MAKALE

Modernizmin kırdığı kalpler

02.10.2020


Paylaş:

Elli yıl önce dünyamızı terk eden modernizm düşüncesini üzerimizden henüz atamadığımızı savunan yazarımız, müzik ve modernizm bağıntısını işlediği yazısında, ‘geçmişten geleceğe mutlak ilerlemeci’ anlayışın müzikteki geçerliliğini sorguluyor. 
 
''İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme''

Bu söz, sosyolojinin kurucusu, pozitivizmin hararetli savunucusu, Auguste Comte'un mezar taşında yer almaktadır. 1845 yılında ortaya çıkan pozitivizm (olguculuk) ile birlikte gerçeğin matematiksel olarak ifade edilebilen yanı önem kazanmış, hurafeler, metafiziksel öğeler bilimin kapsamından çıkarılmış, ilerlemeci bir zihinsel yapı inşa edilmiş ve modernizmin önemli yapı taşlarından olan bu ilerlemeci yaklaşım, fen bilimlerinin de ihtiyaç duyduğu zemine kavuşmasını sağlamıştır. Tanımlar sıralamaktan kaçınmak istediğim için örneklerle açıklama yoluna gitmek isterim; Peter Gay'e göre de modernizmi örneklerle anlatmak, onu tanımlamaya çalışmaktan daha kolay ve açıklayıcıdır.

Michelangelo, Raffaello, Caravaggio gibi Rönesansın büyük sanatçılarını ele alalım; günümüzde yetkin bir ressam, onların eserlerini rahatlıkla kopya edebilir, hattâ bu sanatçıların tekniklerini kullanarak kendi eserlerini de üretebilir. Kopya olanlar her ne kadar üstün şekilde işlenmiş olsalar da değersiz kabul edilir. Sadece kopya oldukları için değil, eskiden yapılmış olanın üstüne bir şey katmadıkları için, yani ilerlemeden yoksun oldukları için. Ancak Rönesans eserlerinde bulunmayan bir özellik katıldığında, ilerlemeci düşüncenin göstergeleri kıpırdanmaya başlar. Nitekim Amerikalı ressam Adam Miller, Rönesans tekniği ve modern figürleri birleştirdiği çalışmalarıyla ortaya ilginç eserler çıkarıyor.

Modernizmin yirminci yüzyılda, özellikle sanayi devriminden sonra hayatlarımıza nüfuz ettiğini düşünebiliriz ancak aslında yaklaşık dört yüzyılı kapsar. Rönesansla birlikte duygusal ya da rastgele tepkilerin yerini akıl ve ussal (rasyonel) düşünce biçimi almıştır. Modernizm, Rönesanstan 1960'lara kadar uzanıp, 1980'lerde tamamen yok olan, ussal yolun diğer tüm kanıksama biçimlerinin önüne geçmesi olarak tanımlanabilen ve pozitivizmin ilerlemeci yönünü doğrudan benimseyen bir düşünme biçimidir. Modernizme göre aklın yolu birdir ve bu yüzden kendini sınırlandırır. Muhafazakâr (Tutucu) düşüncenin aksine, modernizm, devrimlerle kol kola yürür.

Ancak müzikte çok büyük devrimsel sıçrayışlar yaşanmaz. Bunun sebebi, geçtiğimiz yüzyıllardaki bilişimin bugünkü kadar sıkı ve hızlı olmamasına bağlanabilir. Müzisyenlerin çağdaşlarını dinlemesi, eserlerini incelemesi, çok daha yavaştı. Buharlı trenlerle bir haftada Avrupa'yı gezebilmek ve bir gün Almanya'da, ertesi gün İspanya'da konser dinleyebilme olanağına karşılık, Bach'ın 1705 yılında Buxtehude'yi org çalarken dinlemek için Arnstadt'tan Lübeck'e kadar yaklaşık 400 kilometreyi, yol parası olmadığı için yürüyerek kat etmesi, güzel bir örnek olacaktır. Dolayısıyla 18. yüzyılda bir müzisyen, birdenbire death metal müzik yapmaya başlasa bile ki muhtemelen deliliğe hamledilirdi, bundan yakın çevresi ve müziğe meraklı bir avuç insan dışında kimsenin haberi olmazdı.

20. yüzyıl başında ise aynı durum, tarihin en ünlü konserlerinden birinin yaşanmasını sağladı: Stravinski'nin Bahar Ayini balesinin 1913'te Paris'te yapılan prömiyerinde, müziğin geleneklerin ve estetik alışkanlıkların alışılmadık derecede dışında olması dinleyenleri kısa sürede çileden çıkarmış, en önde oturan Fauré ve Saint-Saëns salonu terk etmiş, locadan müziği merak ve ilgiyle dinlemeye çalışan Debussy ise yükselen uğultular yüzünden müziği duyamamaktan yakınmıştı. Bu büyük skandalda 40 kişi tutuklanmış, yüzlerce kişi havada uçuşan sandalyelerden nasibini almıştı.

Gelgelelim değişim dalgası önceki yüzyılların aksine öyle hızlı biçimde etkisini gösteriyordu ki 1924 New York'unda "Deneysel Çağdaş Müzik" başlığıyla düzenlenen konserde Gershwin Rhapsody in Blue adlı ünlü eserini ilk kez seslendirdiğinde, dinleyiciler arasında oturan Rachmaninoff, Stokowski ve Heifetz, bu yeni renkleri oldukça etkileyici bulmuşlardı. Gerçi Rhapsody in Blue ve Bahar Ayini, birbirlerine taban tabana zıt dillere sahiptir ve Gershwin'in müziği, geleneksel tınılara daha yakındır. Yine de Stravinski’nin üzerinde travmatik bir etki yaratmış olan Bahar Ayini prömiyeri, bestecinin farklı renklere yönelmesine sebep olmuş ve Stravinski, ömrünün geri kalanında, altmış yıl boyunca bir daha asla Bahar Ayini kadar sert bir dil kullanmamıştır.

Değişimin hızlı yayılması ve kendinden öncekini tamamen çürüterek meşaleyi devretmeye dayalı ilerlemeci düşünce yapısı, Brahms'a karşı Wagner'i cephe almaya itmiş, Çaykovski ile de aralarına kara kedi sokmuştur. 1930'larda Rachmaninoff gibi hassas ruhlu birine hayatı dar eden ve bu dünyadan küskün ayrılmasına sebep olan bu küstahlığın ayıbını kim ödeyebilir? Modernist düşünce, hayatlarımıza öyle yoğun biçimde nüfuz etmiştir ki, insanlığın gelişimini geçmişten bu yana yükselerek uzanan bir çizgi gibi düşünüyor, geçmişteki insanların bizlerden daha eksik akla ve bilgiye sahip olduğu yanılgısına düşüyoruz. Önce ateşi, sonra tekerleği bulduğumuzu ve bir öncekinin üstüne eklemeler yaparak bugünlere geldiğimizi, en iyi olanın ise en son ulaşılan nokta olduğunu sanıyoruz. Halbuki Taş Çağı'nda yaşayanların da kendi bilim insanlarına sahip olduğu gerçeği bugün biliniyor.

Biz ise eskiden yeniye yükselmeye dayalı düşünme biçimine öyle gömülmüşüz ki Mozart'ın K. 522 Müzikal Şaka eserinin finalinde politonal yazı kullanmış olmasını veya 1861'de Thomas Sutton'ın renkli fotoğraf çekmiş olmasını algımıza sığdıramıyoruz. Bir Mozart konçertoda kendi yazdığı kadansı çalan yorumcuyu stilin içine sıkışmadığı için yadırgıyor, Beethoven, Saint-Saëns veya Britten gibi bestecilerin yazdığı stil dışı Mozart kadanslarını dönemsel addedip ses çıkarmıyoruz. Teknolojiden nasibini alan çalgıların (Sanayi Devrimiyle tüm çalgıların geliştirilerek en üst düzeyde verim alacak şekilde biçimlendirilmesiyle her çalgı yeni anlatım olanakları ve yeni bir dil kazandı) gelişmiş olanaklarıyla ‘en ileri, en yeni, en iyi’ sesleri elde etme düşüncesiyle bezeli modern çalış tekniklerini, ‘iyi’ olanın ölçütü kabul ediyoruz ancak romantizm öncesi eserlerde bunları kullanmayı anakronik olduğu gerekçesiyle reddediyoruz.

Buna rağmen, ‘iyi’ olarak etiketlediğimiz parametreleri, statü ve itibar aşkına koşulsuz kullanmayı da normal sayıyoruz. Sözgelimi; Stravinski, ‘primitif’ atmosfer üzerine kurduğu Bahar Ayini'ni halk ezgilerini soyutlayarak oluşturmuş, eserin girişinde de alışılmadık bir renge, tiz fagot sesine yer vermiştir. Esasen, tenor bir çalgı olan fagotun, konfor alanının dışında, ses alanının sınırlarında gezinen bu ünlü solo, Tu, manu seséréle adlı Litvanya halk şarkısıdır. Besteci, böyle sıra dışı tını kullanarak ilkel bir yerel halk çalgısı etkisi yaratmış, fagot dağarına unutulmaz bir orkestra solosu armağan etmiştir. ‘Güzel’ çalınması güç olan bu soloyu, yüz yılı aşkın süredir sayısız fagotçu yorumlamış, en kaliteli orkestralarda ve solo, gelmiş geçmiş en önemli fagot sanatçıları tarafından defalarca kayda alınmıştır.

Fagotçular arasında kalite ölçütü sayılan bu solonun, modernist bakış açısıyla ‘en ideal, en iyi’ yorumu, çok kaliteli tonu olan bir fagot ile virtüoz bir icracı tarafından seslendirilerek gerçekleşir. Ancak ilk başta bestecinin amacı, ilkel ve sıradan bir tını yaratmak, görece ‘çirkin’ olan öğeleri kullanarak estetik değerleri alaşağı etmek değil miydi? Elli yıl önce dünyayı terk eden modernizmin etkilerini henüz üstümüzden atamadık ve Brahms, Rachmaninoff, Sibelius gibi büyük dehaları eski moda olmakla suçladık. Auguste Comte'un ilerleme amacına öyle saplandık ki aşk ilkesini unutuverdik ve yeni olanla bir düzen kurmayı beceremedik.



"Bir hayalet gibi hissediyorum, dünyaya tamamen yabancı, yapayalnız gezinen bir hayalet. Eski yazma biçimini bir kenara atamam ama yeniyi de kendime katamam. Müzik tanrılarımı bir anda bırakıp yeni olana boyun eğemem. Güncel müzik anlayışını hissedebilmek için çok çaba sarf ediyorum ama hiç bana göre değil. Öyle görünüyor ki bu yeni tarz müzik, kalpten ziyade akıldan geliyor ve bu yolu izleyen besteciler, hissetmekten çok düşünüyorlar." - Sergei Rachmaninoff, 1926

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20