlar. Kısa sürede Karajan’ın İtalyan operalarında favori sopranosu olur; sayısız konser ve operada birlikte çalışırlar. 1964 yılında ömrünün sonuna kadar taşıyacağı “prudentissima” (aşırı tedbirli) sıfatı verilir kendisine. Çünkü çok temkinlidir. Buna rağmen Karajan’ın Mirellina’sı (küçük Mirella anlamındaki hitap tarzı) o yıl, La Scala’da, La Traviata’da söylemeyi kabul eder. Ne yazık ki Callas’ı hâlâ unutmamış olan izleyici farklı bir Violetta dinlemeye henüz hazır değildir ve bu deneyim tatsız bir biçimde sonuçlanır. Freni, üzerinde kırbaç etkisi yapan bu olaydan güçlenmiş olarak çıkar. 1965, MET (Mimi, Liu, Marguerite, Juliette) ve Salzburg Festivali için başlangıç yılı olur. Karajan onu, sürekli, daha çetin roller söylemeye teşvik etmektedir. 1970 yılında Desdemona’yı seslendirir ilk kez. Maestro “Böyle bir Desdemona duymak için 40 yıl bekledim” der.

1973’de ünlü rejisör Rolf Liebermann’ın davetiyle gittiği Paris Operası’nda Susanna rolünü canlandırdığı Figaro’nun Düğünü, opera tarihine altın harflerle geçmiştir. Bunu 1975 yılında yine ünlü rejisör Jorge Lavelli’nin yapımı olan Faust’tan Marguerite rolü izler.

Bu yıllarda Freni’nin repertuvarını genişlettiğine, lirico spinto rejistere yaklaştığı görülür. Amelia (Simon Boccanegra), Elisabetta (Don Carlo), Aida bu döneme aittir. Karajan onu hep sınırlarını zorlamaya itmişse de “Prudentissima” fazla ileri gitmez. Sesin gücü, sağlamlığı artarken, tessiturasının tüm kademelerini eşit parlaklıkta tutmayı bilir, sesi tatlı yumuşaklığını hiç kaybetmez.
Teknik bakımdan da kendinden o kadar emindir ki orta yaşlara geldiğinde, tüm yetilerini kontrol altında tutmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren ikinci eşi ünlü bas Nikolay Ghiaurov’un da yönlendirmesiyle Rus repertuvarına girer: Tatyana (Yevgeni Onegin) ve Lisa (Maça Kızı) rolleriyle büyüler. Yine bir Çaykovski eserinde, Jeanne d’Arc rolüyle de 2005 yılında,70 yaşında Washington’da sahnelere veda eder.

Freni bundan önce Manon (San Fransisco, 1983) ve Adriana Lecouvreur (Paris, 1994) söyleme cesaretini kendinde bulur. Ama, stüdyoda kaydını yaptığı iki rolü; Tosca ve Butterfly’ı sahnede hiç söylememiştir. 1980 yılında Karajan yönetiminde, Jean-Pierre Ponnelle’nin çevirdiği bir filmde Butterfly olmayı kabul etse de ünlü şefin Turandot rolünü söyleme teklifini geri çevirir. Karajan bir daha onunla çalışmayı reddedecektir. Opera News dergisi için yaptığı bir söyleşide “Birçok bakımdan cömert bir insanımdır; ama sesime zarar vereceğini düşünürsem, asla” der.

1978 yılında evlendiği Ghiaurov’un 2004 yılındaki ölümünden bir yıl sonra kariyerine veda eden Freni kendini şan eğitimine verir ve bundan büyük zevk alır. Modena yakınlarındaki Vignola’nın Belediye Başkanı’nın önerisi üzerine bir Orta Çağ şatosunda kurduğu eğitim merkezinde, dünyanın dört bir yanından gelen şancılarla ustalık sınıfları gerçekleştirir. Genç şancıları her zaman için teşvik ettiği, yönlendirdiği, çok dikkatli olmaları konusunda ciddi ikazlarda bulunduğu bilinirdi: “Hepsi bağırıyor. Sabırlı olmaları gerektiğini söylüyorum.”, “Sesin güzel olması bir anlam taşımaz. Önemli olan yorumun derinliğidir.”

Freni sesinin tazeliği, kontrollü doğallığı, berraklığı, yuvarlaklığı ve mükemmel sahne oyunuyla opera amatörlerinin gönüllerinde yer edinmiştir. Bazı rollere öylesine damga vurmuştur ki sonradan gelenler hep onunla karşılaştırılmışlardır. Callas nasıl Tosca ve Norma’ya referans olmuşsa, Freni de Mimi, Cio Cio San ve Susanna’ya model oluşturmuştur. Kusursuz bir sese sahip olan Freni, 50 yılı aşan sahne kariyerinde hep “Sesimi korumak, sonsuza kadar söylemek istiyorum” mantığıyla hareket ettiğinden, sesi genç kalabilmişti. Canlandırdığı bütün rollerde fiziksel olarak inandırıcı olduğu gibi, kaderin oyununa gelmiş genç kız rollerine getirdiği sarsıcı yorum ve taze sesiyle 20. yüzyılın unutulmazları arasında kalacağı şüphesizdir. Freni’nin başarısının İtalyan opera repertuvarıyla sınırlı olmadığını da hatırlamak gerekir: Fransız operalarında da çok rahat, çok parlaktı. Manon, Micaela, Marguerite unutulmayacak rollerindendi.

Freni, sayısı çok kabarık kayıt bıraktı arkasında; bundan sonra sevenleri onu bu kayıtlarla anacak, anısını canlı tutacaklardır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20