HABER

İDOB 2020-2021 sezonunu Il Tabarro ile açtı

08.10.2020


Paylaş:

İstanbul Devlet ve Opera Balesi (İDOB) yeni sezon açılışını 6 Ekim akşamı 20:00’de Kadıköy Süreyya Operası sahnesinde İtalyan operasının son büyük bestecisi olarak anılan Giocomo Puccini’nin Il Tabarro operasının konser versiyonu ile Süreyya sahnesinde gerçekleştirdi.

Salgın önlemleri çerçevesinde sınırlı sayıda izleyicinin takip ettiği konser ile ilgili izlenimlerime geçmeden önce Il Tabarro’nun, Puccini’nin diğer operalarından ayrılan özelliklerine, besteci üzerindeki ileriye dönük etkisine ve opera tarihi açısından önem taşıyan ortaya çıkış hikayesine kısaca değinmek istiyorum.

Puccini, 1910 yılında La Fanciulla Del West operası üzerinde çalışmalarını sürdürürken, daha önce kimsenin denemediği üzere, aynı gecede sahnelenmek üzere tek perdeden oluşan üç tane opera bestelemeye karar verir. Birinci operanın temeli; İtalyan şair G. Adami’nin, Fransız yazar Didier Gold’un, La Houpelande adlı oyununu opera metnine çevirerek Puccini’ye Il Tabarro adıyla sunmasıyla atılmış olur. Şair G. Forzando’nun da getirmiş olduğu iki metin; Gianni Schicchi ve Sour Angelica besteci tarafından beğenilince üçleme tamamlanmış olur. Puccini bu operalara üçlü/üçlü eser manasına Il Trittico adını verir. Tüm bu süreç, proje aşamasından başlayarak icra aşamasına gelene kadar yaklaşık sekiz yıl gibi uzun bir zaman dilimine yayılır.

La Bohéme, Tosca, ve Madama Butterfly operalarında Romantizm ile gerçekçiliği ustaca harmanlayarak izleyiciye sunan Puccini, Il Tabarro’da romantik duyguları bir kenara bırakarak salt gerçekçiliğe soyunmuş ve bu eseri ile Verismo akımının öncüleri arasına girmiştir. Üçlemenin diğer operalarında, Il Tabarro’da işlenen gerçekçiliğe nazire yaparcasına Gianni Schicchi’de komedi, Sour Angelica’da ise mistik öğeler ön planda tutulmuştur. Birbirinden farklı ana temaları işleyen üç eserden oluşan Il Trittico’nun genel olarak başarılı bulunması İtalyan besteciyi yine farklı düşüncelere yöneltse de Puccini, komedi ve dramı birleştirerek bestelediği son operası Turandot’u bitiremeden 29 Kasım 1924’te hayata veda edecektir.

Evet, gelelim 6 Ekim temsiline… Konser versiyonu ile sahnelenen eserde, Michele’de Murat Güney’i, Giorgetta’da Hande Soner Ürben’i, Luigi’de Ali Murat Erengül’ü, Il Talpa’da Ufuk Karakoç’u, Il Tinca’da Onur Turan’ı, La Frugola’da Jaklin Çarkçı’yı Un Verditore’da Ufuk Toker’i, Due Amanti’de ise Ceren Aydın Akkoç - Berk Dalkılıç ikilisini izledik. Ayrıca konserde kurum solistlerinden Besnik Ademoğlu, Emrah Erdem Gedik, Ceren Şahin ve Betül Görgülü de kendilerini verilen kısa rollerde sahne aldı. Orkestra Roberto Gıanola tarafından yönetilirken, başkemancı koltuğunda ise Oleksandr Samoylenko yer aldı.

Oyunun orijinal konusunu ve önemli sahnelerini kısaca özetleyecek olursak… Paris’te Seine Nehri üzerinde mavna işleten ve aralarında bir hayli yaş farkı bulunan Michele ve Giorgetta çiftinin kötü giden evlilikleri, oğullarının ölümü sonrası daha hazin bir hal alır. Zaman içerisinde Giorgetta’nın mavnada çalışan işçilerden genç Luigi ile yasak aşk yaşamaya başlamasıyla aşk, tutku, kıskançlık ve korku iç içe geçer. Çünkü Michele, karısının kendisine karşı eskisi gibi yakın olmadığını hissetmekte ve Giorgetta’ya hüzünle ve şüpheyle sitem etmektedir. Giorgetta her ne kadar her şeyin eskisi gibi yolunda olduğunu söylese de Michele yattıktan sonra güvertede kibrit yakarak genç Luigi’ye işaret vermekte ve gece yarısı gizlice mavnaya gelen aşığıyla buluşarak kocasını aldatmaktadır. Michele şüphelerinin ayyuka çıktığı bir akşam karısının kendisini kimle aldatmış olabileceğine dair düşüncelere dalar. İçlerinde Luigi’nin de olduğu bütün işçilerden şüphelenir ancak yine de bir isimde karar kılamaz. Efkarlanarak piposunu yakar ve düşünmeye devam eder. O sırada aşığından gelecek haberi bekleyen Luigi, piponun ateşini kendisine verilen işaret olarak değerlendirir ve harekete geçip mavnaya gelir. Sesleri duyan Michele, Luigi’yi kıskıvrak yakalar ve boynunu sıkarak karısının aşığı olduğunu itiraf ettirip, genç adamı oracıkta öldürür. O sırada yaptıkları yüzünden pişmanlıktan uyuyamayan Giorgette’nin sesleri güvertede işitilmeye başlanır. Gittikçe yükselen sesleri duyan Michele telaşlanır ve öldürmüş olduğu genci kaldırarak pelerininin içine gizler. Güverteye gelen Giorgetta, Michele’ye onu üzdüğü için duyduğu pişmanlığı ifade eder, bağışlanmasını isteyerek ona sarılmak istediğini söyler. Böylece vurucu final replikleri başlar:

Giorgetta: “Sana yaklaşayım mı, ister misin?”

Michele: Nereye? Pelerinimin içine mi?

Giorgetta: Evet, o kadar yakınına… Bir zamanlar bana ‘Herkes, bazen mutluluğu, bazen de kederi gizleyen bir pelerin giyer’ demiştin.

Michele: Bazen de bir cinayeti! Gel! Pelerinime gel! Gel!

Diyerek Pelerinini açar ve Luigi’nin cesedi kadının ayakların önüne düşer. Giorgetta korkunç bir çığlık atar. Michele, karısının saçlarına yapışır ve başını zavallı Luigi’nin yüzüne doğru bastırırken perde iner.

Aşk, tutku, kıskançlık, acı ve ölüm temalarının işlendiği eserde, teatral versiyona uygun makyaj ve kostüm olmadığından, vurgulanmak istenen duyguların etkileyiciliğinin azaldığını söylersek pek de haksız sayılmayız. Ancak salgın ortamında Puccini operası dinleyebilmenin keyfiyle titiz yanımızı bırakarak solistlerin performanslarına değinerek devam edelim.

Michele karakterini canlandıran Bariton Murat Güney’in kendi aryalarında ve düetlerinde performansı iyiydi. Giorgetto rolünde izlediğimiz soprano Hande Soner Ürben’in şan performansının üst düzeyde olmasının yanında, konser versiyonu sahnelenen oyundaki teatral duruşu ve sahne arkadaşlarıyla paylaştığı vücut dili oldukça dikkat çekiciydi. Aşk acısı içinde yanıp kavrulan ve bu uğurda hayatını kaybeden genç aşık Luigi rolünde izlediğimiz tenor Ali Murat Erengül, aryalarında ve düetlerinde karakterinin yaşamış olduğu aşkı, tutkuyu, kıskançlığı ve çaresizliği fazlasıyla hissettirdi. Frugola’ya hayat veren tecrübeli mezzosoprano Jaklin Çarkçı ise dinamik ve kuvvetli sesiyle salonu adeta titretti. Frugola’nın kocası rolünde izlediğimiz ve türkü severlerin de yakından tanıdığı bas Ufuk Karakoç, Il Talpa’yı canlandırdığı kısa sürelerde oldukça iyiydi. Geçtiğimiz hafta 11. İstanbul Opera Festivali kapsamında sahnelenen Saraydan Kız Kaçırma operasında İDOB’daki ilk önemli performanslarını sergileyen kurumun çiçeği burnunda solistleri soprano Ceren Aydın Akkoç ve tenor Berk Dalkılıç, Due Amanti ikilisi olarak salonda göründükleri anlarda, eserin üzerimizde yarattığı gerginliği bir nebze bastırdılar. Konser versiyonu sahnelenen eserde göz önünde bulunan orkestra ise şef Roberto Gianola yönetiminde güzel nüanslar vererek kusursuz bir görünüm sergiledi.

Eser sona erdiğinde, salondaki kısıtlı sayıda izleyicinin bu zor şartlarda verilen konserde emeği geçen tüm ekibi dakikalarca ayakta alkışlaması ise geceden akılda kalan en güzel görüntüydü.

Yeni sezonun başta müzisyenler ve müzikseverler olmak üzere tüm sanatseverler adına en güzel şekilde geçmesini temenni eder, esenlikler dilerim.

Savaş Demirel

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20